19 Mayıs 2022

Aydınların işgali zihinsel olarak gerçekleştirilir. Aydını işgal edilen toplumların gerginlikleri de bir türlü azalmaz. Bunlar zihinsel üretim yerine yapay güncel gündemlerle boğuşmaktan başını kaldıramazlar. Julien Benda’nın dediği gibi belki “aydınların ihaneti” ağır bir ifade olabilir ama zihinleri işgale uğramış aydınlardan da başkası beklenemez. Çünkü toplumu ilgilendiren birçok konuda belirsizlikler, çelişkiler, sürtüşmelerin bir türlü sonlanmaması aydınların tavırlarından da kaynaklanır. Aydının işgali demek şu veya bu düşünce sahibi olmasından ziyade onun ufukça, zihince özgür olmaması; objektifliğinin, aklıseliminin, bilgisinin, bilgiye ulaşma ve değerlendirme yöntemlerinin yanında kişiliğinin ve psikolojik alanının işgali demektir. Böyleleri artık “aydın” olarak adlandırılır mı burası da ayrıca tartışmaya açıktır elbette.

Aydınlığın ve aydınların işgal edildiği toplumlarda gerginlikler azalmadığı gibi amip gibi çoğalırlar. Unvanı, sıfatı ne olursa olsun cahillerin, cehaletin toplumsal alanlara ve kurumlara hâkim olması doğruluk gibi, dürüstlük gibi değerlerdeki anlam kaymaları şaşkınlığı ve peşinden de gerginlikleri getirir. Bu durumda toplum neye güvenip neye güvenemeyeceğini, “doğru” diye sıralanan çelişkilerin hangisine inanıp inanamayacağını bilemez hale gelir. Bilgideki kirlilik toplumun davranışlarına doğrudan hoşgörüsüzlük olarak, saldırganlık olarak, gerginlik olarak yansır.

Çağımız coğrafi ve fiziki sınırları işgal etmekten öte daha kalıcı bir işgal peşindedir ki buna ister kültürel ister zihinsel işgal deyiniz. Bireylerin veya bir toplumun zihinsel alan işgalinde öncelikli hedef aydınlardır. Çünkü balık baştan koktuğu gibi işgal de önce toplumun zihni sayılan, beyni sayılan aydınlarından başlatılırsa hedefe ulaşılacağı bilinir.

Kim bu Aydın ya da entelektüel denilenler?

Aydın kavramı yerine bazen Münevver, Mütefekkir, Entelektüel de buna karşılık olarak kullanılmaktadır. (Bu yazıda üslup birlikteliğini sağlamak için genel olarak ‘aydın’ kavramı kullanılacaktır.) Sosyal Bilimler Sözlüğünde (Ö. Demir ve M. Acar. İst-1993, s.198, 199.)  Aydın; daha çok zihni faaliyetle yoğun olarak meşgul olan, hakikatin bilgisi peşinde koşan insan… Aynı zamanda aydın kendi tarihsel ve toplumsal konumunun bilincinde, içinde yaşadığı toplumun problemlerinin farkında olan, bu özelliklerinden dolayı da içinde yaşadığı topluma öncülük etme rolünü üstlenmiş insan. Taklit ve tekrar etmeyi aşarak, fikir üretme ve fikirleriyle gebe bırakma mevkiine yükselebilmişler de aydın olarak adlandırılmaktadır. 

Aydın, acı çekendir. İçinde yaşadığı toplumun, içinde var olduğu dünyanın problemlerini kendinde hisseden, bunların çözümlerine en samimi olarak çözümler getiren ve bunun için çabalayandır. Aydın baskıların arttığı, totalitarizmin yoğunlaştığı toplumlarda ya otoritenin yardakçısı olup aydın kimliğini kaybeder yahut da çarelerin tüketildiği, direnişin çare olmadığı zamanlarda içine çekilir. Ama her ne olursa olsun totaliter yaklaşımlarla paralel yürümez. Lakin aydının içe çekilme halinden de hep toplumlar, insanlık kaybeder. 

Sabri F. Ülgener, Zihniyet Aydınlar ve İzm’ler’de (1983, s.66) aydın ve görevleri konusuna şu açıklamayı getirir: “Hemen belirtelim ki aydınlar diye ayrı ve homojen bir sınıf yoktur. Cemiyet hayatının çok geniş bir kesimi aynı başlık altında yan yana sıralanmış görünür. Akademik meslek mensupları, bürokratlar, mimar ve mühendisler, avukatlar, gazeteciler ve yazarlar, tiyatrocular ve sanatçılar… Saydığımız ve daha da genişletebileceğimiz bu gruplar arasında bir ortak taraf bulmak kolay değildir. Maddi durumları farklı olduğu gibi menşeleri ve formasyonları da birinden öbürüne değişir. Baştan ilk ikisi az veya çok da olsa devlet kapısından maaş ve ücret sahibi olanlarla geride sanatçı dediğimiz gruplar maddi şartları ile iki kutup arasında sıralanmış görünürler… Entelektüel ve ‘intelligence’ deyimlerine bakıp da söz konusu grupların üstün bir istidat ve yetenek sahibi olduklarını, hele bu yeteneğin yükseköğrenim ile kazanılmış olacağını düşünmek yanlış olur.”

Aydın kavramı hakkındaki açıklamalar da olduğu kadar, kavramların ortaklığında bile birliktelik sağlanamayan, sanki sağlanmaması için de çaba sarf edilen, benzer kavramlar olsa bile bunlara farklı anlamlar yüklenen aydın, entelektüel, münevver, mütefekkir, bilge derken de doğrudan veya dolaylı olarak bir bakıma işgalin amacına hizmet edilmektedir. Çünkü bireyi, toplumu etkilemede önemli rolleri olanlar kendilerini tanımlarken ve anlamlandırırken ortak bir kavram etrafında anlaşamıyorlarsa; tartıştıkları, tartışacakları fikir ve düşüncelerde, bireysel ve toplumsal problemlerde ortak bir dile ulaşmaları haliyle çok zor olacaktır. Bu durum ileri basamaklarda kavram kargaşasını, anlama ve anlaşılma problemini, dağınıklığı, şizofrenik bir kültürün atıklarını bireylerin zihinlerine pompalayacağından, aydınlar da bu artıklarla uğraşma, uğraştırılmayla baş başa kalacaklardır. Böyle bir netice, insan işgalinin önemli bir cephesi olan cephenin düşmesi demektir. 

Elimizde “aydın”ın ne olduğunu tam olarak belirleyen herhangi bir ölçüt yoktur. Ancak “aydın” için belki bazı ölçütler sıralanabilir. Mesela bunlardan biri aydınların “duruma” yaklaşımları diye nitelendirilmektedir. Karl R. Popper,“Aydınların yaklaşımındaki ve bakış açısındaki derinlik, her zaman kötümserliğindeki derinlikle ölçülür” (Daha İyi Bir Dünya Arayışı. Çev. İ. Aka YKY İst-2001, s.152.) derken aydının bu özelliğine işaret eder.

Aydın, entelektüel veya akademik unvanlılar, işgal edilmeleri zor gibi görünenler arasında olmalarına rağmen, görünen ve gözlenenin pek de öyle olmadığı doğrultudadır. Hangi görevde, makamda, unvanda bulunursa bulunsun, neticede bunlar bir insan olduğundan, insana özgü her türlü zaaflara da açıktırlar. Bunların gururları okşandığı, çeşitli çevre ve mekânlarda şişirildiği durumlarda ne yazık ki işgalin kurbanları arasına girebilmektedirler.

Aydını yönlendiren, davranışlarını etkileyen bilgilerle ve aydına özgür düşünme imkânı tanıyarak, kendisinin karar verebilmesini sağlayan bilgileri ayırt etmek o kadar kolay değildir. Gerçek anlamda “aydın” kimliğini kazanmışlar da bu durumun problem oluşturmayacağı söylenebilir. Çünkü onlar işgalin kokusunu çabuk alırlar. Ancak “yarım aydın”, “yarı aydın” veya alaycı bir yaklaşımla “entel” denilenler işgalin hedefleri içerisine girerler. İşgalin, yani aydını kendi amaçları doğrultusunda kullanmanın da birçok yolu aranır.

Sadece bulundukları konum, diğer insanlar üzerindeki şu veya bu şekildeki etkinin uzun zamana yayılması ve benzeri sebeplerden dolayı, insanın işgalinde aydınlar öncelikli hedeflerden biri olarak seçildiği gerçeği hiçbir zaman dikkatlerden kaçmamaktadır. 

Aydın, entelektüel, sanatçı kimliğindeki kişiler aynı zamanda toplumda genelde ‘rol model’ olarak kabul edildiklerinden, ‘işgal’ için bunlar daha çok öne çıkar. Bu kişilerin alanlarının işgali ile onları örnek alan bireylerin de işgal içine alınabileceğinin hesabı çok iyi yapılır. Aynen “bir taşla birden fazla kuş vurmak” anlayışında olduğu gibi. İşte bunun için psikolojik ve zihinsel alan işgalinde hedeflerden biri de aydınlardır.

Hedefteki aydınlarla, insanı işgal adına neler yapılmak istenmektedir?

Yeni alanlar işgali adına psikolojik otopsiyle toplumun değerler organını söküp almak amaçlanmaktadır: Bunun için insandan olan ve insani olan her türlü değerin önce aşınmaya uğraması adına önemsizlik propagandası yapılmasına çalışılmakta. Küçümsenmekte, hor görülmekte, değersizleştirilmekte… Bu basamakta “değer”in “çağdaşlıkla”, “gelişmişlikle” uyuşmayacağına inandırılma girişimleri üzerinde durulmakta. Bir bakıma “değer”in içi boş, angarya olduğu imajı oluşturulmakta. Bu uğurda her türlü yol ve yöntem, yaşama tarzı, hem de “demokrasi” ve “özgürlük” adına dayatılarak, aydın olmanın şartlarının başında bunların geldiği yolunda kafalarda bir “aydın” imajı yaratılmaya çalışılıyor. Önce algılardaki aydın koflaştırılıyor. Yani insan olmanın asıl ve asli unsurları öncelikli olarak aydından koparılarak, değerlerden soyutlanmış “nihilist” kimlik, nihilizm adına aydına yapıştırılmaya çalışılabiliyor. Bazı dönemlerde bu durumun örneklerini görmek hiç de zor olmuyor. Aydın, değerler organı sökülerek yerine sadece çarpık bir bilim ilahının teorileri konmaya çalışılan zavallı bir konuma yerleştirilebiliyor. Aydının işgal edilebileceği yaklaşımları, daha önceki asırlardan daha fazla 21.yüzyılda yine denenmeye çalışıldığı görülmektedir. Ülkesini, Dünyayı güncele ve projelendirilen gündemlere kilitleyenler, işgal etmiş oldukları bilim ve sanat alanlarındaki bireyleri sessiz işgale doğru sürükleyerek sayılarını artırmaya çalışıyorlar. Eski çağlarda yönetenler aydının (bilim ve sanat adamlarının) ayağına, kapısına giderken, çağımızda aydın kimlikliler, yöneticilerin kapıkulu durumuna düşüyorlarsa, ne yazık ki aydın işgalde demektir. Daha da Türkçesi aydın kullanılıyor demektir.

Bu kategorideki Makalelerden