Güncel Yazılar

Yazar Hakkında

Turgut GÜLER

Bâzı diyârlar, beldeler, ırmaklar, göller, dağlar, onlara yakılmış türkülerle birlikte anılırlar. O türkü dillere düşüp sazın tellerine konduğunda, vaktin ve dahî çağın hiç önemi yoktur. Sizi alır, o coğrafyanın içine götürür. Estergon Kal’ası, Bağdad, Kızılırmak, Ağrı Dağı ve daha nice Türk’ün ayak bastığı Kürre-i Arz parçası, bu kabîl türkülerle bizim gönül köşkümüzde oturmaktadırlar. Estergon Kal’ası’nın burçlarından kalkan şâhinler, Bağdad önünde kellesini koltuğuna alan Genç Osman’ı, Tuna yalılarından görmüşler; Ağrı Dağı’nın eteğinde uçan güvercinler, Kızılırmak’a dökülen düğün alayındaki allı geline ağıt düzmüşlerdir.

Adını anarak türkü çığırdığımız azîz Türk ellerinden biri de Kırım idi:

“Kırım’dan gelirim, gelirim, 

Adım da Sinan’dır hey aman!

Kılıncımın suyu, yâr suyu,

Kandır da dumandır hey!

 

Kırım’dan gelirim, gelirim,

Atım da Arab’dır hey aman!

Gizlenme Nemçelû, Nemçelû! 

Sinan da burdadır hey! 

Meydân da burdadır hey!” 

Kırım, Karadeniz’in kuzey, kuzeydoğu ve kısmen kuzeybatı kıyılarını içine alan Cennet-misâl bir vatan köşemiz iken, bugün bitmez-tükenmez dâüssılalarla andığımız bir hasret başlığı hâline geldi. Estergon ve Bağdad gibi, yüreğimizi yakıp geçen bir türkü ile, sînemizi kavurmaya devâm ediyor.

Âl-i Cengiz’den gelme bir hânın buyruğunda iken, Fâtih Sultan Mehmed Hân Hazretleri’nin kutlu saltanatında, 1475 senesi içinde, Âl-i Osman Türk Cihân Devleti’nin mülküne dâhil olan Kırım, evveliyâtına hürmeten hânsız bırakılmadı. İstanbul’u fetheylediğinde, Ortodoks Patriği’ni kendi eliyle tahtına oturtma büyüklüğünü gösteren delikanlı Şehsüvâr-ı Cihângîr, Kırım’ı aldığında da, onun devlet yapısına müdâhale etmedi. Mevcûd Kırım Hânı’nı, orada vâli hükmünde bıraktı. Kırım, bu târîhden başlayarak, Türk Cihân Devleti’nin tabiî uzvu hâline geldi. En zayıf ve perîşân durumlarında bile yüz bin atlı asker çıkarabilen Kırım Hân’ı, hemen her Sefer-i Hümâyûn’a, bu nâmlı atlılarıyla katıldı, Türk zaferlerinin en hatırı sayılır sebeblerinden biri oldu. Türk halk dimâğı, Kırım Hânı’na “Tatar Hânı”, Kırım askerlerine de “Tatar Ordusu” dedi.

Sefer ve hazar mevsimi gözetmeksizin Moskof, Leh ve Avusturya arâzilerine “çapkun” denilen sür’ati misilsiz atlarla dalışlar yapan Kırım askerleri, Türk’ün yüzünü ağartmada rakîb tanımadılar. Türküde geçen “Nemçelû”, Avusturyalı demektir. Daha Birinci Dünyâ Savaşı başladığında bile, Cihân’ın en mühim devletlerinden biri Avusturya idi ve Kırım’dan gelen atlılardan ve dahî Sinanlardan çektiği kadar, hiçbir şeyden çekmemişti.

Kırım’ın, Türk milleti indinde  nasıl ve nice bir mevkide durduğunu erken bir vakitte anlayan Moskof Çariçesi İkinci Katerina, ihtirâs ve tuzak kokan burnunu Kırım’a sokmakta gecikmedi ve o nazlı Kırım’ı bizden kopardı. Geriye, türküde yaşayan bir büyük hasret ile o hasretin açtığı onmaz yara kaldı..

 

Bu yazarın diğer makaleleri

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

43467936