23 Haziran 2021

Eli kalem tutan ve dili söz dizen ecdâdın sık kullandığı kelimelerden biri “izâfî” idi. Fransızca “relatif” de, “rölatif” telâffuzuyla Türkçede yer buldu. Hem izâfî, hem de rölatif, “geçerliliği şartlara tâbi olan; varlığı veyâ tasavvuru, bir başka şeyin varlığına bağlı bulunan” demek. Bu târife uyan nice mefhûm arasında, zamânın bir başka duruşu var. İzâfî ilhâmlar vermede en ön safda yer alan zamân, onu yaşayıp idrâk eden kişinin rûhî vaziyetine ve iç ürperişlerine göre farklılıklar gösteriyor. Bunun öyle olduğu o kadar açık ve seçik bir husûsdur ki, ayrıca sebeb aramaya hâcet yoktur. Zamâna ad verdiren şeyler, bizim hissedişlerimizdir.

Allâh, her çeşit âfetten ve felâketten hepimizi muhâfaza buyursun, bir zelzele ânında hesâb edilen sâniyeler, o ânı âfet mahallinde idrâk eden insanlara, bırakın saat ve dakîkayı, asır hükmünde görünür. Bizi kanat takıp uçuracak sevinçli vakitlerimiz ise, tam aksine çabucak geçip gider. O sırada yaşanan yıl uzunluğundaki zamân bölümü, bize dakîka ve sâniye mikdârı gelir. Bu zamân ölçüsü farklılığının temelinde insanın yaradılış özü ve dahî hikâyesi var. Yüce kitâbımız Kur’ân’da, Nâzi’ât Sûresi’nin 46. âyeti, insan nazarında zamânın ne mânâya geldiğini şöyle ifâde buyuruyor:

“Kıyâmet gününü gördüklerinde (Dünyâ’da) sâdece bir akşam vakti veyâ kuşluk zamânı  kadar kaldıklarını sanırlar.”[1]

Burada bahsi geçen zamân, kişinin Dünyâ’da idrâk ettiği ömürdür. Elbette, herkesin ömrü aynı değildir. Ölü doğan veyâ doğar doğmaz ölen bebeklerden, kademe kademe yüz yaşını geçerek vefât eden nice insan, bu ömür nîmetini paylaşmışlardır. Az olsun, çok olsun, ömür, bitmeye mahkûmdur. Âyet-i kerîmede anlatılan, insanın geride bıraktığı Dünyâ hayâtı için yaptığı muhâsebedir. Bu hesap, bize çok kısa gelen bir zamânı gösteriyor. İlâhî ölçü ile Dünyâ hayâtı, akşam veyâ kuşluk vakti kadardır. 

Müslüman yaşayışında, bir gün beşe taksîm edilmiştir. Bu taksîmâtın kilometre taşı sayılacak başlarında, ezân okunur ve o ezânlar, içinde bulundukları vaktin adı ile anılırlar. Ezânın okunuşu ile o vaktin namâzının kılınışı arasında geçen zamân, aynı değildir. Burada bahsedilen, kılınacak namâzı kazâya bırakmayacak vakittir. Bu kıstaslarla, vakti en kısa ezân, akşam ezânıdır. Gurûb vaktinden akşam alacalığına koşan bu vakit, altın kıymetindedir. Azıcık geç kalınırsa, yatsının iklîmine girilir ve akşam namâzı kazâya kalır. Aynı şekilde “duhâ”, yâni kuşluk vakti de sabâh ile öğle arasında sıkışan kısa bir vakittir. Kuşluk vakti, bayram namâzı kılınmasına ruhsat verilen vakittir. Kurban Bayramı’nda, duhâ vakti girmeden, yâni bayram namâzı kılınmadan kurban kesilmez. Bundan dolayı, ecdâdımız, Kurban Bayramı’na “’Iyd-ı Adhâ”, yâni “Kuşluk Bayramı” derlerdi. Güneş’in bir mızrak boyu yükselmesiyle giren kuşluk vakti, tıpkı akşam namâzının vakti gibi pek kısadır. İşte, Kıyâmet gününü gören insanların, Dünyâ hayâtı hakkındaki kanaatleri, akşam ve kuşluk ölçülerindedir.

İnsan, az yaşasa da, çok yaşasa da, Dünyâ hayâtını bırakıp Âhiret hayâtına geçecektir. Mühim olan, yaşanan vaktin uzunluğu ve kısalığı değil, o hayâtın hakkını vererek idrâk etmektir. Sultan Dördüncü Murâd Hân, Şeyh Gâlib, Nâmık Kemâl, Kâtib Çelebî, Ömer Seyfeddin gibi, saç ve sakallarına ak düşmeden vefât eden nice uluğ Türk, arkalarında çağlayan ırmaklar misâli eser ve icraat bırakmışlardır. Onların Dünyâ hayâtları, o eserlerde ve icraatta el’ân devâm etmektedir.

Yeni bir yıla girerken, vaktin azlığı veyâ çokluğu ile değil, o vakte yönelişimizle meşgûl olalım, inşâallâh..

 Dipnot

[1] “Keennehüm yevme yeravnehâ lem yelbesû illâ ‘aşıyyeten ev duhâhâ.”-Nâzi’ât Sûresi, 46. âyet.

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden