5 Aralık 2021

Liseli yıllarımda Fuzuli’nin “Şikâyetname”sini okuyorduk. Şiirde geçen “Selam verdim rüşvet değildir diye almadılar”dizesi çok tuhafıma gitmişti. Hatta arkadaşlar arasında “bu nasıl olur?” diye de birbirimize sormuştuk. Bazılarımız bu sözle alay etmeye kalksalar da çoğumuz bu dize üzerinde zevkli bir tartışmaya girişmiştik. O yaş ve o dönem için bir şeyler söylesek de konunun asıl özüne pek indiğimizi sanmıyorum. Yıllar sonra bu sözün anlamı bende daha açıklık kazandı. Çünkü bu söz yaşadığımız zamandaki çıkar ilişkilerini vurgulaması açısından da manidardır.  Selam verenin niyeti, selam verilenler tarafından “acaba bizden ne bekliyor” der gibi bakmaları düşündürücü elbette. Benzer durumlar aynı zamanda günümüzdeki insan ilişkilerinin karşılıklı olarak nasıl bir çıkar noktasına geldiğini gösterir. Aslında “çıkar” kelimesi belki biraz daha masumdur. Doğrusu menfaat ilişkileri dense daha yerinde olur. Buradan hareketle tüm ilişkilerin menfaate dayandığı bir topluma da Menfaat Toplumu denebilir.

Mütevazı kitaplığıma baktığımda yerli ve yabancı yazarların değişik sıfatlarla doğrudan toplumu konu edinen eserler yazmış olduklarını görüyorum. Mesela Şeffaf Toplum, Kötülük Toplumu, Hasta Toplumlar, Sağlıklı Toplum, Soyut Toplum, Gözetim Toplumu, Tüketim Toplumu, Küresel Toplum, Yorgunluk Toplumu, Kötülük Toplumu, Devlete Karşı Toplum, Gösteri Toplumu, Şenlikli Toplum, Bireyselleşmiş Toplum, Kültür ve Toplum gibi kitapları saymak mümkün. Elbette şahsen benim ulaşamadığım ve adı doğrudan toplumla ilgili başka eserler de vardır. Olması da muhtemeldir. Ancak dikkat edileceği gibi bu kitaplar arasında “Çıkar Toplumu” veya “İnsanlık Toplumu” adıyla yayınlanmış bir kitap yok. Oysa çağımızın toplumu giderek “çıkar” ilişkilerine dayalı bir hale doğru evirilmekte ve “insanlık toplumu” özlemini de daima arzulatmakta. İdeal bir düşünce olarak tam anlamıyla bir insanlık toplumu örneğinden bahsedilemezse de insanlık değerlerine daha çok yaklaşan veya bunlardan daha çok uzaklaşan toplumlardan bahsedilebilir. Elbette böyle toplumlarda bireyin, insan ilişkilerinin davranışları, düşünceleri ve hayata yaklaşımları da incelenmeye değerdir.

Raymond Williams “kültür” kavramanı incelerken bu kavramla bağlantılı, toplumların gelişim sürecinde ortaya çıkan “faydacı” (utilitarian) sözcüğünü de sayar. Yani diğer birçok kavram veya sözcük gibi bu kelimeyi de bir değişimin ortaya çıkarmış olduğunu işaret eder. İhtiyaçlar ona cevap verecek sözcüğü de maddi ürünleri de ortaya çıkarır. Faydacılık, çıkarcılık bir ihtiyaç mıdır? Bu bir başka araştırmanın, incelemenin çok geniş konusu olarak ele alınabilir. Ancak bu yazının merkezinden sapmadan çıkarcılığı toplumsal değişimler ortaya çıkarmıştır, denilirse belki bunda yadırganacak bir taraf yoktur. Çünküyadırganacak olan çıkarcılığı insan ilişkilerinin, toplumsal yapının olmazsa olmaz ilkeleri, hatta değerleri arasında görmektir.

Bu yazıda ifade edilecek olan çıkarcılık kavramını ne pragmatizmle ne yararcılık ile karıştırılmaması gerekir. Burada kast edilen çıkarcılık, biraz gayri ahlaki bir niteleme olan fırsatçılığa (oportünizm) daha yakın olan bir anlayış, uygulama ve davranıştırYani genel geçer hiçbir ahlak tanımayan bir çıkarcılık.Çıkar yani menfaat uğruna yapılmış hareket, belirti, eylemler de çıkar toplumu içerisinde ifade edilir. Çıkar Toplumundan daha çok fırsatçılığa yaklaşan menfaat ilişkilerinin olduğu toplumlarda gözlenenler, yaşananlar kastedilmektedir. Nitekim çoğu kent sakinlerinin rahatsız olduğu insan ilişkileri, bir şikâyet kaynağı olmaktan ziyade yaşadıkları ve gördüklerini tespitten ibarettir. “Ana baba bacı gardaş”ın dar gününde el olarak bir davranış göstermeleri de toplumdaki çıkar ilişkilerinin acı bir yüzünü göstermektedir. Çıkar toplumunda insanlar arasında “güven” çok zayıf olur. İnsanlar kendilerini yalnız hissettiği gibi kaygılı ve gergin de hisseder. Hayata bakışlarını pek sağlıklı olarak geliştiremez. Hatta bu tür toplumda paylaşım, doğallık, muhabbet en alt seviyede seyreder. Bireyler de buna göre davranışlar geliştirir ve ilişkilerde bulunur.

Çıkarcı bireylerin ve toplumların ortak bazı özelliklerini işaret etmek mümkündür:

Toplum içerisindeki bireyler arası ilişkilerde gözlenen davranışlar, sözler onların bazı kişilik özellikleri hakkında bilgi verir. Bu kişilik özellikleri içerisinde o bireylerden bazılarının ne kadar cömert, yardımsever, insan sever olduklarını görürüz, gözlemleriz. Bazılarının da daha çok sadece çıkarcı bir anlayış içinde olduklarını insanlarla olan ilişkilerinden anlarız. Konumuz “çıkar” olduğuna göre bu cümlelerden çıkarcı insanların ve toplumların bazı ortak özelliklerinden bahsedilebilir.

Çıkarcı Toplum, değerlerin en fazla kullanıldığı toplumdur.  Dolayısıyla böyle bir toplumdaki bireyler değerlere mış gibiönem verirler. Öyle ki değerler hem alınır, satılır, hem de bazen bir meta haline getirilirken pek fazla insandan ses çıkmaz. Demokrasiyi, hukuku, dini, ahlakı, özgürlüğü ve bütün değerleri yeri ve zamanı geldiğinde çıkarlar yönünde kullanılmaktan geri durulmaz. Aslında bu değerler ve benzerleri çıkarlar toplumundaki yöneticilerin, siyasetçilerin, kurumların ve bireylerin birer maskesidir. Çıkarlar hangisini emrediyorsa istedikleri zaman istedikleri değerleri maske olarak kullanırlar. Hatta bunda da bir sakınca görülmez. Çünkü bu değeri kullanmanın kılıfı kurnaz bir akılcılıkla önceden hazırlanmıştır. Bu hazırlanan kılıflara diğer bireyler ve hatta toplum inandırılır. İnanmayanlar ise ya akılsız ya anlayışsız yahut hain ilan edilirler. Bireylerin kendilerini oldukları gibi değil olmaları gerektiği gibi algılayarak davranışta bulunmaları çıkar toplumlarında daha fazla gözlemlenir. Bu da normal dışı hastalıklı bir durum olarak karşımıza çıkar.

Çıkarcılar genellikle işi düşmeyene kadar aramazlar: Çıkar söz konusu olunca adını duyduğu herkese sahici bir dost gibi davranışlar, tabir yerindeyse kuyruk sallamalar, işi bitince hayattan silmeler. Mesela haksız bir isteğini yerine getiren insanı “büyük, değerli” olarak ilan eder. Lakin bu adaletsiz isteğini yerine getirmeyen kişiyi ise “adam olmaz, haysiyetsiz” gibi ifadelerle küçümseme, aşağılama üslubunu kullanır. Bunlar haklı haksız makamların, güçlerin kuyruk sallayanlarıdır.

Çıkarı sezdiklerinde en nefret ettikleri insanların çevresinde biterler. Yani dün küfrettikleri bugün çıkar elde edeceği yere gelmişse onlara övgülerinde sınır tanımazlar. Hatta menfaat elde edeceği bireyi, gücü ilahlaştırmadan da çekinmezler. Menfaat umudu devam ettiği sürece kişiliğini her türlü kalıba sokmaktan geri durmazlar. Eğer yüzüne bu kişiyi daha önce övdüğü veya yerdiği hatırlatılırsa yanıldığını, iyi tanıyamadığı gibi laflar ederler. Hatta yüzleri hiç kızarmadan aldatıldıklarını bile söylerler. Fakat çıkarının kesin olarak gerçekleşemeyeceğini anladığında yine aynı kişiyi yerlere batırmaktan da geri adım atmazlar. Yani bazen birkaç günde bazen de birkaç saatte tavır değiştirirler. Bukalemun, yanar-döner gibi tam da bunlara oturan sıfatlardır. Menfaatlerin bu şekilde gerçekleştirildiğini gözlemleyen bukalemun kişilikler çıkar toplumunda giderek sayılarını artırırlar. Artık bukalemun toplumunda yaşananlara da pek şaşırmamak, hayret etmemek gerekir.

Menfaatperestler kendilerinden başka çoğu insanı çıkarcı olarak tanımlar. Çünkü kendisi yunmuş yıkanmış, piri paktır. Aslında hep kendisini merkez olarak görür, herkesin etrafında dönmesi beklentisi içerisindedir. Lakin o çıkar gördüğünü merkeze alır etrafında fır döner. Bu tipler aynı zamanda çıkar kokusunu sezmede mekân ve zaman sınırı tanımamakla ünlenmişlerdir. Bunlar etrafındaki herkesi çıkarcı olarak gördüklerinden kendilerini “iyi insan” sınıfında değerlendirirler. Bu bakımdan egoizmleri doruğa tırmanmış vaziyettedir. Toplumun her katmanında çıkarcı tiplerin bu sınıfına, bireyine rastlamak mümkündür.

Çıkarcı tipler başkalarına zarar verse de kendisinin fayda göreceği bir durumu savunmaktan çekinmezler. “Hep bana” düşüncesini hayatlarının gayesi olarak belirlemişlerdir. Her konuda bencil oldukları yüzlerine vurulsa bile bunun savunusunu yaparak haklı olduklarına inandırma çabalarında bazen başarılı bile olurlar. Ben daha iyi bilirim neyin daha faydalı, daha zararlı olacağını. O bakımdan bazı fikirlerimin kendilerine zarar vereceğini sananlar aslında onların yararına olacağını sonradan anlayacaklardır, anlayışını hep savunurlar.

Eğer çıkarı söz konusu ise kişiliğine yönelik aşağılanmayı bile içlerine sindirmeyi çok iyi bilirler. Bu tipler mazoşizme çok yatkındırlar aynı zamanda. Öyle ki çıkarları için kişiliklerinin ezilmesine bile razı olurlar. Kişilik bozukluklarının her türlüsünü göstermekten mutluluk duyar bir halleri vardır. Zaman zaman biraz Efruz Beycilik, biraz Oblamovculuk, biraz Şanso Pansoculuk, hatta biraz Polyanacılık oynamaktan geri durmazlar. Oldukları gibi olmaktan daha çok olmadıkları gibi görünmeyi fırsat buldukça sergilerler. Aşağılık komplekslerini örtmek için üstünlük gösterilerinde bulunmaktan da vaz geçmezler. Bu davranışlarda bulunurken kendileri gergin olduğu gibi karşılarındakilerini de gerginliğe sürüklerler.

Ola ki kendilerine ihtiyaç duyulduğunda arazi olmayı, kaytarmayı seçerler. Geniş zamanlarda mangalda kül bırakmazlarken ihtiyaç halinde bin bir türlü sebep üretirler. Bahanecidirler. Hatta bahanelerine en uygun olduklarını düşündükleri kılıfları seçmekte de ustadırlar. Çoğu defa karşılarındakileri inandırmayı başarır görünseler de bu tiplere kimse pek güvenmez. Çünkü daha önce benzer durumlarda benzer davranışları sıkça sergilemişlerdir. Bu bireylerin arttığı bir toplumda insani bağlar, insanlık ilişkileri çok zayıflamıştır. İnsanlar ihtiyaç hissettiklerinde kime başvuracakları konusunda tedirginlik içerisinde olurlar.

Bunları egoları kişiliklerini korumaya yönelik değil başkalarından faydalanma yönünde çalışır. Menfaat üzerine kurulu kişilikler toplumsal yapıda yaygınlaşan çıkar ağlarını genişletmek için ellerinden geleni yaparlar. “Ben” öznesinin dışındakileri kendisine çıkar sağladığı oranda ama geçici olarak kabul ederler. Devamlılık, ancak çıkarların ne kadar süre ile devam ettiğine bağlıdır.

Kendi ihtiyaçlarını başkalarının ihtiyaçlarından önce görürler. İnsanların kuyruk olduğu bir durumda geri sıralarda olmayı, beklemeyi, başkalarının haklarına saygı göstermeyi istemezler. Bunlar umurlarında bile değildir. Sözde kurnaz olarak kendilerini adlandırır, kaynak yaparak ileri sıralara geçmeyi denerler. Hiç kimsenin sesini çıkarmadığı, uyarmadığı yerlerde bu davranışlarını daha sıklıkla yaparlar.

Çıkar, kişiliklerdeki yalancılığı sıradanlaştırarak, doğallık, tabiilik maskesi giydirmeye ve bu çarpık anlayışın yayılmasına sebep olur. Bu ve benzeri durumlar da önce güvensizliği artırır. Güvensizlik bireylerarası gerginliği, şüpheyi ve kaygıyı yaratır. Bu bireylerden meydana gelen toplumlar huzursuz, saldırgan, şüpheci, kaygılı ve gelecekten umutsuzdur.

Geçmişte “söz namus” felsefesi hâkimken çıkarın oluşturduğu toplumlarda “senet, yazılı sözleşme, anlaşma” bile “namus” olmaktan çıkarılmıştır. Hatta mahkemelerin büyük bir çoğunluğu bu davalarla uğraşmaktadır. Sadece sokaklarda yürüyenler değil, bir kafede oturanlar, işi gereği bankaya girip çıkanlar, çocuklarını okula gönderen ana babalar her an kaygı ve kasılmayı yaşamaktan kurtulamazlar. Yani çıkar deyince sadece para, makam vb. deyince sorunun sınırları dar anlamda çizilerek geçiştirilemiyor. Çıkar bireylerin ve toplum yaşayışının her alanına bulaşan korkunç bir mikrop gibi yayıldığında bu anlayışa karşı olanlar bile bu mikrobun bulaşıcılığından şöyle veya böyle etkilenmekten kurtulamıyor.

Bu kategorideki Makalelerden