Güncel Yazılar

Yazar Hakkında

Fırat KÖSE

Tarih denildikçe daima ve ilk önce akla siyasi tarih gelmektedir ve bu konu genellikle krallar, padişahlar ve kahramanlarla sınırlanmıştır. Bu nedenle de insanın diğer önemli yada önemsiz etkinlikleri göz ardı edilmektedir. Eğitim Tarihi alanı da bu göz ardı edilen konulardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Osmanlı döneminin eğitim uygulamaları ve yaklaşımı konusu her ne kadar büyük ve kapsamlı bir konu olsa da yeterince inceleme, araştırma ve konuya yöntemsel yaklaşım pek yeterli olmamıştır.

Tarih boyunca devamlı bir öğrenim süreci içerisinde olan insanoğlu her dönem eğitim-öğrenim kapsamında doğrudan, dolaylı katılım gerçekleştirmiştir. Tarih dönemlerinde farklı yaklaşım ile bu konuya dahil olan toplumlar, ülkeler, medeniyetler günümüzde var olan ve kullanılan tüm bilgilere insanlığın, toplumların  erişmesini ve öğrenim sürecini şekillendiren uygulamaları-yaklaşımları geliştirme konusunu olumlu katkıları ile destek olmuştur.

Dünya Tarihine katkıları olan devletlerden biri olan Osmanlı Devletinin eğitim uygulamaları konusuna değinecek olursak; " Tanzimat öncesinin Osmanlı öğretim kurumlarında incelenen, geliştirilen ve öğretilen bilimlerin batı anlayışından farklı bir sistematik dizin oluşturduklarını vurgulamak gerekir. İslam-Osmanlı sisteminde tüm ilimlerin bağlı oldukları sap, Batı'da olduğu gibi 'Felsefe' değil, Kur'an ve ondan kaynaklanan 'Şeriat' (emirler-kurallar) denilen hukuk bilimidir. "

Osmanlı'da Öğrenim İki ye Ayrılır:

1- Yaygın Öğretim

2- Düzenli Öğretim dir.

1- Yaygın Öğretim:

a) Sıbyan Mektepleri

b) Cami Mektepleri

c) Tekke Eğitimi

d) Lonca Eğitimi

e) Kalem Öğretimi

2- Düzenli Öğretim:

a) Medreseler

b) Hazırlık Sarayları

c) Enderun Mektebi

d) Huzur ve Tefsir Dersleri " [1]

Osmanlı bu eğitim-öğretim sistemiyle en genç bireyden en yaşlı bireyine kadar bilgili ve bilinçli, hem dini hem de toplumsal açıdan tam bir İslam-Osmanlı Medeniyeti oluşturmayı amaçlamıştır. Dört Halife Döneminden Osmanlı dönemine kadar olan kültürel, eğitim konuları çalışma ve yaklaşımları klasik bir Eğitim yapısı halini almıştır. 

İlk dönemlerde başarılı olan bu eğitim sistem ve yaklaşımı zamanla yeni eğitim uygulamaları, yaklaşımları, dallarını ve bilimleri içine alıp gelişmek yerine kendi içine kapanarak klasik ve modernleşmeye kapalı bir sistem haline gelmiştir. Bunun nedeni birçok devlet adamı ve araştırmacı tarafindan merak edilmiş ve incelenmiştir. Ancak soruna köklü ve temelli bir çözüm bulunamamıştır.

Genel anlamda bakıldığında tüm sorunlara bakış şekli eğitim ve bilim konusundaki  yaklaşım ile aynı olmuştur. Yani mükemmel ve sorunsuz bir sistemimiz olduğu yönünde bir genel yargı, bakış açısı her alanda gelişmelerin gerisinde kalmamıza sebep olmuştur. Bunun yanında medreselerdeki müderris (öğretmen) görevlendirme kurallarının bozulması da bu bozulma sebepleri arasında sayılmalıdır.

Askerî anlamda eğitim düzenlemeleri her dönemde olsa da tüm halkın faydalanması noktasında bir eğitim hamlesi olarak ilk pozitif hamle İlköğretimin 1824 yılında Sultan II. Mahmut (1808–1839) tarafından zorunlu hale getirilmesidir.

Tanzimat Fermanı (1839) ve sonrasında gerçekleşen eğitim uygulamaları da bu defa tamamen Avrupa eksenli olmuş, kültürel ve işlevsel anlamda teoride ve pratikte soruna köklü ve etkili bir çözüm getirememiştir.

Bunun sebebi bir eğitim sistemi ve uygulamasının etkili, işlevsel ve gelişimsel olmasının en temel koşulu olan çağa ayak uydurmak ve kaliteli bir sistem oluşturarak gelişim sürekliliğini sağlamak oluğundan dolayıdır. Eğitim uygulama ve yaklaşımları ilk olarak topluma odaklı olmalıdır, bu gözardı edildiğinden tam anlamda bir verim alınması gerçekleşememiştir. 

Sultan Abdülmecit (1839–1861) Döneminde yayınlanan  Islahat Fermanı (1856) ile beraber gayrimüslim vatandaşlarında kendi eğitim kurumlarını açabilme hakkına sahip olmaları ile beraber birden fazla alanda eğitim uygulamalarına sahip okullar devlet-özel şeklinde faaliyetlere başlamıştır. Bu da eğitimde çeşitlilik anlamında toplumun ihtiyaçlarına kısmen de olsa çözüm olmuştur diyebiliriz. Ancak bu kez de açılan okullardan gayrimüslim vatandaşların okullarının eğitim uygulamaları ve idaresine devletin müdahale edememesi toplum odaklı eğitim anlayışına cevap vermemiştir. Devlet-Özel Okullarda eğitim hakkına sahip olan gayrimüslim vatandaşların hemen hemen hepsi kendi Azınlık Okullarında eğitim almış ve bir ayrım, ayrılık yaşanmıştır. Okulların eğitim uygulamalarına müdahale eden gruplar, ülkeler de bu ayrım durumunu daha da arttırarak kendi siyasi hedefleri için kullanmışlardır.

İttihat ve Terakki Dönemine  (1908 - 1918 ) gelindiğinde eğitim-öğretim çalışmaları ve yaklaşımları üzerine ciddi tartışmalar ve yaklaşımlar olmuştur. Yaşanan açık, çözüm amaçlı yapılan tüm faaliyetleri yetersiz bırakmıştır.

Tüm bu çalışmalar devletin ve toplumumuzun bu uzun süreç içerisinde yaşadığı sorunlardan dolayı tam anlamıyla çözüm getiremese de yapılan gayretler hafife alınamaz düzeyde ve önemlidir. Kuruluş döneminden son döneme kadar yaşanan tüm faaliyetler ve yaşanan çeşitli alanlardaki sorunlar bile günümüzde yapılan, yapılacak uygulama ve yaklaşımları geliştirirken göz önüne alınması ile faydalı bir bakış sağlayabilecektir.

KAYNAKLAR

  • ÖZBİLGEN, Erol, Bütün Yönleriyle Osmanlı, İZ Yay. İstanbul, 2011, syf: 186

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

40270246