1 Aralık 2021

“Hiç bir şiir bir mezar taşı kadar milli olamaz. Çünkü onda el emeği, göz nuru, sanat vardır ve onlar bize bizi anlatır.” 

 Yahya Kemal Beyatlı

 

kumsal simsek boga kultu

Bugün pek çoğumuzun yanından kayıtsızca geçtiği tarihi mezar taşlarımızın üzerindeki damga ve semboller Türklerin binlerce yıldır kullandığı mühürleridir. Bir ulusun kültürel kimliğine ait unsurlar, simge ve sembollerle kültürel bellekte saklanırlar. Mezar taşları kültürel belleğin unsurlarının kodlandığı ve aynı zamanda taşlara kazınarak saklandığı yapılardır. Ve böylece kuşaktan kuşağa aktarımı görevini de layığıyla yerine getirirler bir anlamda.

Bizi “biz” yapan mezar taşları bir coğrafya üzerindeki tapu senetlerimiz niteliğindedir. Üzerinde ki simge ve sembollerle sayısız anlam barındırır. Antalya kültürel kodlarımızın nice yıllardır kuşaktan kuşağa geçtiği, eski kültürümüzün izlerinin günümüzde de devam ettiği nadide yerlerden biridir.

Bu simge ve sembollerin içerisinde önemli ve ayrıcalıklı bir yere sahip “boğa” kabartmalı bir mezar taşını Antalya’da bir mezarlıkta fotoğraflayıp Türk dünyasına kazandırmak amacı ile konu ile ilgili yapılan akademik görüşlere yer verdiğimiz bu yazıyı ilginize sunuyoruz.  

Boğa genellikle yer unsuru olarak değerlendirilmekle beraber eski Türklerde Alplik ongunu ya da timsalidir. Erken devir Türklerinde savaş ilahı, kuvvet ve kudret timsali olduğundan hükümdar ya da hükümdarlık simgesi sayılırdı. Orhun abideleri, Tonyukuk yazıtında hükümdarın yağlı semiz bir boğa ile karşılaştırılması bu konuyu desteklemektedir.[1] Duymaz’a göre, âdeta boğa, Tanrı’nın yeryüzündeki şekli ve gücünün yansımasıdır.[2]

İslamiyet öncesi Türk topluluklarında “ata” simgesi boğa veya inek olup İslamiyet’ten sonra dahi boğa ve öküz, çeşitli dönemlerde alplik, yiğitlik ve güç simgesi olarak kabul görmüştür. Yine Oğuz Kağan Destanında resmedilmiş olan sığır, boğa ve at gibi tasvirlerin hiçbir anlamı olmayan resimler olduğunu düşünmek imkânsızdır. Oğuz Kağan tasvir edilirken ayakları boğa ayağına benzetilmektedir. Nitekim Roux Oğuz Kağan’ı “genç bir boğa” beyi olarak tanımlamaktadır: “...kendisi genç bir boğa beyidir. Ne var ki, o farklı hayvanların karakteristik özelliklerini taşımaktadır: bir boğanın ayakları, bir kurdun sağrısı, bir samurun omuzları, bir ayının göğsü ve tüm vücudu kıllarla kaplıdır. Dolayısıyla o erdişi bir yaratıktır belki de farklı ataların bir ongun resmidir”. [3] Fuzuli Bayat, “Oğuz Kağan Destanı’nın el yazma nüshasında birinci sayfada boğa resminin yer alması, Oğuz’un doğarken ayaklarının boğa ayağına benzemesi, boğa kültü ile ilgili eski bir dini inanç çerçevesinde gerçekleştirilir” diyerek, Oğuz Kağan’ın doğumunu yer unsuruyla birleştirmekte ve Oğuz’u tanrıdan gelen vasıflarla donatmaktadır.[4]

“Yer ve İlahi Boğa (İnek)” adlı Uygur efsanesinde Türk kültüründe bir güç imgesi olan boğaya tanrı tarafından yer küreyi taşıma görevi verildiği görülmektedir: “Göğün Kadın Tanrısı yeryüzü yaratıldığında âlemdeki havayı, tozu, dumanı içine çektikten sonra tükürmüş, ağzından büyük bir küre yuvarlanıp düşmüş. Bu, yer küre imiş. Kadın Tanrı, yer küreyi tükürdükten sonra (küre) gökyüzünden düşmüş. Çünkü o çok ağırmış. Dolayısıyla çok çabuk alçalıp gökyüzünden uzaklaşıp gitmiş. Kadın Tanrı yer küre uzağa gittiği için onu bulamamaktan endişelenip yer küreyi sabitlemek istemiş. Boğaya boynuzuyla yer küreyi taşımasını emredip yer kürenin sürekli uzaklaşmasını, alçalmasını durdurmuş. Yine Kadın Tanrı büyük bir kaplumbağayı gökyüzünden indirip nefesinden çıkan havadan hâsıl olan suyun üstünde durup yer küreyi götüren boğanın durmasını emretmiş. Boğa yer küreyi bir boynuzuyla taşımaktaymış, zaman sonra yer küreyi taşımaktan yorulmuş, onu bir boynuzundan diğerine alarak onun yerini değiştirmiş. Her değiştirmesinde yer sallanmış”.[5]

Boğa güç, kudret, hâkimiyet sembolleri ile uzun müddet Türk sözlü kültüründe varlığını korumuştur. Cahit Beğenç’e göre de boğa, üreme ve çoğalma kültünün sembolüdür.[6] Oğuz Kağan, daha eski mitolojik düşüncede artımı (çoğalmayı) sembolize eden Ay Tanrı’nın yerdeki simgesi olan boğa ile eşleştirilmiştir.[7]

İlhami Durmuş’un konuyla ilgili ifadelerine vermek gerekirse; “Türklerin yaşadığı İç Asya dünyasında boğa, özellikle doğuda ve yüksek zirvelerde tüylü cinsi “kutuz” bir kuvvet timsali olarak görülüyordu. Kutuz ve onun kuyruğundan tuğ milattan önceki dönemlerde bir Türk kavmi olan Chouların alametlerinden idi. Kutuz’un özellikleri, uzun tüyleri, kuyruğunun ucundaki kuş tüyüne benzeyen ve biraz arkaya dönük olan büyük boynuzları idi. Hunlar’da ise kutuz motifi Noin-Ula hükümdar mezarında alplık alameti olarak görülmektedir (Esin, 1985: 126). Eski Türkçe’de “buka” ve “ud” denen öküz ile “kutuz”, “kotuz-buka”, “kotas”, “hotaz”, “hotoz” gibi adlar verilen tüylü yabani boğa, tabii ve efsanevi yönleri ile tarihî Türkler ile de yakından alakalı olmuştur. “Kutuz” motifinin tuğ şekli Göktürklerde ortaya çıkmıştır. Ayrıca Uygur resimleri arasında boğalar dikkati çekmektedir (Esin, 1985: 126-127). Bunlardan başka On iki Hayvanlı Takvim’de var olan timsaller arasında “Ud” yılı dikkati çekmektedir. Bu takvim başta Göktürkler olmak üzere çok sayıda Türk topluluğu tarafından kullanılmıştır (Durmuş, 2005: 4-6). Göktürk döneminde “kutuz” tuğunun tasvir edildiği eserlere rastlanılmıştır. Kaya üzerinde “kutuz” tuğu taşıyan altlı alpların resimleri dikkat çekmektedir (Esin, 1985: 130). Göktürk döneminde Bilge Tonyukuk yazıtında da kutuzla ilgili şu bilgiler dikkati çekmektedir: “Kağan mı kılayım, dedim. Düşündüm. Zayıf boğa ve semiz boğa arkada tekme atsa; semiz ya da zayıf boğa olduğu bilinmezmiş derler diyip, öyle düşündüm. Ondan sonra Tanrı bilgi verdiği için kendim bizzat kağan kıldım (Tonyukuk Yazıtı: I, batı, 5-6). Burada Göktürklerin bilge devlet adamı Tonyukuk, kağan sülalesinin oğullarını “buka”, yani boğaya benzeterek, onların Çin’e karşı gelebilecek kuvvetle “boğa”yı aramaktaydı (Esin, 1985: 128). Köl Tigin Yazıtı’nda, onun düşmana karşı saldırılarında “oplayu tegmek” deyimi kullanılmaktadır (Köl Tigin Yazıtı: doğu, 32-36). Burada düşmanın uzaktan ok ile vurulması, yaklaşınca mızraklanması ve iyice yanaşınca ise kılıçlanması için “oplayu tegmek” deyiminin kullanıldığı dikkati çekmektedir. “Op” kelimesinin boğa için kullanıldığından hareketle, boğanın düşmanına çok hızlı ulaşması ve boynuzları ile düşmanına dürtmesinin “oplayu tegmek” şeklinde ifade edildiği belirtilmektedir. Bu kapsamda “op-layu tegmek” deyiminin “boğa gibi düşmana saldırmak” anlamına geldiği de kabul edilmektedir (Sertkaya, 1995: 154, 158-159). Kutuz, yani yabani boğanın diğer hayvanlar için çok korkunç ve tehlikeli olması, boynuzuyla vurduğu hayvanın ister tekmelenmiş, ister düşmüş, isterse yaralanmış olsun, ölümden kurtulamayacağının belirtilmesi de (Ögel, 1204 1991: 330) yukarıdaki görüşü desteklemektedir. Köl Tigin’in saldırılarının da kutuz’un saldırıları gibi sonuçlar verdiği görülmektedir. Çünkü bu tür saldırılarda düşmanlarını ani bir şekilde öldürdüğü bilinmektedir. Köl Tigin ve Bilge Kağan Anıtlıklarında yazıtlı taşların doğu ve batı yüzlerinin üst kısımlarında yer alan Göktürk sülalesinin damgası da bu çerçevede değerlendirilmek bakımından değer taşımaktadır. Bizzat Yoluğ Tigin tarafından çizilmiş damgada ucunda sorguç olan çok uzun kuyruğunu havaya kaldırmış, bir boynuzlu hayvan piktogramı gözükmektedir. Bu piktogram kuyruğunu kaldırarak saldıran boğanın, boynuzları arkaya dönük, “kutuz” cinsidir. Ayrıca Oğuz hükümdarı Baz Kağan’ın oğlunun mezar taşına aynı damganın çizilmiş olup, yanına Göktürk runik (oyma) yazısı ile “kutuz” yazılmış olması bütün şüpheleri ortadan kaldırmaktadır (Esin, 1985: 131). İlteriş Kağan Anıtlığı’nda ortaya çıkarılmış arslan heykellerinin sol ayağında da aynı damganın ortaya çıkartılmış olması (Esin, 1986: 177) kültürel süreklilik açısından da önem taşımaktadır. Önce İlteriş Kağan, sonra Köl Tigin ve nihayet Bilge Kağan Anıtlığı’nda “kutuz” damgasının bulunması Göktürk sülalesinin damgası olduğunu açıkça göstermektedir.[8]

 

KAYNAKÇA

Esin, Emel, (1985), “Kotuz: İkinci Köktürk Sülalesinin Tamgası”, Erdem, 1(1), 125-145.

Durmuş, İlhami, (2005), “Eski Türklerde Askeri Kültür”, Silahlı Kuvvetler Dergisi, 385, 4-25.

Sertkaya, Osman Fikri, (1995), “Köl Tigin ve Köl-İç-Çor Kitabelerinde Geçen Oplayu Tegmek Deyimi Üzerine”, Göktürk Tarihinin Meseleleri, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, 153-159.

Ögel, Bahaeeddin ,(1991), Türk Kültür Tarihine Giriş, 6, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.

Mehmet ÖZKARTAL, TÜRK DESTANLARINDA HAYVAN SEMBOLİZMİNE GENEL BİR BAKIŞ (DEDE KORKUT KİTABI’NDAN ÖRNEKLER), Millî Folklor, 2012, Yıl 24, Sayı 94.

Duymaz, Ali (2007). Oğuz Kağan Destanı’ndan Dede Korkut Kitabına Kahramanların Beden Tasvirlerinin Sembolik Anlamları Üzerine Değerlendirmeler. Milli Folklor, C.19, S.76, s. 50-58.

Gönel Sönmez, Tugba (2018). Uygur Türklerinin Anlatma, İnanç ve Ritüellerinde Hayvan Sembolizmi, Uluslararası Uygur Araştırmaları Dergisi, Sayı: 2018/12, s. 213-225.

Bayat, Fuzuli (2007). Türk Mitolojik Sistemi Ontolojik ve Epistomolojik Bağlamda Türk Mitolojisi 1. İstanbul: Ötüken Neşriyat.

ABDUREHİM, Rahman. (2006). Uyğurlarda Şamanizm. Pekin: Milletler Neşriyati.

Beğenç, Cahit (1967). Anadolu Mitolojisi. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.

İlhami Durmuş, BİLGE KAĞAN-KÖL TİGİN ANITLIKLARININ KALINTI-BULUNTULARI VE TÜRK KÜLTÜR TARİHİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

http://www.ayk.gov.tr/wp-content/uploads/2015/01/DURMU%C5%9E-%C4%B0lhami-B%C4%B0LGE-KA%C4%9EAN-K%C3%96L-T%C4%B0G%C4%B0N-ANITLIKLARININ-KALINTI-BULUNTULARI-VE-T%C3%9CRK-K%C3%9CLT%C3%9CR-TAR%C4%B0H%C4%B0-A%C3%87ISINDAN-DE%C4%9EERLEND%C4%B0R%C4%B0LMES%C4%B0.pdf

[1] Yrd. Doç. Dr. Mehmet ÖZKARTAL, TÜRK DESTANLARINDA HAYVAN SEMBOLİZMİNE GENEL BİR BAKIŞ (DEDE KORKUT KİTABI’NDAN ÖRNEKLER), Millî Folklor, 2012, Yıl 24, Sayı 94.

[2] Duymaz, Ali (2007). Oğuz Kağan Destanı’ndan Dede Korkut Kitabına Kahramanların Beden Tasvirlerinin Sembolik Anlamları Üzerine Değerlendirmeler. Milli Folklor, C.19, S.76, s. 50-58.

[3] Gönel Sönmez, Tugba (2018). Uygur Türklerinin Anlatma, İnanç ve Ritüellerinde Hayvan Sembolizmi, Uluslararası Uygur Araştırmaları Dergisi, Sayı: 2018/12, s. 213-225.

[4] Bayat, Fuzuli (2007). Türk Mitolojik Sistemi Ontolojik ve Epistomolojik Bağlamda Türk Mitolojisi 1. İstanbul: Ötüken Neşriyat.

[5] ABDUREHİM, Rahman. (2006). Uyğurlarda Şamanizm. Pekin: Milletler Neşriyati.

[6] Beğenç, Cahit (1967). Anadolu Mitolojisi. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.

[7] Bayat, Fuzuli (2007). Türk Mitolojik Sistemi Ontolojik ve Epistomolojik Bağlamda Türk Mitolojisi 1. İstanbul: Ötüken Neşriyat.

[8] İlhami Durmuş, BİLGE KAĞAN-KÖL TİGİN ANITLIKLARININ KALINTI-BULUNTULARI VE TÜRK KÜLTÜR TARİHİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

http://www.ayk.gov.tr/wp-content/uploads/2015/01/DURMU%C5%9E-%C4%B0lhami-B%C4%B0LGE-KA%C4%9EAN-K%C3%96L-T%C4%B0G%C4%B0N-ANITLIKLARININ-KALINTI-BULUNTULARI-VE-T%C3%9CRK-K%C3%9CLT%C3%9CR-TAR%C4%B0H%C4%B0-A%C3%87ISINDAN-DE%C4%9EERLEND%C4%B0R%C4%B0LMES%C4%B0.pdf

Bu kategorideki Makalelerden