9 Aralık 2022

Sorabilirsiniz bana, bu hafta da mı ‘Karabağ’ diye? Evet, yine ‘Karabağ’, “Türkiye-Azerbaycan-Türkistan (Orta Asya Türk Devletleri) Eklemlenmesi” için ‘Nahçıvan’ kadar ‘Karabağ’ da çok önemlidir. Savaş esnasında ilan edilen üç ateşkes anlaşması Ermenistan Yönetimi  tarafından çatışma alanı dışındaki sivil hedeflere balistik füze atılarak ihlal edilmiştir. Karabağ Savaşlarını başlatan Ermenistan Yönetimleri savaş sırasında BM Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması sözleşmesinde betimlenen insanlığa karşı işlenen suç ile 1998 Roma Sözleşmesi ile kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (International Criminal Court ICC) statüsünde tanımlanan saldırı suçu, savaş suçu ve insanlığa karşı suçları işlemişlerdir. Bu nedenle yaşananları unutmamalıyız, unutturmamalıyız. Neden böyle? Bir kere kabul etmek gerekir ki, affedici, affedici olduğu kadar unutmaya meyyal balık hafızalı bir millet olduğumuz için bu konuyu gündemde tutmak mecburiyetindeyiz. Efendim, son derece önemli bir asır sonra, 100 yıl sonra ele geçen bu fırsatı sonuna kadar götürmek zorundayız, sevgili okurlar. Arkasından şu soruları da bana peş peş sıralayabilirsiniz. Efendim Karabağ’da ateşkes tam zamanında mı geldi? Biraz daha geciktirilemez miydi? Putin’in ateş kes çağrısı biraz daha ertelenemez miydi? Diye sorabilirsiniz. Aslında 7 Kasım’da Şuşa kentinin kurtarılması savaşın doruk noktası (culmination point) ‘nı (1) Ermenistan’ın savaşma azim ve kararlılığının yok edildiği bir tarih olduğunu önemle vurgulamalıyım. Bu noktadan itibaren Ermenistan’ın yapacağı bir şey kalmamış, yenilgiyi kabul etmek zorunda kalmıştır. Rus ve Türk Genelkurmayının dikkatli bir şekilde takip ettiği savaş, Paşinyan’ı terbiye edebilmek adına Azerbaycan’ın başarıdan faydalanma harekâtı için 48 saat daha uzatılmıştır. Ayrıca mevcut konjonktürde Putin’e hayır denilemezdi ve optimal ve iyimser bakış açısıyla ateşkesin zamanlamasına bu nedenle evet diyebiliyorum. Doğrusu Güney Kafkasya’daki Rusya faktörü yabana atılamaz, 44 günlük savaşın bitmesinin zamanlaması pragmatik yönden elde edilebilenlerin en iyisidir. Güney Kafkasya’da herkes tarafından kabul gören bir gerçek vardır. Birincisi, bu bölgeyi kendi etki alanının bir parçası olarak gören ve savaşan tarafları kontrol etmede Ermenistan tarafına ağırlık veren geleneksel güç, RF’dır. İkincisi, Ermenistan`ın büyük oranda destek gördüğü Avrupa’da özellikle de Fransa’da iyi örgütlenmiş Ermenistan oligarklarını harekete geçiren zengin ve etkin tuzu kuru Ermenilerdir. Bazıları Ermeni diasporası diyorlar, ama diaspora sözcüğü soykırımı çağrıştırdığı ve de Yahudi soykırımına özgü bir sözcük olduğu için yanlıştır. Üçüncüsü ise tüm milliyetçilik hareketlerinin bayraktarlığını yapan komiteci Taşnaksutyan partisinin arkasında büyük bir destekle duran Eçmiyazin Kilisesi’dir.  

Savunmasız halka saldırarak, o kadar ki, kıyım ve kırım adına yapılmadık bir şey bırakmayan düşünebiliyor musunuz, kardeşlerimizi helikopterlere doldurup havadan bile atabilen soykırımlarla özdeşleşen sadece polis gücü ile yapılan I. Karabağ Savaşı daha doğru bir yaklaşımla Birinci Karabağ Katliamları gibi, II. Karabağ Savaşı da Azerbaycan’a meydan okunarak bir seri provokasyonlar ile başlamıştır. II. Karabağ Savaşını da başlatan Ermenistan’dır; yanıtlayan, meşru müdafaa hakkı ile karşılık veren ise Azerbaycan’dır. Onlarca yıldır, Ermenistan’ın arkasında duranlar, onu destekleyenler tamamen haksız, hukuksuz toprak gaspını ve üzerinde yaşayan Türk halkını katletmekte Ermenistan’ı haklı görmede herhangi bir beis görmemişlerdir. Başlangıçtan bu yana her zaman Türk toprağı olmuş Karabağ coğrafyasının bir oldu-bitti ile Ermenistan’a bırakılmasının hiçbir tarihî arkaplanı ve uluslararası hukuki dayanağı ve geçerliliği bulunmamaktadır. 

Ermenistan'ın sınır ihlalleri ve saldırılarıyla başlayan II. Karabağ Savaşı 44 gün gibi kısa bir sürede Azerbaycan'ın zaferiyle sonuçlanmıştır. Ancak gelin görün ki, “Doğu Cephesinde Değişen bir Şey Yok.” Rusya, Çarlık Rusya’sı zamanından beri aynı Rusya, hâlâ Ermenilere kol kanat geren ve Ermenileri göçürmek suretiyle onları bir araya getirme gayretleri sürmektedir. O kadar ki, Ermeni yoğunluğu belirli bölgelere toplamak amacıyla savaş nedeniyle boşalan köylerde azalan Ermeni nüfusu zorla göçürtmek suretiyle Hankendi’nin nüfusunu bir anda 46.000’e yükseltmişlerdir. Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi Ermenileri korunmalı bir coğrafyada yaşadıkları ve savaş kendilerine ulaşmadığı için Güney Kafkasya’nın çıban başı olmaya devam etmektedirler. Rus Genelkurmay Başkanı Valeriy Gerasimov, 24 Aralık 2020 tarihinde yabancı askeri ataşelerle bir araya geldiği görüşme sırasında, “Rus barış gücü birliklerinin Laçin koridoru ve Dağlık Karabağ’ın tamamını kontrol ettiğini” üstüne basa vurgulamıştır. (2) Üstüne üstlük Ermenistan dahil hiçbir ülke ya da uluslararası kuruluş tarafından bile bir devlet olarak tanınmayan “Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi”ni Fransa Ulusal Meclisi tarafından uluslararası hukuk çiğnenerek acilen devlet olarak tanınmasını ön gören bir tasarı kabul edilmiştir. Düşünebiliyor musunuz, AGİT Minsk Grubunun üç üyesinden biri olan Fransa Ulusal Meclisi tüm Karabağ topraklarını da kendisine bağlamakta beis görmeyen aslında Azerbaycan’a doğrudan bağlı “Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi”ni ‘Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’ (Artsah Cumhuriyeti Ermenice Artsahi Hanrapetutyun) olarak tanımıştır. Bütün bunlar bir yana Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Dağlık Karabağ nedeniyle yaptırım uygulayan ülkelerin yaptırımların gerekçesi olarak Bakü'ye yönelttikleri suçlamalara 23 Aralık 2020 tarihinde Kubatlı ve Zengilan’da yaptığı açıklamalar ile seslenmiştir. Aliyev, ‘Bize yaptırım uygulama kararı alan ülkeler gözlerini açsın ve baksın. İkiyüzlü siyasetçiler, gözlerini açın ve bakın. Parlamentolarınız yaptırımları kabul etti. Bu yaptırımların bizim için hiçbir değeri yok, bu bir kâğıt parçası.” Demek mecburiyetinde kalmıştır. Daha sonra sözlerine devamla, “Fransız parlamentosunun vekilleri, Belçika ve Hollanda parlamentolarının vekilleri, sevdiğiniz Ermenilerin bu topraklarda neler yaptıklarına baktınız mı?" diye soran Aliyev, Batılı vekillere harita ve ansiklopedileri açıp Zengilan ve Gubadlı'nın hangi ülkeye ait olduğuna bakmalarını tavsiye etmiştir. (2A) Ne diyelim, Allah akıl fikir ihsan eylesin. 

Sözde ‘Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’nin bayrakları bile başkaca hiçbir söze gerek olmayacak tarzda Ermenistan ENOSİS’ ini, Ermenistan’la birleşmeyi simgelemektedir,. Anımsanılacağı üzere, 1980`lerin sonunda Gorbaçov`un ilan ettiği glasnost ve perestroyka politikaları Dağlık Karabağ`ın Ermenistan`a birleştirilmesi talepleri için uygun ortam sağlamıştır. 20 Şubat 1988 tarihinde ‘Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi (DKÖB) Halk Temsilciler Sovyeti’ Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (SSC) Yüksek Sovyeti‘ne ve Ermenistan SSC`ne müracaat eden ve DKÖB`nin Azerbaycan SSC`den Ermenistan SSC`sine geçmesini öngören kararı kabul etmiştir. Fakat 24 Mart 1988 tarihinde kabul edilen “1988–1995 yılları arasında Azerbaycan SSC`nin Dağlık Karabağ bölgesinin sosyo-ekonomik durumunun kalkınmasının yoğunlaştırılması hakkında önlemler” kararını esas alan SSCB Bakanlar Kurulu bu müracaat ret edilmiştir. Uluslararası hukuktaki halefiyet (ardıllık) ilkesine göre Sovyetler Birliğinden devreden bu son karar geçerlidir. Azerbaycan toprağı 7 rayon dışında ‘Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi’ Azerbaycan’a bağlı bir vatan parçasıdır. Türklere ait olan bu vatan parçası Ermeniler’in çoğunluğa geçmeleri 1828 Türkmençayı Antlaşmasından sonradır. Ruslar, tarafından Ermeniler toplu olarak zorla göçürülerek bu dağlık bölgeye yerleştirilmişlerdir. Yavaş yavaş önce nüfus dengesini sağlamışlar, sonra Ermenileri çoğunluğa taşımışlardır. Dolayısıyla Ermeniler bu bölgeye sonradan gelmişlerdir. Yapılan hesap İran’dan, Rusya içlerinden gelip, Dağlık Karabağ’daki Türklerin, yani bağdan gelip dağdakini kovulma kaçırtılması hesabıdır. Şöyle bir haritaya baktığınızda açıkça görülmektedir ki, bu topraklar aslıyla faslıyla Türklere ait vatan parçası topraklardır. Ermenistan Türkiye’nin Türkistan kapısına bir hançer gibi sokulmuştur. 

Üzülerek ifade etmek gerekir ki, II. Karabağ Savaşının ardından aşırı Ermeni Milliyetçisi Dağlık Karabağ’ın gazının alınmaması bölgede yaşayan halklar için büyük bir dezavantaj olma durumunu devam ettirmektedir. Yani huylu huyundan vaz geçmiyor, her şey aynı, değişen hiçbir şey yok ‘Eski Hamam Eski Tas’ (The same old story.). Ama söyleyelim, Ermeni nüfus hareketleri bakımından Ermenilerin bir istiap haddi var. 32 yılda 2 milyon Karabağ Türkünü kaçkın hale getirdikleri Karabağ bölgesine getirebildikleri 200 bin kişiyi bile bulmamıştır. İran-Rusya birlikteliği ile bulabildikleri Ermeni nüfus bu kadardır. Zaten eli para tutanı bu topraklarda tutabilene aşk olsun, kendi sinerjileriyle Batıya göç etmektedirler. Bir gerçeğin daha altını çizelim. Bu topraklarda sadece huzur içerisinde Türkler yaşayabilir, Sibirya’da da eksi 40 derecelerde sadece Türkler yaşayabilir. Çünkü Türkler toprak nasıl olursa olsun, iklim ne olursa olsun, yaşadıkları toprakları vatan olarak bellemişlerdir. Tıpkı soydaş Duwarmish Kızılderililerinin Reisi Seattle gibi. Reis Seattle‘ın ABD Başkanı Franklin Pierce’e 1854 yılında yazdığı mektupta da belirttiği gibi, yaşadığı toprakları anavatan addetmişlerdir. Oysa Türk’ün indinde toprak batılı ve tüm Slav kökenli ulusların belirtikleri gibi Babavatan (Fatherland, Tatkovino) değil, Anavatan’dır. ABD Başkanı yazdığı bu mektupla Amerika’ya gelen beyaz göçmenlere toprak bulmak amacıyla Kızılderililerden toprak istemiş ve bu isteği kabul edilecek olursa Kızılderililere rahatlıkla yaşayabilecekleri bir bölgenin ayrılacağını bildirmiştir. Kızılderililere vaat ettiği topraklar da kuş uçmaz kervan geçmez, daha sonra tüm nükleer denemelerini yapıldığı radyasyonlu Nevada Çölüdür ve ancak kartalların yaşayabileceği, ama özgürce hayatını idame ettirebileceği dağlık zirveler ve kanyonlardır. Olsun dünyada bu tür topraklarda yaşayabilen soydaşları Kızılderililer gibi, sadece ve sadece Türklerdir. Reis Seattle doğdukları toprağı veciz bir biçimde vatan ve ana olarak şöyle anlamlandırmıştır:

“Beyaz adamın ölüleri yıldızlar arasında yürümeye gittiklerinde, doğdukları ülkeyi unuturlar. Bizim ölülerimiz bu güzel dünyayı asla unutmazlar. Çünkü o Kızılderili’nin anasıdır. Biz dünyanın parçasıyız ve o da bizim parçamız.” (…) Biliyorum, beyaz adam bizim gibi düşünmez. Beyazlar için bir parça toprağın diğerinden farkı yoktur. Beyaz adam topraktan istediğini almaya bakar ve sonra yoluna devam eder. Çünkü toprak beyaz adamın dostu değil, düşmanıdır. Beyaz adam topraktan istediğini alınca başka serüvenlere atılır. Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. O'nun bu ihtirasıdır ki toprakları çölleştirecek ve her şeyi yok edecektir.” (3)

Unutmayalım, Azerbaycan'ın 30 yıldır işgal altında olan toprakları da "Tek Vatan Harekâtı" ile özgürlüğüne kavuşturulmuştur. Bütün bunları daha doğrusu Türk’ün vatan telakkisini 167 yıl önce veciz bir şekilde ifade eden Reis Seattle’a eklenecek bir söz var mı? 

            Her şeyi, daha doğrusu görüneni yadsımadan gerçekleri açık seçik ortaya koyalım. Birincisi Türkiye'nin 30 yıldır Azerbaycan’a vermiş olduğu askerî, siyasî ve diplomatik çabalar ile kararlı, tutarlı, çözüm odaklı destek sonucunda Şanlı Azerbaycan Ordusu tarafından ‘Tek Vatan’ın ayrılmaz parçası olan Karabağ Ermenistan işgalinden kurtarılmıştır. Bütün bunlara ilaveten Türkiye Cumhuriyeti Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığını kazanmasından itibaren Azerbaycan’a Türk halkının moral desteği yanında, askerî malî yardım, Azerbaycan askeri okullarında eğitim desteği ile subay kadrosunun eğitimi, Azerbaycan komutanlıklarına danışmanlık desteği vererek Azerbaycan Silahlı Kuvvetlerinin bugünkü taarruz gücüne ulaşmasında büyük katkı sağlanmıştır. II. Karabağ Savaşında iyi eğitilmiş subay ve komuta kadrosunun savaşın kaderini belirlediği gerçeği bunun doğruluğunu ortaya koymuştur. Türkiye ile yapılan iş birliği Azerbaycan Silahlı Kuvvetlerinin gelişimine çok büyük katkı sağlamıştır. Neredeyse Türkiye’de eğitim almamış bir Azerbaycan subayı ya da ortak tatbikatları da değerlendirecek olursak Türkiye’den eğitim almamış bir Azerbaycan askeri yok gibidir. Doğrudan Türkiye’de eğitim alan Türk Silahlı Kuvvetlerinden feyiz alan askerler, II. Karabağ Savaşının en ileri hatlarında en kanlı cephelerinde vuruşmuşlardır. Müşterek yürütülen tatbikat ve eğitimler Azerbaycan Ordusunun savaşa hazırlık seviyesini yükseltmiştir. Dolayısıyla bu iş birliği sayesinde, Türkiye’den en yeni teknolojilerin edinilmesine olanak sağlamıştır. Aynı zamanda modern komuta kontrol sistemlerinin kurulması ve geliştirilmesi mümkün olmuştur. Ancak bütün bunların arkasında halkın ordusu olarak derin bir geçmiş ve milli şuur bu zaferin itici gücünü oluşturmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin asırlık hayali olan ‘Türkistan Kapısı’, yani Nahçıvan koridorunun açılması da Türk dış politikası açısından Kafkasya'dan Orta Asya'ya uzanan bölgede yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Bu koridor, Türkiye-Türkistan eklemlenmesi için son derece önemlidir. İkincisi Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubunun Birleşmiş Milletler (BM) kararlarına rağmen çözüm üretmediği tesit edilmiş, de facto Türkiye RF ile birlikte yeni bir Minsk Grubu alanda tesis edilmiştir. 

            Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın istifa belirsizliği halen güncelliğini muhafaza etmektedir.  Paşinyan ve birlikte iktidara geldikleri siyasi kadro savaş sonrası başbakanlığın ve bakanlıklarının yağma ve talan edilmesine karşın istifa etmeyi düşünmedikleri gibi seçime kadar işbaşında kalmayı yeğlemişlerdir. Ermenistan anayasasına göre istifa dışında Başbakanının görevinden azledilmesi seçeneği Bakanlar Kurulu kararına bağlı bulunmaktadır. İstifa dışındaki bu seçeneğin uygulanması neredeyse imkansızdır. Bu nedenle Paşinyan Yönetimi kendi içinde kilitlenerek, şimdilik Batıya yanaşma stratejisini yurtdışındaki Ermeni oligarklarına bırakarak, Rusya’ nın klasik Güney Kafkasya   siyasetine müzahir bir politika izlemeye başlamışlardır. Başbakanı Nikol Paşinyan, 23 Aralık 2020 tarihinde Rusya Acil Durumlar Bakanı Yevgeniy Ziniçev ile görüşerek, Rusya ile iş birliğini geliştirmeye ilgi duyduklarını söylemiştir. Bu konudaki Ermenistan Başbakanlığının açıklamasında, "Güvenlik, ekonomi ve insani yardım alanları da dahil olmak üzere tüm alanlarda Rusya ile iş birliğinin daha da geliştirilmesi ile ilgileniyoruz" şeklinde ifade eden Başbakan Nikol Paşinyan, Erivan'ın Moskova ile stratejik iş birliğinin geliştirilmesine önem verdiğini belirtmiş, bölgede barış ve istikrar için Rusya’nın kilit rolüne vurgu yapmıştır.  Çeşitli alanlarda yeni ortak programlar geliştirme ve uygulama ihtiyacına dikkat çeken Paşinyan, Rusya Acil Durumlar Bakanlığı'nın Dağlık Karabağ’ daki durumun normale dönmesi ve bölge sakinlerine insani yardım sağlama konusundaki faaliyetlerini takdir ederek, Ermeni tarafıyla etkin iş birliği için teşekkür etmiştir. Karabağ’daki insani faaliyetler hakkında ayrıntılı bilgi veren Ziniçev ise, Bakanlığı'nın insani yardımların ve diğer çalışmaların Ermeni ortaklarla yakın iş birliği içinde sorunsuz bir şekilde yürütüldüğünü vurgulamıştır. (4) Kolayca anlaşılacağı üzere bu açıklamada bir savaş suçu olan Ermenistan Yönetimi tarafından çatışma alanı dışındaki sivil hedeflere balistik füze atılarak ihlal edilmesi sonucu zarar gören Azerbaycan halkıyla ilgili küçücük bir ifade dahi yoktur. 

            25 Aralık 2020 tarihinde Alan Whitehorn'un Mirror Spectator’da yer alan “Kasım Ateşkes Anlaşmasındaki Stres Noktalarının Analizi” başlıklı yazısında “Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan arasında imzalanan, Karabağ Ermeni Yönetimi liderinin de kabul ettiği ateşkes anlaşmasında bir dizi potansiyel stres noktası bulunmaktadır. Anılan doküman Ermeniler için hızla kötüleşen savaş koşullarının baskısı altında imzalanmış bir belgedir. Ermenistan'da bazı üst düzey askeri liderler dışında çok az kişiye danışılmıştır. Bu belge Ermenistan Parlamentosu tarafından onaylanmamıştır.” Denilmektedir. (5) Bununla birlikte Ermenistan'daki muhalefet partilerinin tamamı ve yurtdışındaki Ermenilerin çoğu, Kutsal Kilikya (Çukurova) Katolikosu Aram I de dahil olmak üzere Eçmiyazin Kilisesi Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya arasındaki Üçlü Ateşkes Anlaşmasını açıkça reddetmişlerdir. Ancak akl-ı selim sahibi bazı sağduyulu kalemler ise “Elbette herkes daha iyi bir sonuç istiyordu ama Ermenilerin mağlup ordu olduğu düşünülürse daha iyi bir alternatifi var mıydı? Bunu unutuyor muyuz?” diye sormaktadırlar. (6)

Paşinyan’ın iktidara gelmesinden sonra adeta müesses kurulu düzen halinde bütünleştirilmesine yardım ettiği eski yönetim, Ermenistan oligarkları ve Eçmiyazin Kilisesi II.Karabağ Savaşından sonra da keskin kemikleşmiş bir muhalefet hareketi sürdürmektedir. Şu anda adeta bir kutsal ittifak biçiminde bulunan muhalefetteki Ermeni Devrimci Federasyonu (ARF, Taşnaktsutyun) partisi üyesi Artsvik Minasyan, Başbakan Nikol Paşinyan'ın istifasını talep eden hükümet binası önünde yaptığı protestodaki açıklamada, Ermenistan’ın tehlikeli bir yer haline geldiğini söylemiştir. Minasyan,"Hain Başbakan’ ın adil yargı yoluyla yargılanması gerektiğini” belirterek 14 hükümet üyesini, bugünkü kabine toplantısında Paşinyan'ın devrilmesi için oy vermeye çağırmıştır. "Halkın talebini yerine getirmek için, yani Ermenistan’ın egemenliğini ve çıkarlarını koruyamayan Başbakan Nikol Paşinyan’ın görevden alınması gerekiyor. Hükümetin her üyesi bunu anayasal bir gereklilik olarak kabul etmelidir. Sonrasında her biriniz bu talebi yerine getirmezseniz, Ermenistan'ın güvenliği her an çökebileceğinden milletin düşmanı olarak değerlendirileceksiniz" biçiminde bir değerlendirme yapmıştır. (7)  Muhalefetin Başbakan adayı Vazgen Manukyan da, "Nikol Paşinyan ülkeyi baltaladı, bu yüzden suçlu olarak hapse girmesi gerekiyor. Nikol Paşinyan'ın eylemleri, Ermenistan'ın bir ülke olarak geleceğini ezmeye yol açan suçla eşdeğerdir. Herhangi birini sokaktan alın başbakan atayın, Paşinyan'dan daha başarılı olur" demiştir. (8) 

Batı basınında yer alan diğer bazı makaleler irdelendiğinde ise Ermenistan saldırıya uğrayan mazlum bir ülke gibi gösterilmekte Azerbaycan ve Türkiye’nin Ermenistan çevresinde yarattığı jeopolitik durum nedeniyle “Üçüncü Dağlık Karabağ Savaşı”na doğru gidildiğine dikkat çekilmektedir. (9) Barışın kalıcılığına gitmesi gereken mevcut durum batının kışkırtmasıyla 2021 yılında hem de ilk yarısında savaş yine kapıda mı sorusunu da beraberinde getirmektedir. Unutmayalım Yunanistan’ı Anadolu’ya Batı saldırtmıştır. Batı Anadolu’ya onların diliyle Küçük Asya (Asia Minor)’ya Avrupa saldırtmıştır. Girit’i Yunanistan almamıştır, Batı vermiştir. Ege Adalarını, Onikiada’yı, Rodos’u ve Meis’i onlara hep Avrupa vermiştir.  AB(D) ‘nin Türkiye’ye yaptırımları ve Yunanistan’ın baskın tarzındaki ani taarruzu ile eş zamanlı olarak RF desteğinde Ermenistan’dan olasılığı düşük de olsa bir saldırı beklenebilir. 

Güvenliğin bedeli kuşkusuz sadece güvenliktir ve de bunun behemehâl sağlanmasıdır. Hiçbir açıklama, hiç düşünce ya da karşılıkla güvenlik ve önlemleri zedelenemez, zedelenmemelidir de. Ermenistan Azerbaycan’ın savaş esnasında uygulamış olduğu operatif ve taktik seviyedeki atılımlarını görmüş, bu nedenle bundan sonra yapılacak bir savaşta ya da alçak yoğunluklu bir muharebede baskın tarzındaki üstünlüğü de azalmıştır. Buna karşılık Ermeni-stan’ın olanak ve yetenekleri görüldüğüne göre fikren ve kurumsal olarak hazırlıklı olmak, önlemleri önceden almak ve ona göre yapılanmak gerekmektedir. Bu konuda ihtiyaçlar saptanırken kavrama dayalı ihtiyaçlar sistemi bir bütün olarak ele alınmalı, karşılaşılabilecek sorunlara çok yönlü çözümlerle donanmış, araç, gereç silah ve donanım çok yönlü kullanabilecek biçimde envantere sokulmalıdır. İkinci Karabağ Savaşı sırasında Ermenistan tarafından çatışma alanı dışındaki sivil hedeflere balistik füze atılarak ihlal edilmesi bir savaş suçu olmasının ötesinde Türkiye tarafından S 400’lerin alınma nedenini soruya mahal bırakmayacak bir şekilde ortaya koymuştur. Füzesavar anti balistik sistemlere her ne pahasına olursa olsun sahip olmanın gerekliliği bir kez daha tespit edilmiştir.  Gerek Yunanistan’ın gerekse Ermenistan’ın elindeki balistik füzelere karşı hem Türkiye hem de Azerbaycan olarak anti balistik füze savunma sistemini ihtiva eden “Harekât Alanı Yüksek İrtifa Hava Savunma” (Terminal High Altitude Area Defense THAAD) sistemlerine vakit geçirmeksizin yönelinmelidir. 

Entegre olmuş ve cephe ötesinden başlayan bir savunma sistemi geliştirerek düşmana karşı koymak, en basit terör silahlarının yanı sıra modern teknolojileri sağladığı kitle tahrip tehditlerine de başvurabileceği varsayımıyla bunlara karşı tek bir sisteme bağlı kalmadan önlem almak, öncelikle sınıra yakın yerleşim bölgelerini en az derecede vurulabilir ve zarar görür hale getirmek öncelikli amaç olmalıdır. Başta Karabağ ve Ermenistan’a yakın rayonlar olmak üzere Azerbaycan’ı vurabilecek tehditleri öncelikle ortadan kaldırabilecek alternatif sistemler, örgütsel yapılandırmalar, bu tehditleri bertaraf edebilecek üsler geliştirmek, acilen bunları gerçekleştirmek ve bunları gerçekleştirebilmek için teknolojinin bütün olanaklarından yararlanılmalıdır.   

Elektronik Destek Önlemleri (ESM) ve SİHA / İHA’lar ile elde edilen ‘Elektronik İstihbarat (ELINT)’, ‘Muhabere Sinyal İstihbaratı (SIGINT)’nı ‘Karabağ Mukavemet Teşkilatı’ içerisinde oluşturulacak etkin bir ‘İnsan Gücü ile Yapılan İstihbarat (HUMINT)’ ile bütünleştirebilecek düzeye çıkarabilmek ve idame ettirmek hayati öneme haizdir. Oluşturulacak bu örgütlenme sistematiğini gerçekleştirebilmek için teknolojinin bütün yeniliklerinden faydalanmak gereklidir.

Son olarak hemen her makalemde ifade etmeye çalıştığım gibi Karabağ Savaşlarını başlatan Ermenistan Yönetimleri savaş sırasında BM Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması sözleşmesinde betimlenen insanlığa karşı işlenen suçlar ile 1998 Roma Sözleşmesi ile kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi (International Criminal Court ICC)’nin statüsünde tanımlanan saldırı suçu, savaş suçu ve insanlığa karşı suçları işlemişlerdir. Sorumlu olanların cezalandırılmaları için yeterli delillerle Lahey Adalet Divanına ve ICC savcılığı nezdinde tahkimnameler hazırlanarak girişimde bulunulmalıdır. 

Dipnotlar 

(1) Cihangir Dumanlı, “Yenilginin Belgesi”, Cumhuriyet Gazetesi, 13 Kasım 2020

(2)https://www.ermenihaber.am/tr/news/2020/12/25/Rusya-Karaba%C4%9F-Gerasimov/199948 /Erişim Tarihi 03.01.2021/

(2A)https://tr.sputniknews.com/asya/202012241043458816-aliyevden-batiya-yaptirim-tepkisi-ermenilerin-daglik-karabagda-neler-yaptigina-baktiniz-mi/ Erişim Tarihi 03.01.2021/

(3) Bir Kızılderili Reisi, Şerif Seattle'ın Mektubu, https://onedio.com/haber/bir-kizilderili-reisi-serif-seattle-in-mektubu-543475/Erişim Tarihi 03.01.2021/

(4)https://www.ermenihaber.am/tr/news/2020/12/24/Ermenistan-Rusya-Pa%C5%9Finyan/199880 /Erişim Tarihi 03.01.2021/

(5)https://mirrorspectator.com/2020/12/25/a-preliminary-analysis-of-stress-points-in-the-november-ceasefire-agreement/Erişim Tarihi 03.01.2021/

(6) https://mirrorspectator.com/2020/12/24/the-trilateral-agreement/ Erişim Tarihi 03.01.2021/

(7) https://www.panorama.am/en/news/2020/12/24/opposition-figure/2426082/ Erişim Tarihi 03.01.2021/

(8) https://www.tert.am/en/news/2020/12/24/manukyan/3480752/ Erişim Tarihi 03.01.2021/

(9) https://www.tert.am/en/news/2020/12/25/ashotyan/3482215/Erişim Tarihi 03.01.2021/

Yazar Hakkında:

Esat ARSLAN

Esat Arslan, İstanbul’da 15 Nisan 1947 tarihinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da; yükseköğrenimini Ankara’da tamamlayan Esat Arslan, Savunma Bilimleri, Kamu Yönetimi dallarında yüksek lisans; Türkiye Cumhuriyeti Tarihi dalında doktorasını ise Ankara Üniversitesinde yaptı. Şam Büyükelçiliği nezdinde askerî ataşelik görevinde de bulunan Esat Arslan, Türkiye’ye döndükten sonra doçent oldu.

1997-2005 yılları arasında Bilkent Üniversitesinde, Türkiye Cumhuriyet Tarihi Koordinatörlüğü görevini yürüten Prof. Dr. Esat Arslan; 29 Mart 2000 tarihinde “Türkiye Cumhuriyeti Devlet Övünç Madalyası” ile ödüllendirildi. Ayrıca kendisine, Türkiye–Ermenistan ilişkilerine yapmış olduğu katkılardan dolayı, Avrasya Araştırmalar Merkezi (ASAM) nin bünyesindeki Ermeni Araştırmalar Enstitüsü tarafından «2002 Yılı Özel Ödülü» verildi. 2005 yılında Çağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde göreve başlayan Esat Arslan, 2012 yılına kadar Bölüm Başkanlığı yaptı. 2010-2015 yılları arasında BM nezdinde Uluslararası Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu üyeliği de yapan Esat Arslan, halen Türk Askeri Tarih Komisyonu Genel Kurulu Üyeliğini yapmaktadır. Bu komisyonun üyesi olarak ülkemizi, Güney Afrika, Brezilya, İspanya, İtalya, Portekiz, Bulgaristan ve Çin’de temsil etmiştir. Sekiz kitabı bulunan Esat Arslan 2002-2012 yılları arasında, TBMM Tarih Araştırma Grubu üyeliği sırasında yazmış olduğu 1852 sayfalık üç cilt halindeki «XVI. Dönem Parlamento Tarihi» adlı eseri 2013 Aralık ayında TBMM Meclis Başkanlığı tarafından yayınlanmıştır.

Suriye Devlet Arşivleri, İran Dışişleri Bakanlığı Belgeler Arşivi, Washington Ulusal Arşiv Dairesi ve Amerikan Kongre Kütüphanesinde araştırmalar yapan, Prof. Dr. Esat Arslan, SKYTURK televizyonunda dış politika yorumculuğu ATA Tv. de, ART televizyonlarında her hafta yayınlanan “Bakış Açısı” ve “Vizyoner” programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlenmiştir.

Prof. Dr. Esat Arslan iyi derecede İngilizce, Arapça, orta derecede Farsça, İspanyolca, Makedonca ve uzmanlık seviyesinde Osmanlıca bilmektedir.”

 

Yazarın diğer makalelerinden: