12 Ağustos 2022

Yahyâ Kemâl, “Düşünce” başlıklı şiirinde, Dünyâ hayâtı ile Âhiret Yurdu arasında pek şâirâne bağlar kurar ve Türk şiirine yeni ve büyük bir zafer daha kazandırır: 

Ülfet belâlı şey, fakat uzlet sıkıntılı,

Bilmem nasıl geçirmeliyim son beş, on yılı?

İnsanlar anlaşıldı. Cihân’ın da sırrı yok,

Kalsaydı terkeşimde bugün tek bir altın ok,

En tatlı bir hayâl için atmazdım ufkuma.

 

Dalsın yakında gözlerim artık son uykuma!

 

‘Yalnız duyan yaşar’ sözü, derler ki, doğrudur.

‘Yalnız duyan çeker’ derim, en doğru söz budur.

Gördüm ve anladım yaşamak mâcerâsını,

Bâkiyse rûh eğer, dilemezdim bekâsını.

Hulyâsı kalmayınca, hayâtın ne zevki var?

 

Bitsin, hayırlısıyle, bu beyhûde sonbahâr.

 

Ölmek değildir ömrümüzün en fecî işi,

Müşkil budur ki, ölmeden evvel ölür kişi.”

Büyük Şâir’in “belâlı şey” dediği “ülfet”, sözlüklerde “alışma, kaynaşma, ünsiyyet, dostluk, muhabbet” şeklinde açıklanıyor.  Şiir vâdîsindeki ülfet ile târîh aynasına vuran ülfet o kadar farklı ki, anlamak için vicdândan başlayarak iz’ân ve irfân sahîfelerini açmak îcâb ediyor.            

Sultan Üçüncü Mustafa Hân’ın saltanat yıllarını Koca Râgıb Paşa’nın sadâret vaktine göre ikiye ayırmak, oldukça isâbetli bir usûldür. Siyâsî târîhimizin olduğu kadar edebî geçmişimizin de müstesnâ isimlerinden olan Koca Râgıb Paşa, Sultan Üçüncü Osman Hân’ın son, Sultan Üçüncü Mustafa Hân’ın da ilk sadr-ı âzamı idi. O, başta Avusturya, Prusya ve Rusya olmak üzere Batı ile olan hârîcî münâsebetleri, çok ince ve hünerli diplomasi hamleleri yaparak sulh zemîninde tutmayı başarmıştı. Vefâtından sonra gelişen hâdiseler, Paşa’nın büyüklüğünü bir kez daha isbât etti. Pusuda bekleyen Rus Çariçesi İkinci Katerina, bir yandan Türk Cihân Devleti’nin içini karıştırıyor, diğer tarafdan da batı, kuzey ve doğu hudûdlarından bize saldırmak için hazırlık yapıyordu. Doğuda Gürcistan’dan batıda Lehistan’a kadar, muazzam ötesi bir coğrafyada cereyân edecek 1768 Osmanlı-Rus Harbi, bu Moskof kışkırtmaları ve tecâvüzleri yüzünden açıldığında, Osmanlı Türk Cihân Devleti’nin Sadâret Makâmı’nda Yağlıkçızâde Hacı Mehmed Emîn Paşa bulunuyordu. Babası Yağlıkçı Yûsuf Ağa’nın ticârî nüfûzu sâyesinde bulunduğu makâma gelen Hacı Mehmed Emîn Paşa, Rusya’ya harb açıldığında, Sultan Mustafa tarafından Serdâr-ı Ekrem, yâni Ordu-yı Hümâyûn’a başkumandan tâyîn edilmişti. Tuna yalısında, İsakçı menzilinde topladığı harb meclisinde, harbden ve seferden anlamadığını açık açık söyleyen Yağlıkçızâde Hacı Mehmed Emîn Paşa, şöyle diyordu:

“Benim sefer ile ülfetim olmayıp ne tarafa hareket Devlet-i Aliyye’ye[1] hayırlı ise o mahâlli tâyin ve cihet-i nâfiâyı[2] bilâ ketm ü tereddüd[3] tebyîn edin!.[4]

Yahyâ Kemâl’in belâlı şey” dediği “ülfet” ile Yağlıkçızâde Hacı Mehmed Emîn Paşa’nın üstünden atmak istediği ülfet arasında hangi aşılmaz dağların olduğuna varın siz karar verin..

 

[1] Devlet-i Aliyye: Yüce Devlet (Osmanlı Türk Cihân Devleti.).

[2] cihet-i nâfiâ: fayda, menfaat tarafı, yönü.

[3] bilâ ketm ü tereddüd: tereddüd etmeksizin ve saklamaksızın.

[4] tebyîn etmek: açıklamak, beyân etmek.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: