Güncel Yazılar

Yazar Hakkında

İhsan KURT

 

Korkarak yaşıyorsanız yalnızca hayatı seyredersiniz.

            Friedrich Nietzsche

Çeşitli sebepler üreterek korku ile korkutmak, korku ile yaşamaya mecbur etmek hem bireyi hem de toplumu devamlı bir gerginliğe sürükler. Korkacağını peşinen kabullenmenin ne kadar savunmasız ne kadar çaresiz bir tavır olduğunu her bireyin hemen fark etmesi de söz konusu değildir. Ancak bu durumu yaşayan bireylerin kaygıları en üst düzeye çıkar, gerginlikleri artar. Korku, kaygı ve endişe hayatın çeşitli alanlarına, toplumun kurum ve işleyişindeki yapılara yer etmişse böyle bir toplumda gerginlik daima kendine yer bulur. Yani insanlar çeşitli sebep ve şekillerde; işiyle, fikirleriyle, siyasi görüşleriyle açık veya örtük tehdit edilerek, korkutularak, kaygılandırılarak veya endişeye sevk edilerek savunması zayıflatılır. 

Psikolog Karen Horney, (Çağımızın Tedirgin İnsanı,1980, s.161) sevilmek için gösterilen çabanın endişeden kurtulmak için başvurulan bir yol olduğunu, güçlü olma, saygınlık kazanma isteğinin de bunlara eklenebileceğini işaret ederler. Bunlarla birlikte herhangi bir bireyin aşırı bir şekilde mal-mülk edinme, yani zengin olma çabalarının da endişelerden kurtulma yolu olarak görülmektedir. İnsanın, makamının esiri olması gibi her türlü eşya, para pul biriktirmeyi ömrünün en temel gayesi sanması, bütün yaşama biçimini bu şekilde düzenlemesiyle endişeden, kaygıdan kurtulacağını sanması da ayrı bir tahlil alanı olarak durmaktadır. Öyle ki birikim yaptıkça, birikimi giderek arttıkça endişe ve kaygılarından kurtulamadığını fark eden insan, daha fazlaya, daha çoğa yönelmektedir. Hatta bazen bu yönelimi sırasında, yanlış veya doğru ayırımı yapmadan her türlü yola başvurmayı da mubah sayabilmektedir. İşte asıl problemin çözümsüzlüğü de burada başlar. Çünkü birey artık eşyanın işgalindedir. İnsanlık değerleri, ilkeler, hatta mensup olduğu din, imanın emirleri bile rafa kaldırılmış olur.

Eşya, para, mal biriktirme çabası içerisinde öncelikle fakirleşme, sefalete düşme, muhtaç olma kaygı ve korkusu vardır. ‘Yarınlar endişesi’ belki kültürlere göre farklılık göstermesine rağmen, hemen hemen bütün bireylerde böyle bir kaygı az veya çok yaşanır. Bu kaygı ve korkuyu yaşayanlar bu duygularına bir sınır çizemezler. Biriktirmenin içinde boğulsalar da hep ‘daha çok’ isterler. Bununla birlikte elde ettiklerini, biriktirdiklerini mutlu bir hayat sürdürmek için harcamazlar. Hep biriktirmektir çabaları. Biriktirdikleriyle yaşadıklarını, bunlarla var olduklarını sanırlar. Eğer elindekiler azalırsa yaşayamayacakları gibi bir kaygıya, korkuya kapılırlar. Bu para, mal biriktirme davranışlarının gerisinde aynı zamanda; “desinler” düşüncesi ile birlikte gösteriş, biriktirdikleriyle başka insanları işgal etme, onların sevgisini, bağlılığını satın alma(!) ve onlara istediğini yaptırma, tahakküm düşüncesi de yatmaktadır. Benzer insan davranışları hep bu gerçeği göstermiş, göstermektedir.

Cicero, “zenginlik hayatta gerekli unsurların temini için olduğu kadar hazlardan yararlanabilmek için de arzulanır. Yüce bir ruha sahip olan insanlarda ise zenginlik arzusu, başkalarına yardım ve iyilik etme hedefini taşır” der. Öyle ki ancak bu ‘yüce hedefi’ taşıyanlar eşyanın işgalinden kurtulmayı başarabilirler. Başkalarına, çevresine, hatta insanlığa yardımda varlıklarını paylaşma zenginliğine ulaşanlar eşyanın işgalinden hep uzak kalırlar. Param pulum azalacak kaygısını ve korkusunu da taşımazlar.

Artık teknolojiden de faydalanarak insanın korkuları nasıl artırılır girişimleri açıkça fark edilmektedir. Çünkü korkuları artırılan insanlık daha çabuk ve kolay güdülme tuzağına düşürülüyor. Neredeyse sadece korku ve kaygıları ile uğraşır hale getiriliyor. Bu uğraşlarının ağırlığından dolayı da kendileri olma yolundaki çabalar da hep eksik kalmaktadır. Özellikle son elli yıl içerisinde giderek artış gösteren, stresi, kaygıları ve korkuları yenme, onlarla baş edebilme türünden yayınlar bu konuya dikkat çekmektedir. Sadece bu örnek bile insanlıkta biriken bu duyguların onu işgal edecek kuvvette artış gösterdiğinin bir belgesi olarak gösterilebilir. Çünkü bilinmektedir ki panzehire ihtiyaç duymak zehrin varlığını kabul etmekle gerçekleşir. Yani “medeniyet” kavramına ne kadar yakışırsa o kadar bir korku medeniyetinden veya korkuların egemen olduğu bir çağdaşlıktan bahsetmek de mümkündür.

Konu ile ilgili neredeyse otuz yıl önce kaleme almış olduğum bazı düşüncelerimi bugün de aynen aktarmak, hatırlatmakta yarar vardır. (İ. Kurt. Küreselleşme Eşliğinde Bağlamada Caz Faslı.2002. s.35,36,40) İnsanın sadece maddî refahının tarafında kalan, değer ölçüleri sadece madde ile özdeşleştirilen düşünce sistemlerinden kaynaklanan bir yapı ile insanı parçalayarak düşünen medeniyetler huzursuzluk, tedirginlik ve korku medeniyetleri olmuştur. Korku medeniyetleri tarihin her döneminde değişik isim ve görünümler altında kendilerini sergilemiş ve insanlığa çektireceğini çektirmeğe çalışmıştır. Bu medeniyetler her dönem insan üzerindeki zorbalıklarını, tahakkümlerini maddenin değişik şekillerine ve kalıplarına dayandırmışlardır. 

Korku medeniyetlerinin sözde insanların emrinde kullanılmasını istediği akıl, hürriyet, ilim gibi unsurların anlamlarında çarpıklıklar oluşturularak, bilerek veya bilmeyerek bunlar insanları güden korkular durumuna sokulmaya çalışılmıştır. Kuralsız, düzensiz, her türlü sorumluluktan uzak yaşamaya özenenlerin sayısında gittikçe görülen artışlar, büyük bir kaçıştan başka ne ile izah edilebilir?

Eğer adına “medeniyet” denebilirse korku medeniyeti insanı sadece bir yönüyle değerlendirmesiyle, onda tedirginlik, şaşkınlık, ferdî ve sosyal bir takım fizyolojik, psikolojik ve benzeri hastalıkların ortaya çıkması sonucu, insana sağladığı maddî refahları unutturacak duruma gelmiştir.

Endişe ve korku psikozuna yakalanması için bu yola sürüklenen insan, hayatını kontrol edemez, geleceği ile ilgili amaçlar belirleyemez, kararlar alamaz, ona hedefini başkaları gösterir kararları başkaları verdirir. Bu anlamda da işgal edilmiş olan insan önceliklerini işgalcilere ya da çağın işgal ürünlerine, vasıtalarına bırakır.

Demek ki korkutmakla başlayan eylemlerin doğurduğu korkular, insanda işgali hazırlayan çok önemli faktörlerden biridir… Patrondan, amirden ve benzerlerinden kaynaklanan korkular çoğu defa zaman ve mekânla sınırlı olurken; özellikle özgürlükleri kısıtlayan her türlü baskıcı, sindirici sistemler ve bu sistemlerin en tepesinde bulunanların tavırları, idare etme, yönetme yaklaşımları belirli sayıdaki insanları değil, bütün toplumu hedef almakla işgal hedeflerine ulaşabilirler. Özellikle tarih bunların örneklerine ve eylemlerine ibretlik sayfalar ayırmıştır. 

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

43466584