25 Haziran 2022

İngilizce kursundaki öğretmen, ‘korkak da olsa, bayanlara karşı davranışı iyi de olmasa, Parlamento’da, milletvekiline gallant denir’ diye anlatmıştı. 

Biz de, ‘ABD Dışişleri Bakanı Pompideo Efendi’ (lâfın gelişi, nezâket icâbı ‘efendi’ diyoruz; yoksa, tavırları hiç de efendice değil) diye başlayalım, ayağının tozuyla derler ya, öyle, vakit kaybetmeden Patrikhâneyi, sonra da Patrik Efendi’yi ziyâret etti. Patrikhâne’ye girişinde, Osmanlı tebeası olduğu hâlde, hâinliği sâbit olan ve idâm edilen Patrik Gregorius’un anısına kapalı, kilitli tutulan orta kapının kıyısından dolaşarak girmiştir herhâlde. Rumlar, o orta kapıyı, orada -Allah göstermesin- bir Türk devlet adamı asılıncaya kadar kapalı tutmaktadırlar. Oraya ana-babasıyla giden Rum çocuk, o kapıdan değil de niçin yanından dolaşılarak girildiğini sorunca, bu ham hayâl ve kin ona aşılanmaktadır. Pompidoe Efendinin bu Patrikhâne ziyâreti, ‘arkamızda Amerika var’ diye düşünenleri sevindirmiştir. 

Bu gayrı müslimin Rüstem Paşa câmiini ziyâreti de manâlıdır: ‘Burada bir kilise vardı, unutmadık; bu câmi onun yerine inşâ edildi. Hindistandaki Bâbür câmii de (muhtemelen) bir Hindu tapınağının yerinde inşâ edilmişti; İngiliz amcalarımız, teyzelerimiz Hindulara ‘muhtemelen’ diyerek nasıl akıl öğretip yüzyıllar sonra onlara câmii yıktırarak yerine tapınak yaptırmışlarsa, bu câmiin yerine de kilise yapma isteğimizi unutmuyoruz’ demek istemektedir. 

Pompideo Efendi! Fâtih Câmiinin yerinde de Havâriler Kilisesi vardı, Sultanahmed Meydanında da hipodrom vardı, oraları ziyâret etmeğe herhâlde vaktin olmadı. Ama unuttuğun bir şey var: Bu ülkede, artık uyuşukluktan kurtulmakta olan, Batı’nın içyüzünü gittikçe daha iyi gören Türkler var. Senin, anonim şirkete benzeyen, ‘nation’ dediğin, ama 72 çeşit halkan meydana gelen politik yapın birkaç on yıl daha devâm eder mi, bilinmez ama, Türkler burada Allah’ın izniyle Kıyâmete kadar kalacaklardır inşallah.

Kış kışlığını, gâvur gâvurluğunu yapacak da, biz ne yapıyoruz?

Aslında, bu gâvur tâifesi birbirini sevmez de, bize karşı birlikte hareket ederler. Patrikhâne’nin, bir zamanlar, yüksek fiyatlar vererek sur içinde yerler almağa giriştiği, bilinçli Müslümanların bunu önlediği malûmdur. 

Fâtih, Katoliklerle Ortodokslar birleşmesin diye Patrikhâne’ye birtakım imtiyazlar verdi. Fatih’in türbesine, elleri arkasında giden, “artık o’nun devrinin geçtiğini” îmâ ve fiilen ilân eden bir büyükşehir başkanımız var. Aklına gelse de Patrikhâne’yi, Beylikdüzü’ndeki, içinde Makarios’un da bulunduğu dostluk heykeli civarına nakletse iyi olmaz mı? ama onun, İngiltere’de, Clatham House’dakilerin görüşleriyle de örtüşen ‘İstanbul Kanalına mâni olmak’ gibi çok daha mühim bir meşgalesi var. Onun için, yine Ayasofya’yı gerçek hüviyetine döndüren siyâsî irâdeye iş düşüyor: gâvurlar (1856 daki ‘gâvura gâvur demek yasağı, çoktan kalktığı için, ‘gâvur’ sözünü, -hakaaret kasdı olmaksızın- bir sıfatlarını belirtmek için kullanıyoruz) şu koranavayrıs belâsıyla uğraşırken bu nakil işi için uygun zamandır gibime geliyor; seçim sonuçları dolayısıyla çatışmalar, iç karışıklıklar çıkarsa, zemin, daha da uygun olur. 

Ha, Patrikhâne’yi Moskova’ya hediye edersek, Rusya ile dostluğumuz daha bir gelişmez mi?

Not:

Bu yazı da düşünmekten korkmayanlar içindir.

Kafası şartlanmışlar için kaval sesidir. 

18.11.2020

Yazar Hakkında:

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet Maksudoğlu, Eskişehir’de Kırım kökenli bir âile içinde doğdu. İnkılâp İlkokulunu, Eskişehir  Lisesini ve Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesini bitirdi. İzmir İmam-Hatîp Lisesi’nde Meslek Dersleri Öğretmeni olarak Arapça, Farsça, İngilizce ve Hadîs öğretti. Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde İslâm Târihi Asistanı oldu. Tunus’ta doktora tezi ile ilgili malzeme topladı, dilbilgisini bildiği Arapça'nın pratiğini yapmak imkânını buldu. Dördüncü sınıfına kabûl edildiği Burgiba Yaşayan Diller Enstitüsü Arapça Bölümü’nü bitirdi. Türkiye’ye dönüp İstanbul, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde belge inceledi. "Tunus’ta Osmanlı Hâkimiyeti" konulu doktorasını verdi. İngiltere’de, University of Cambridge’de Faculty of Oriental Studies’de Türkçe öğretti, orientalistlerin nasıl yetiştirildiklerini gördü. Türkiye’ye dönüp Diyânet İşleri Başkanlığına bağlı olarak İzmit, Ankara ve İstanbul’da vâizlik yaptı. Marmara Üniversitesi'nde 1983 yılında Yardımcı Doçent, 1986 da Doçent ve 1995 yılında Profesör oldu. İzinli olarak gittiği Malezyadaki International Islamic Universty’de 4 yıl (1991-95) Târih ve Medeniyet Bölümü başkanlığı yaptı, Osmanlı Târihi öğretti. Orada iken yazdığı Osmanlı History adı geçen üniversite tarafından bastırılıp (1999) textbook olarak kullanıldı. Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde bir yıl daha öğretim üyeliği yaptıktan sonra Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi kurucu dekanı olarak Eskişehire gitti. 2004-2005 öğretim yılında izinli olarak gittiği Kazakistan’ın Türkistan Beldesindeki Hoca Ahmed Yesevî Milletlerarası Türk-Kazak Üniversitesinde, Hollanda Rotterdam Milletlerarası İslâm Üniversitesinde bir dönem öğretim üyeliği yaptı.

Yazarın diğer makalelerinden: