29 Kasım 2021

Şiddet, Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımıyla: “Fiziksel güç ya da kuvvetin, amaçlı olarak kendisine, başkasına, bir grup ya da topluluğa karşı fiziksel zarar, psikolojik zarar, ölüm, gelişim sorunları veya bir eksiklik oluşturacak şekilde tehdit edici olarak kullanılmasıdır” (WHO, 2014).

Türkçeye Arapça’dan geçen şiddet; sertlik, sert ve katı davranış, kaba kuvvet ve Fransızcada karşılığı olan violence; bir kişiye güç ve baskı uygulayarak istediği dışında bir şey yapmak ya da yaptırmak; şiddet uygulama eylemi, zorlama, saldırı, kaba kuvvet, bedensel ya da psikolojik acı çektirme ya da işkence, vurma ve yaralama olarak tanımlanıyor (Taşkesen ve Özpolat, 2020, s.17-19).

Maruz kalana göre, kadına yönelik şiddet, çocuğa yönelik şiddet, yaşlıya yönelik şiddet, akranlar arası şiddet, kardeşler arası şiddet, flört şiddeti, engelliye yönelik şiddet, LGBT şiddeti, mülteci şiddeti, kişinin kendine yönelik şiddeti türlerinden bahsedilirken; uygulanış türlerine göre fiziksel şiddet, cinsel şiddet, duygusal şiddet, ekonomik şiddet ve siber şiddet olarak sınıflandırılmaktadır (Polat, 2017, s.16-17).

Şiddet, toplumun her kademesinde veya insan ilişkilerinin var olduğu ortamlarda çeşitli yönleriyle rastladığımız bir kavram olmakla beraber, kadına yönelik şiddet başlığı adı altında da incelenmesi ve irdelenmesi gereken bir kavram olarak karşımızda durmaktadır. Bu yazıda kadına yönelik şiddet başlığı üzerinde durulacaktır.

 

Kadına Yönelik Şiddet Kavramı

Kadına yönelik şiddet kavramı, tarih boyunca önce cinsiyet ayrımcılığı üzerinden şekillenmiş, Birleşmiş Milletler Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nde genellikle ayrımcılıktan bahsedilmiş, kadına yönelik ayrımcılığın en önemli aracı olarak kadına yönelik aile içi şiddet kavramının ön plana çıkması için 1993 yılında Kadınlara Yönelik Şiddetin Tasfiyesine İlişkin Bildirge’nin kabulü gerekmiştir (Özcan ve Nurcan, 2017).

Kadına yönelik şiddet, temel hakların ve özgürlüklerinin ihlali olup, kadınlar ve erkekler arasındaki eşit olmayan güç ilişkilerinin bir sonucu olarak ortaya çıkan önemli bir sorundur. Toplumsal değer sisteminde aile bütünlüğünün güvenliği ve üstünlüğüne inanç açısından bu sorunun objektif olarak irdelenebilmesi güçleşmektedir. Çünkü kadına yönelik aile içi şiddet özel alanda meydana geldiği için çoğu zaman gizli tutulmakta, bu nedenle boyutlarının tespiti son derece güç olmaktadır. Kadına yönelik şiddet olgusu, son derece karmaşık ve ele alınması güç bir olgudur. Şiddetin amacı, kadının davranışlarının korkuya dayalı olarak kontrol etmektir. Gerçekte bütün şiddet olaylarında kadın ile erkek arasında erkek lehine bir güç dengesizliği söz konusudur. Kadının aile ortamındaki eşitsizliğe dayanan konumu ve ev içindeki emeğinin değersizliği, ataerkil toplum yapısı içinde belirlenen güç ve iktidar ilişkileri çerçevesinde kendinden güçlü konumda olan kocasının onun üzerindeki gücünün bir göstergesi olarak sergilediği şiddete maruz kalmasına yol açmaktadır. Kadına yönelik şiddet, kadının fiziksel, cinsel veya psikolojik zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel olan hareketlerdir (Uyanık, 2016).

Kadına yönelik şiddet, kadınların yaşama, sağlık ve beslenme, eğitim, gelişme, toplumsal ve ekonomik yaşama katılım gibi temel insan haklarını ve özgürlüklerini ihlal eden önemli bir toplumsal sorundur. Kadını baskı altında tutmayı ve kadın üzerinde üstünlük kurmayı amaçlayan toplumsal cinsiyet temelli şiddet, erkek egemen toplumsal yapının etkisiyle oluşmakta ve toplum tarafından görülebilmektedir. Kadınların eğitime, ücretli iş gücüne ve karar mekanizmalarına katılımı konusunda yaşadığı eşitsizlik, ekonomik ve toplumsal kaynaklara ulaşmalarını olumsuz yönde etkilemektedir. Kadınları şiddete karşı savunmasız hale getiren toplumsal koşullar, kadını güçsüz erkeği ise güçlü ve iktidar sahibi olarak konumlandırır. Erkeğin kadından üstün olarak görüldüğü toplumsal cinsiyet düzeninde şiddet, erkeğin kadın üzerindeki iktidarını sürdürmesini sağlayan şiddet, eşitsiz toplumsal cinsiyet ilişkilerinin devamı için kullanılabilmektedir (Acar, 2013: 196).

Kadına yönelik şiddet kavramının uluslararası düzeyde ve özellikle Türkiye’nin gündeminde yer alması, farkındalık oluşması ülkemiz tarafından 14 Mart 2012 tarihinde onaylanan ve 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi’yle mümkün olmuştur. 

Yine, 8 Mart 2012 tarihinde yürürlüğe giren Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun (Resmî Gazete, 2012) ile şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esaslar ortaya koyulmuştur.

Türkiye’de kadına yönelik şiddetle mücadelede son olarak Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı 2016-2020” hazırlanmıştır. Eylem Planı ile, kadına yönelik şiddet başlığı ile ilgili mevzuat düzenlemeleri, farkındalık yaratma ve zihniyet dönüşümü, koruyucu ve önleyici hizmet sunumu ve şiddet mağdurlarının güçlenmesi, sağlık hizmetlerinin düzenlenmesi ve uygulanması, kurum kuruluşlar arası işbirliği ve politika gibi 5 temel alanda çeşitli iyileştirme hedefleri koyulmuştur.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 1979’da Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin kabul edilip 1981’de yürürlüğe girmesi ve sözleşmenin Türkiye tarafından 1985 yılında imzalanması, kadın hareketlerine hız kazandırmıştır. Çok geçmeden 17 Mayıs 1987 tarihli Dayağa Hayır Yürüyüşü, şiddete karşı kadınların ilk toplu eylemi olarak kayıtlara geçmiştir (Kocacık, 2004: 42). Bu yürüyüşten sonra yazılı basın anlamında aile içi şiddete karşı çeşitli kitaplar yayımlanmaya başlanmıştır. Sivil alanda toplumsal örgütlenmeler de bu bağlamda yavaş yavaş ortaya çıkmıştır. Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı 1990 yılında kurulmuş ve Vakıf, şiddete uğrayan kadınlara sığınma ve rehberlik sağlamaya bugün de devam etmektedir (MORÇATI, 2018). Gelişen zaman diliminde farklı toplumsal ve siyasal tabakaların da dâhil olduğu kadın örgütlenmeleri toplumda çoğalmıştır. 2013 yılında kurulan Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM), kadını güçlendirmek ve kadına yönelik şiddeti önlemek adına çalışmalarını sürdürmektedir (KADEM, 2018).

1980’lerden bu yana aktif mücadele verilen kadına yönelik şiddeti azaltma hedefinde önemli aşamalar kat edildiyse de hala Türkiye’de kadınların %39’u erkek şiddetine maruz kalmaktadır (Demiralp, 2019). Ancak ortaya koyulan hukuki yaptırımlar, sivil toplum çalışmaları ve yasal çalışmalara rağmen hem dünyada hem ülkemizde iş hayatından aile içine kadar kadına yönelik şiddet vakaları sürmektedir. 

Dünyanın pek çok yerinde ve Türkiye’de kadınların önemli bir kısmı kocalarından, babalarından, sevgililerinden veya farklı erkek aile üyelerinden şiddet görmektedir. Bunların en öne çıkanı ise eşlerinden gördükleri şiddettir. Bu şiddet türünün özel bir sorun değil siyasi bir sorun olarak tanımlanması 2. Dalga feminizminin yükselişiyle başlar. Kadının seçme ve seçilme hakkının elde edilmesi gibi bir takım yasal eşitsizliklerle mücadele için ortaya çıkan birinci dalga feminizmden sonra, ABD’de 1960’larda kadınların “özel” alanlarda yaşadıkları bazı sorunların da siyasetin alanına girdiğini iddia eden ve 2. Dalga olarak adlandırılan bir feminist hareket gerçekleşti. Hareketin temel söylemi “özel olan politiktir” olmuştur. Bu iddia, kadınların iş veya sosyal ilişkilerinde yaşadığı ayrımcılık, taciz, şiddet gibi birçok kötü muamelenin tekil veya kişisel deneyimler olmadığı, birbirleriyle ilişkili olduğu, birbirine benzediği, çünkü patriyarkal güç eşitsizliğinden beslendiğini ileri sürmüştür. Bu yaklaşıma göre, söz konusu güç ilişkileri bireysel veya kişisel değil yapısal bir eşitsizliğin tezahürüdür ve bu sebeple siyasetin konusudur (Demiralp, 2019).

2. Dalga feminist hareket Türkiye’ye 80’lerde ulaştı. Bir yandan kadınları şiddete karşı örgütleme- örneğin “Bağır herkes duysun!” ve “mor iğne” gibi öz savunma kampanyaları -, bir yandan bilinç yükseltme çabaları ile kadına yönelik şiddetin toplumsal bir sorun olduğuna ve çözümünün siyasi olduğuna dair farkındalık çalışmaları yaptılar. Devlet kurumlarını zaman zaman protesto ederek, kimi zaman uluslararası anlaşmalar yoluyla-örneğin CEDAW 1985 gibi baskı altına alarak kadın dostu politikaların benimsenmesine çabaladılar. Sonuç itibarıyla bazı başarılar elde ettiler. Bunların belki de en önemlisi toplumsal farkındalık yaratmak, kadınları örgütlemek ve sivil toplum seviyesinde kurumsallaşmak –İstanbul’da Mor Çatı Kadın Sığınağı, Ankara’da Ankara Kadın Dayanışması Vakfı gibi, çeşitli Baro Kadın Danışma Merkezleri gibi- oldu. Bu kurumlar (vakıflar) maddi zorluklar nedeniyle mağdur kadınları koruma anlamında arzuladıkları etkiyi gösteremese de sosyal farkındalık yaratma açısından hedeflerine büyük ölçüde ulaştılar. (Demiralp, 2019).

 

Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet Verileri

Türkiye Avrupa – Orta Asya Bölgesi’nde toplumsal cinsiyet eşitsizliği yüksek olan ülkeler arasında bulunuyor. Üreme sağlığı, toplumsal güçlendirme ve iş gücüne katılımda toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini yansıtan UNDP’nin Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi’nde (TCEE) Türkiye, 149 ülke arasında 69’uncu sırada yer almıştır. (UNİCEF, 2015)

2016, 2017 ve 2018 yıllarında 726’sı polis, 206’sı jandarma kayıtlarına geçen ve ateşli silah, kesici delici alet, boğma gibi cinayet yöntemlerinin öne çıktığı ve %72’sinin evlerde gerçekleştiği toplam 932 kadın cinayeti işlenmiştir. Bu cinayetlerde psiko-sosyal sebeplerle, cinsel sebeplerin ön plana çıktığı görülmekte ve cinayete kurban giden kadınların çoğunluğunun ise medeni durum itibariyle evli olduğu tespit edilmiştir. (Taştan ve Küçüker Yıldız, 2019)

 Ülkemizde kadına yönelik şiddet üzerine yapılan araştırmalara baktığımızda, kadına yönelik şiddetin yaygınlığını, kadının şiddet karşısındaki çaresiz kalışını ve şiddete uğrayan kadının nasıl yardım alması gerektiği konularında bilgisizliğini görmekteyiz (Uyanık,2016).

Kendi içinde kültürel ve ekonomik denge ve uyum yaratmamış olan ailelerde şiddet için son derece elverişli bir ortam yaratılmıştır. Bu tür ailelerde sorunlar uzun süreli ve marazi (hastalıklı)bir duruma dönüşmeye daha uygundur. Sağlıklı ilişki ve etkileşimi engelleyen bu duygusal ortam sonuçta, aile bireylerinin toplumsal ilişkilerde başarısız olmalarına, duygularını ve heyecanlarını kontrol edememelerine neden olmaktadır. Ani dürtülerini kontrol etme yeteneği gelişmemiş, duygusal anlamda olgunlaşmamış insan böylesi ailelerde yetişir. Şiddet ortamı olarak ailenin iki önemli boyutundan söz edilebilir. Birinci boyut aile içi şiddet, ikincisi ise ailenin şiddet eğilimli bireyleriyle aile dışına taşan boyutudur. Aile içi şiddette iki önemli mağdur vardır. Şiddet daha çok bu iki hedefe, kadın ve çocuğa yönelmekte ve yoğunlaşmaktadır. Erkekler birlikte oldukları kadınlara fiziksel ve öznel (manevi) tacizde bulunmaktadırlar. Aynı yöntem baba ile birlikte anne tarafından çocuklara yapılmaktadır (Doğan, 2014).

Şiddet olgusunun çok farklı şekillerde sınıflandırılmasının nedeni şiddetin oldukça karmaşık bir yapıya sahip olmasıdır. Kadına yönelik şiddet tiplerini; duygusal, sözlü, ekonomik, cinsel ve fiziksel şiddet oluşturmaktadır. 

Kadına yönelik şiddet, en acımasız yüzünü ise cinsel şiddet olarak göstermektedir. Şiddetin en yaygın görülen biçimi; erkeğin kadına ve çocuğa karşı uyguladığı aile içi şiddettir. (Güler, Tel ,Özkan-Tuncay, 2005).

Kadına şiddet konusunda genel bir kavram tanımlaması çizmeye çalıştığımız bu yazımızı, son yıllarda durdurulamaz boyutlara erişen kadına yönelik şiddet olaylarına bir an evvel toplumun bütün katmanları tarafından şartsız, amasız ve tavizsiz tepki gösterilmesini sağlamamız gerektiğini vurgulayarak sonlandırıyoruz.

KAYNAKÇA

  • Demirel Bozkurt,Ö.,Daşıkan,Z.,(2016)Gebelikte Eş Şiddeti: Risk Faktörleri, Sağlık Sonuçları ve Tarama Araçları. Turkiye Klinikleri J ObstetWomens Health Dis Nurs-Special Topics 2016;2(2)S.16-22.
  • Düğmeci,F.,Gürsel,E.,(2019) Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetin ÖnlenmesiHususundaDevletin Yükümlülükleri ve Sorumluluğu. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 21, Sayı: 2, 2019, s. 843-873.
  • Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele (2016-2020) Ulusal Eylem Planı (2016). Erişim Adresi:https://www.ailevecalisma.gov.tr/uploads/ksgm/uploads/pages/kadina-yonelik-siddetle-mucadele-ulusal-eylem-plani/kadina-yonelik-siddetle-mucadele-ulusal-eylem-plani-2016-2020-icin-tiklayiniz.pdf
  • Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, 2013 Yılı Faaliyet Raporu(2013). Erişim Adresi: https://www.morcati.org.tr/attachments/article/244/2013%20YILI%20FAAL%C4%B0YET%20RAPORU.pdf, s. 5, 04.10.2015.
  • Öz,F.,Bahadır Yılmaz ,E.,(2019). Şiddete Maruz Kalan Kadınlara Yönelik Güçlendirme Programı ve Hemşirelik. Koç Üniversitesi Hemşirelikte Eğitim Ve Araştırma Dergisi 2019;16 (4): 338-342.
  • Taştan ve Küçüker Yıldız, 2019, Polis akademisi yayınları, Dünyada ve Türkiye’de Kadın Cinayeteleri 2016-2017-2018 Verileri ve Analizler
  • World Health Organization (2014) Violence and Injury Prevention: Global Status Report on Violence Prevention. Genova, WHO.
  • Polat O. (2016), Şiddet, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 22(1), 15-34.
  • Dağcı,S.,Ören, B.,(2019) Gender Inequality, Violence Against Women and the Approach of Health Care Workers, ZeynepKamil Tıp Bülteni;2019;50(4):236-240.
  • Bilican Gökkaya,V.,(2009), Türkiye’de Şiddetin Kadın Sağlığına Etkileri, C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 10, Sayı 2, 2009 s.167-179.
  • Avcı Parlar, D., (2008).İstanbul. Gebe Kadınların Aile İçi Şiddete Maruz Kalma Durumlarının Belirlenmesi. İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü .YL Tezi .2008
  • Almiş, B., Gümüştaş, F., Koyuncu Kütük, E.,(2020) Effects of Domestic Violence Against Women on Mental Health of Women and Children, Adıyaman Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Current Approaches in Psychiatry 2020; 12(2):232-242.
  • Özcan Ş., Nurcan K. Çözülemeyen sorun: Kadına YönelikAile İçi Şiddet ve Hemşirenin Rolü. Balikesir Saglik Bil Derg Cilt:6 Sayı:2 Ağustos 2017.
  • Güler N., Tel H., Özkan Tuncay F.Kadının Aile İçinde Yaşanan Şiddete Bakış. Ü. Tıp Fakültesi Dergisi 27 (2): 51 – 56, 2005.
  • Doğan M., Yanık A., Hanbaba Z., Soygür S., Ayaltı B.Kadına Yönelik Şiddet Davranışlarının Değerlendirilmesi: Türkiye’den Yanıt.Electronic Journal of Vocational Colleges-December/Aralık 2014.
  • İ. Akkaş, Z. Uyanık. Kadına Yönelik Şiddet. Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi SBE Dergisi 6 (1) 2016 s.32-42.
  • Demiralp S., Kadın Hareketlerinde Adaptif Stratejiler: Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Örneği.Marmara Üniversitesi Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Dergisi, 3-2 (2019): 80-89.

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden