29 Kasım 2021

Aydını işgal hedefine koyanlar öncelikle onu zayıf taraflarından yakalamaya çalışıyorlar. Mesela aydınları birbirleriyle kavgalı hale getirmek işlerine geliyor. Düşüncelerini, fikirlerini sadece “kavga”, sadece “sürtüşme”, sadece “çekişme” tuzağına düşürenler, ister istemez “aydın” kimliklerinden de uzaklaşıyorlar. Bunlar artık kendilerine ne kadar “aydın” deseler de işgalin ağına takılmış duruma geliyorlar. Çünkü artık bilimsel tartışma ve fikir alışverişi yerine egonun, ihtirasların, “ben”in sesleri, komutları öne çıkıyor bu durumda. Böylelikle toplumdaki diğer insanlar da mevcut çatışmalardan etkilenerek, davranışlarını, iletişimlerini aynı alana taşımaktan geri durmuyorlar.

Aydını zihinsel ve psikolojik olarak işgal etmeyi hedefleyenlerin bir başka girişimi ise, “aydın” kavramının içinin boşaltılması yönünde olmaktadır. Kof, toplumda bulunduğu yeri ve saygınlığı yitirmiş “aydın rolü” oynayan tipler bazen amaçlı olarak sahneye çıkarılmaktadır. Öyle ki her türlü imkân ve teknoloji kullanılarak bu tipler neredeyse günün yirmi dört saati gözlere, kulaklara ve zihinlere pompalanarak “işte aydın” demeye getiriliyor. İnsanlarda, toplumda kasıtlı olarak öyle bir bıkkınlık oluşturuluyor ki “aydın” artık eksilerin altında bir anlayışa yerleştirilmekten kurtulamıyor. Zaten aydınını kaybeden, aydınına güvenini yitiren, önem vermeyen bir toplum da bu şekilde oluşuyor. Bu noktadan sonra işgal kapıları daha kolay aralanıyor. Neye karar vereceğini şaşıran toplumda da gerginlikler artmaya devam ediyor.

Aydınlar, kısır çekişmelerin tarafları haline getirilerek ve yukarıda sıralanan benzeri yöntemler artırılarak, o oranda işgale hazır hale getirilmekte veya işgal edilmektedirler. Koltuk kavgalarına çekilerek değersizleştirme, önemsizleştirme çukuruna itilmektedirler. Elbette bilim ve sanatın asaletli makamının kıymetini anlamayanlar bu itilişi de hak etmektedirler.

Birey ve toplumun psikolojik alan işgalindeki süreçte en büyük engel, en zorlu güç bağımsız ve bağlantısız entelektüel kişiliklerdir. Kelimenin tam anlamıyla sadece “hür” olabilenler, kendilerini hür hissedenler değil… Alan işgalinin nihai hedefi de bu kişiliklerin psikolojik alanlarını önce sınırlandırmak, sonra da işgal etmektir. Bu bakımdan entelektüeller kendilerine ait olmayan; yapay güncel gibi, komplo teorileri gibi, siyasi kısır çekişmeler ve ihtiraslar gibi alanın içine itilirken, ancak çok az bir kısmı bu tuzağın farkına varabilmekte, kendi psikolojik alanlarına sahip çıkabilmektedirler. Bilimin ve sanatın haysiyeti adına direnmektedirler.

Birçok sebepten dolayı artık kalabalıkların psikolojik alanlarını ele geçirme çabasını gösterme yerine, hedef doğrudan aydınlar olmuştur. Çünkü işgalciler onların etki güçlerinin farkındadırlar. Aydını ele geçirdi mi gerisi çorap söküğü gibi gelecektir. Bunun için her türlü oltaları, her türlü ağları ve tuzakları deneme, kullanma işgalciler için doğal sayılır. Bir insan olan aydının psikolojik, fizyolojik, sosyolojik ihtiyaçları dikkate alınarak, bu doğrultudaki istekleri, neredeyse şartsız kendisine sağlanacağı vaat edilir. Ancak vaatlerin çoğu sadece egoyu doyurma noktasından öteye pek gitmez. Çünkü amaçlanan, aydının istenilen noktaya yürümesidir sadece.

Düşünce, fikir, hiçbir politika ya da siyasi anlayışa kullanılmak üzere ısmarlama üretilmez, sunulmaz. Aydın aynı zamanda “kime göre fikir üreteceğim?”, “kime göre bilim veya sanat yapacağım?” sorusunu düşünmeyen kişidir. “Kime göre” anlayışıyla fikir üretimi sulandırılmamalıdır. O, sadece entelektüeller tarafından ortaya konur, isteyen, beğenen alır, faydalanır. İsteyen de tartışır, eleştirir. Zaten aydın düşüncelerini birileri beğensin ya da karşı çıksın diye ifade etmez. Kendisinin fikri temelleri, düşünce yelpazesi sadece araştırma, gözlemleme bulgularının değil aynı zamanda kabullerinin de bir tezahürü olarak karşımıza çıkar. Yani kendisini tanıyan bir bireyin zihni çabalarının ürünleri, aynı zamanda aydının kendisine olan saygısının bir gereğidir.

 Ancak aydınların bir “düşünce ”sini alanlar, kullananlar asıl o fikri üreteni de alma, hatta onun psikolojik alanına hükmetme gibi bir davranışı seçerse, yanlışlık, çarpıklık işte bu noktada başlıyor demektir. Psikolojik alan mücadelesi de burada başlar. Çünkü onun fikrini almak, hiç kimseye ona egemen olma hakkını vermez. Fakat böyle çarpık bir anlayışı kendilerine hak görenler, aydının falan fikrini alıp beğendiği ve savunduğu için, bundan sonra aydının kendi istekleri doğrultusunda düşünceye sahip olması gerektiği tezinde ısrarcı olurlar. Böyleleri eğer aydının kendisinin onaylamadığı bir fikrine rastlarsa, onu toptan yok sayma saldırısını gerçekleştirir. Maalesef çağımızda bu anlayışların varlığı bile aydınları “ya bendensin ya değilsin”, “ya benimsin ya kara toprağın!” felsefesiyle işgal etme devam etmektedir.

Aydın, fikirlerinin yerine kendini sunduğunda işgal başlamış, entelektüellik de sona ermiş demektir. Çünkü o artık diğer psikolojik alanı işgal edilen insanlardan farkı kalmamış, hatta daha beter bir dereceye inmiş demektir.

Yıllardır ülkemizde pek fark edilmeyen ama sosyal problemlerin altında yatan bastırılmış aysberg de budur. Hatta alanlarına yapılan saldırıları, baskıları püskürtmüş olanlar ne demek istediğimi daha net olarak anlayacaklardır sanıyorum.

Her yerde her konuda konuşmaya davet edilenler, kendilerini davet ettirenler, “bulunmaz Hint kumaşları” vb. gelişmenin, toplumun sosyal psikolojik alanının zenginleşmesinin önünü tıkayarak alan işgallerine çanak tutmaktadırlar…” Ben varsam her şey var, ben yoksam hiçbir şey yok” anlayışındakiler, en azından bilinçaltlarında hep bu felsefeyi saklayanlar, savunanlar garip ama gülünç bir garabetin içindedirler. Kendileri işgale uğradıkları gibi başkalarının da aynı işgal içinde olmaları için çaba sarf ederler. Bir anlamda kendilerine işgaldeş ararlar. İşte bunlara despot aydınlar, yaptıklarına da aydın despotizmi denir. Çünkü bu tür bir kimliğe sahip olanlar, toplumu denetimlerinde tutmak ve kendi egemenliklerinin devamını garantilemek isteyenlerdir. Yani bunların asıl amaçları da insanı farklı bir yoldan işgal etmektir. Öyle ki bu tür aydınlar bilimini, kültür ve sanatını yaparken her türlü alternatif düşünceye, karşıt oluşuma hoşgörüsüz ve baskıcı bir tutum sergilemekten çekinmezler. Bu tavırlarıyla da kaptıkları köşe başlarını, yeniye geçit vermeyen tekellerini inadına sürdürmeye çalışırlar. Bunlardan bazıları da içinde yaşadığı topluma ait değerleri ya küçümseyerek, aşağılayarak ya reddederek ya da basite indirgeyerek, zihnini işgal eden güçlerin değerlerini benimseyerek toplumdan kopmakta ya da bir ikiliğin oluşmasına sebep olmaktadırlar.

İsterseniz bir bakınız. Son üç, beş, on yılda, mesela A konusunda veya anma yıldönümlerinde hangi beyler yazmaktan çok konuşmuşlar? Nüfusu yüz milyona yaklaşan bu ülkede ekranlarda hep aynı yüzlerin arzı endam etmeleri ya bir aydın kısırlılığıyla ya da köşelerin kapıldığı, alanların işgal edilmesiyle izah edilebilir. Ya da hangi ideoloji ve kimlikle çıkarsa çıksın veya çıkartılsın bir gerçek gözlenmektedir. Bu tür aydınların alanlarına çıkarma yapıldığı, sahipleri tarafından bunların ekran ekran dolaştırıldığı da söylenebilir. Gazete ve TV köşelerinde yer verildiği de ifade edilebilir.

Aydınların psikolojik alanı yine başka aydınlarla sınırlandırılabiliyor. Fikrin ve düşüncenin farklılığına müdahale bu neticeyi doğuruyor. Aydınlarda her “demokratik” söylemin gerisinde “benim gibi düşün” ya da “beni onayla” yaklaşımı bir psikolojik alan daralmasına sebep oluyor. Aynı zamanda inancını ya da ideolojisini “aydın-entelektüel” olduğunun, “haklı” olduğunun aracı olarak kullananlar, komik durumlara düşmüş olduklarının farkında olamayan ama kendilerini “gözü açık” sayan işgal edilmiş tiplerdir.

Eğer aydınların gündemi, devamlı kendi dışında belirlenen yapay güncelin peşinden gitme şeklinde ise, işte o aydınların alanları da maalesef işgal altına girmiş demektir. Çünkü aydın, “belirlenen” değil, “belirleyen” özelliği ile entelektüel kimliğini, kişiliğini özgürce ortaya koyar. Sürekli olarak belirlenen güncellerin peşinden sürüklenip gitmez. Yani dayatılan güncelleri değil, kendisi tarafından belirlenen güncelleri, daha doğrusu fikri temelleri olan konuları yılmadan, usanmadan, bıkmadan işlemeye, anlatmaya, açıklamaya çalışır.

Toplumsal alanının unsurlarından biri olan ve aynı zamanda birey ve toplumların davranışlarının oluşmasında etkileri inkâr edilemeyen kültür ve onun kapsadığı alt yapılar önemsizmiş gibi gösterilerek, basitleştirilerek, seviyesizliğe indirgenerek alan işgalleri de yapılmaktadır. Kolaycılığa çoğu zaman meyilli olan insan, bu yapısıyla sinsice yayılan tehlikenin farkına da varamaz. Kültürü çürütme çabalarının aslında yaşama biçimlerini seviyesizleştirme, süflileştirme demek olduğu toplumsal yapıda çelişki ve çarpıklıklar oluşturan durumlar gözlendikçe ortaya çıkacaktır… Düşen çocuğu teselli için bir büyüğü her zaman bulunur. Ya çürümeye, kokuşmaya başlayan toplumların sızlanmalarını, feryatlarını kim durduracak? Tabii ki psikolojik, sosyal alanları işgal saldırılarına maruz kalmış ama bu saldırıların farkına vararak kurtulabilmiş aydınlar bu zor görevi üstlenmek mecburiyetindedirler.

Alanı işgal edilmemiş, özgür düşünceyi ve özgürlüğü vaz geçilmez ilkesi kabul etmiş olan aydınlar ancak insanın, insanlığın vicdanını yansıtma durumundadırlar. Bundan gerisi her zaman tartışmaya açık olacaktır.

Bu kategorideki Makalelerden