5 Aralık 2021

Psikoloji alanında çalışmalar yapanlar kültürleri dikkate almadan yapılacak olan araştırmaların devamlı eksik kalacağını ifade etmişlerdir. Modern Psikoloji Tarihi yazarları konuyla doğrudan ilgili birçok düşünceleri açıkladıktan sonra, kültürel çeşitlilik üzerine yapılan çalışmaların giderek arttığını, Amerika’da bazı kurum ve kuruluşların psikoloji alanında yüksek lisans eğitimi için kişisel farklılıklardan olduğu kadar kültürel farklılıklardan da söz edilmesi gerektiğini vurgulamışlardır.

Bu konuda yapılan araştırmalar ve ortaya konan düşünceler; birey veya çeşitli toplulukların yapılarındaki psikolojik değerlendirmelerde, farklı kültürlerin değişik bakış açılarının dikkate alınması gerektiği doğrultusunda toplanmaya başlamıştır. Hatta Sosyoloji, Antropoloji ve benzer sosyal bilimler de aynı gerçek, yani kültürel yapı gerçeğinin dikkate alınması vurgulanmıştır. Vurgulamalarda daha çok kültürel ortam, kültürel faktörler ve kültürel olaylar öne çıkarılmaktadır. “Hiçbir insan, içinde bulunduğu kültürden bağımsız olarak davranamaz”.

Benzeri görüşler, farklı kültürel kimliklere sahip toplumlarda yapılan araştırma ve incelemeler neticesinde sağlıklı verilere dayalı bulgularla da desteklenmeye başlamıştır. Nitekim bu konuda Kağıtçıbaşı[1] yaptığı gözlemler ve edindiği bilgiler sonucunda şu görüşleri ileri sürmektedir; İnsan davranışlarının tümü kültürden etkilenir. Yurt dışındaki doktora öğrenimimden itibaren baskın Amerikan psikolojisinin bazı kuram ve varsayımlarının sanıldığı gibi evrensel olmadığını gördüm ve neyin evrensel neyin kültüre bağlı olduğunun ayırt edilmesi gerektiğine karar verdim. Bu düşüncelerden hareket edenler, her kültürün kendi yapısı içinde birtakım dünya görüşünü taşıdığı fikrinden yola çıkmışlardır. Bunun neticesinde de kültürün ortamı, faktörleri ve olayları açıklanmağa çalışılmıştır.

Meselâ kültürel ortam, gözlemlenen davranışlara ve bunların sebep olduğu bağlantılara, bu davranışların altında yatan güçleri ortaya çıkarabilecek önemli anlamlar yükler. Bu sebeple, aynı davranış farklı ortamlarda, farklı anlamlar ifade edebilir. Bireyin içinde yetiştiği kültürel yapı da “farklı ortamlar” arasında gösterilebilir. Japon kültüründen verilecek bir örnek konuyu daha açıkça ortaya koyacaktır:

Araştırmacı Azuma Japonya’da belirli bir sebzeyi yemeyi reddeden bir çocuğa Japon annenin verdiği tipik cevabın anlamını incelemiştir. Anne genel olarak “pekâlâ öyleyse yemek zorunda değilsin” der. Azuma, Amerikalı psikologların bunu, annenin çocuğun o sebzeyi yemek zorunda olmadığı (bunun yerine başka bir şey yiyebileceği) anlamına geldiği şeklinde yorumladıklarını belirtiyor. Oysa Azuma’nın belirttiğine göre, bunu söyleyen anneler çocuğun o sebzeyi yemesini en çok isteyen anneler. Bu yüzden anne büyük bir tehdit kullanıp “benim söylediklerimi yapmak zorunda değilsin” yani “Birbirimize çok yakın olduk. Ancak sen şimdi kendi bildiğini yapmak istiyorsun, ben de aramızdaki bağı çözeceğim. Senin ne yaptığınla ilgilenmeyeceğim. Sen artık benim bir parçam değilsin” diyor. Örnekten açıkça görüldüğü gibi aynı kelimeler Japon anneler ve Amerikalı araştırmacılar için çok değişik anlamlar ifade ediyor. Konu ile ilgili örnekler daha da çoğaltılabilir.

Birçok yazar da kültürel faktörlerin psikolojik durumları belirleyici etkisinin önemini kabul etmişlerdir. Erich Fromm, Wilhelm Reich, Otto Fenichel vb. Harry Stack Sullivan ise ABD'de psikiyatrinin, kültürel olayları göz önünde bulundurması gerektiğini ilk defa fark eden psikologlardır. Daha başka ilim adamları da kültürlerin öneminden yola çıkmışlardır. Ancak yine de psikolojik yaklaşımlarda "kültür" faktörünün ya geri planda tutulduğu ya da hiç dikkate alınmadığı bazı yazı ve araştırmalarda görülebilmektedir. Bu yazı çerçevesi içinde psikolojik yaklaşımlarda kültürlerin önemi tekrar hatırlatılmaya ve örneklerle işaret edilmeye çalışılmıştır.

Bireysel ya da sosyal psikolojinin bireye ve toplumlara onların sahip olduğu kültürleri doğrultusunda bakması gerektiği kabul gören bir düşünce olmuştur. Bu düşüncelerden de psikolojik yaklaşımlarda kültürlerin önemi "kültür" açısının dikkate alınması gerektiği vurgulanmak istenmiştir. Özellikle "kişilik" değerlendirilmesinde, kişinin akıl sağlığının tedavisinde, psikolojik testlerin uygulanmasında, törenler ve gelenekler içindeki davranışların ve sebeplerinin psikolojik yorumlamalarında kültürlerin önemi ortaya çıkmıştır.

Öncelikle kişilik-kültür ve birey davranışının psikolojik değerlendirmeye alınmasında kültürün önemi nedir, sorusuna "kültür"ün tanımıyla bir cevap arayabiliriz.

Kültürün çok değişik, bazıları birbirine benzeyen tanımları yapılmıştır. Ama bu kavram; bir insan topluluğunun yüzyıllarca devam eden ortak yaşayışından doğan maddî ve manevî değerlerin ve davranış tarzlarının bütünüdür, diye ifade edilebilir. Kültür denilen bu değerler bütünü, her toplumun kendine özgü ortak yaşayış ve davranışlarından doğduğundan, o topluma ait bir çekirdek yapısına ve mayaya da sahip olduğu söylenebilir. Aynı zamanda kültür, tümüyle birbiriyle kaynaşmış bir bilgi bütününe dayanan bir düşünce şekillenmesidir; bu bilgi bütünü akıl yürütmenin ve belli sayıda nesne karşısında davranış ayarlama biçimlerinin örtük referanslarını oluşturur. Sosyolojide kültür terimi bir grubun (az ya da çok geniş) üyelerinin ortak edinimlerinin (bilgi, fikir, inanış, yargı, şartlanma, tutumlar, tasarımlar, toplumsal modeller) bütününü ifade eder. Bu edinimler davranışların yönlendirilmesinde etkili olurlar. Bilinen kültürlerin her biri insanın doğası karşısında, her zaman bir tavır almıştır. Bu konuda takınılan tutumlar Tanrı’nın yarattığı olarak insandan, biyolojik tesadüfün yarattığı olarak insana kadar uzanır[2]. Bu durum ise “insan”a ve insan davranışlarına farklı yaklaşımlar getirilmesine sebep olmuştur.

Aynı kültürle yeterince yetişmiş bireylerin ortaklaşa paylaştığı durumlar; bir kültürel kişilik temel kişilik terimiyle adlandırılır. Temel kişilik bir bakıma, bütün Komançilerin Komançi, Fransızların da Fransız gibi düşünmesini ve tepki göstermesini sağlayan ortak inanışların bütünüdür. Bir araştırmacı, temel kişiliğin “bir toplumun mensuplarına özgü ve bireylerin kendi özel durumlarıyla süslediği bir hayat tarzı şeklinde kendini gösteren özel bir psikolojik biçimlenme olduğunu, bu biçimlenmenin bireysel karakter çizgilerinin içinde geliştiği matrisi oluşturduğunu” söyler. Yani tipik ve paylaşılan kültürel davranışların bütünü bir önermeler sistemi ile ilişkilidir. Bir davranışlar bütününün kaynağına bir tür “kültürel öncül” konulabilir. Bu öncüller bütünü kültürün temel mantığını kurar. İşte bu mantık bireyde içinde yaşadığı kültürden beslenmesi neticesinde bir kültürel kişilikten bahsedilebileceği anlayışını öne çıkarmıştır.

Kültürle kişilik arasında bir sebep sonuç ilişkisi bulunduğu çeşitli yazarlarca farklı şekillerde belirtilmiştir. Çünkü kişilik; yaşayışın belirli dönemleri için az çok özelliği bulunan uyum kalıplarına verilen isim olup, bu tanımlamada adı geçen uyum kişinin kendi kültürüne yapılacaktır. Yani bir bakıma bireyin kendi kültürüne uyum sağlaması daha sağlıklı bir davranış şekli olarak yorumlanabilir. Ya da bireyin davranışı kendi kültürü içinde değerlendirildiğinde daha doğru bir yoruma yaklaşılabilir. Yoksa her toplum içindeki kişiliği, kişilik davranışlarını; belirlenmiş bir psikolojik ölçü geliştirilip ona göre değerlendirilmesi çarpıklıkları artırabilir. Çünkü burada değerlendirilen kişiliğin maddî temeli değildir ki, her topluma aynı yaklaşım yapılsın. Mesela, "normal"lik anlayışı, belli bir grup içerisinde var olan ve bu grubun kendi üyelerine kabul ettirdiği belli bir takım duygu ve davranış ölçülerinin benimsenmesi neticesinde ortaya çıkmıştır. Yani davranış ölçüleri kültürden kültüre değişebilmektedir. İnsan duygular, düşünceler, fikirler ve davranışlarla fiziki yapısını değil, manevî kişiliğini yansıtır. İnsanın manevi ve toplumsal yanını ise içinde yetiştiği kültür atmosferi oluşturur. Bunun için bir bireyin kişiliğini psikolojik değerlendirmeye tabii tutarken de kültürel faktörlerin önemi ortaya çıkar.

Kişiliğin veya bir kişilikte ortaya çıkan davranışların algılanması toplumdan topluma, kültürden kültüre farklılıklar teşkil etmektedir. Cüceloğlu[3] bu konudaki düşünceleri destekler doğrultuda fikirlerini ve gözlemlerini şu şekilde aktarmaktadır: Çocuğun çevresinde gördüğü davranışları taklit etmesi sosyal öğrenmenin temelinde yatar. Biz öğrenme mekanizması nedeniyle, saldırganlık davranışında, toplumlar ve kültürler arasında farklılıklar gözlenir. Örneğin, ABD’de kaldığım süre içinde trafik kazasının sonucunda birbiriyle kavgaya tutuşan iki sürücü görmedim. Birbirine bağıran çağıran kişiler yerine, birbirleriyle hiç konuşmayan, kaza yerine polisin gelmesini bekleyen ve ancak polisin sorularına cevap veren asık suratlı kişiler gözledim.

Buradan da anlaşılıyor ki bir davranışı oluşturan motive veya sebep bilinmedikçe o davranışı kesin ve doğru yorumlamak hemen hemen imkânsız gibidir. Benzer şekilde toplumsal yapıyı oluşturan gruplar ve bunlar arasındaki ilişkiler iyice incelenip açıklığa kavuşturulmadıkça bir grubun davranışları ve bireysel davranışlar tam anlamıyla yorumlanamaz[4]. Mesela Amerikan toplumunda "hipomanik" davranış son zamanlarda patolojik kabul edilmeyen, tersine aranılan bir davranış olduğunu gösteren yayınlar mevcuttur. Buradan da anlaşılıyor ki, teori ve pratik açısından önemli olan, her toplum, her kültür ve her sınıf içinde kimin, kimler için normal veya anormal kabul edildiğinin bilinmesidir. Yani kültürlerin psikolojik yaklaşımlarda önemi alt kültürlere varıncaya kadar ortaya çıkmaktadır. Çünkü psikolojinin ve psikiyatrinin konuları içinde yer alan kişilik, ruh sağlığı, duygular, uyum, uyumsuzluk...vb. kavramların hemen tamamı, bazen bir kısım kültürlere göre farklı anlamlar kazanmakta, bundan dolayı da farklı psikolojik yaklaşımlara neden olmaktadır. Hatta "davranışçılar" ve deneyici zihniyete sahip deneysel psikologlar inceledikleri sujenin davranışlarının şekillenmesindeki kültürel etkinin farkında olduklarını bazı çalışmalarında ortaya koymuşlardır.

… devam edecek.

 

1Çiğdem Kağıtçıbaşı. Kültürel Psikoloji (2000;11)

[2]Mucchıelli, Alex. Zihniyetler. İletişim Y. İst–1991

[3]Cüceloğlu (1991)İnsan ve Davranışı.2.bası

[4] Türkdoğan, Orhan. Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi, MEB. İstanbul,1989.

Bu kategorideki Makalelerden