25 Haziran 2022

 

Odgurmuş: Eleştiri ve adam beğenmeme konusunda sanki üstümüze yoktur. Bu konuda neler söyleyeceksiniz? 

Ögdülmüş: Evet kardeşim, toplumsal hastalıklarımızın başında gelen bir konu.  

Köprü yapılır, 

"Bu ne biçim köprü, böyle köprü mü olur". 

Kavşak yapılır, 

"Bu ne biçim kavşak böyle kavşak mı olur.".  "Buradaki yanlışlığı hiç mi görmemişler," 

Lokantaya gider bir yemek söylersiniz:                    

“Bu ne biçim yemek,  bu ne biçim salata, yemekler  berbat,  ben bir daha buraya gelmem,  burasının yemekleri de yemek mi?  ( ..........)  yere gitseydik, biraz uzak ama orasının yemekleri enfesti."(Oraya gidip bir kere yemek yemiştir, yediği yemek ya çok açlığına rast gelmiştir, ya da yemek ortamı çok güzeldir. Oranın tadını unutamaz, her gittiği yerde orasını arar.) 

Milli Eğitim Bakanlığı  (Ya da herhangi bir kurum) bir değişiklik yapmıştır, açıklama yapar: 

Eleştiri mekanizması hemen işlemeye başlar. "Bu ne biçim iştir, bunlar okuma yazma bilmiyorlar mı? Böyle değişiklik mi olur, bunlar eğitimin E sini anlamıyorlar. Hiç mi danışmanları yok bunların" vs. vs. 

Bir kahvehaneye gider oturur bir bardak çay istersiniz,  garson saygıyla getirir, "buyur abi" der önünüze bırakır.  

Hemen ardından,  "Bu ne biçim çay, ne kadar acı, çok bekletilmiş, kaçak çay mı?  Karbonat atmışlar,  ucuz çay alıyorlar herhalde, çay yapmayı bilmiyorlar,  bu adamı buraya çaycı diye koymuşlar, müşteri kaçırır kardeşim. (Sanki çay ocağı sahibini düşünüyor sanırsınız) Bize göre bir şey yok bizimki bir bardak çay, müesseseye yazık kardeşim ".  vs. vs. 

Bu ve bunun gibi durumları onlarca,  yüzlerce sıralamak mümkün. 

İnsanımız her şeyden hoşnutsuz, her şeyden mutsuz. Ya da eleştiri getiren insanlar, köprü-kavşak konusunda, yemek konusunda, eğitim konusunda sanırsınız,  ulusal ölçekli gazetecilerimiz, tüm köşe yazarlarımız gibi her konuda uzman,  Dr. Prof. Mühendis,  usta,  kalfa. Velhasıl her şeyden anlayan her şeyler. 

Sanırsınız;  İşi yapanların, çayı demleyenlerin, eğitimi düzenleyenlerin konuları ile hiçbir bilgileri yok, hiç biri uzman değil, mühendis değil,  aşçı değil,  yetkili kişi değil.  Köprüyü yapanlar köprü mühendisi değil, kavşağı yapanlar kavşak mühendisi değil, hiçbir plan program proje yapmamışlar, statik hesaplamamışlar, kabaca bir yerde gördüklerini olduğu gibi taklit etmişler. 

Aslında bu durum şu demeye geliyor:  “Doğrusu,  benim dışımda uzman yok, ben her şeyi biliyorum diyen gazetelerimizin köşe yazarları gibi. Bu işleri yapanlar ya aptal ya da salak. Yemeği yapanlar aşçı değil, sokaktan tutup getirmişler. Milli Eğitimdeki uzman değil,  rastgele insanlar,  çoğu cemaatçi,  oturup karalamışlar, hiçbirinin altyapısı yok.  Çayı yapanda zaten çaycı değildi.  Çobanı getirip çaycı yapmışlar... Olur, mu kardeşim, yaşanır mı böyle bana sorsalar ki,  beni getirseler ki. Asacaksın üçünü beşini,  Yaşanmaz bu memlekette.  Batsın bu dünya”. 

            Odgurmuş. Her konu mu böyle, eleştirilerimizden nasibini alır? 

Ögdülmüş: Evet maalesef bu şekilde her konunun uzmanı olur ve ahkâm keseriz. Kanunsuzluk ve yolsuzluklar üzerinde de çok konuşuruz. Bazen de aslı astarı olmayan kulaktan dolma bilgilerle yolsuzluk edebiyatı yaparız. İnsanlar ne kadar suçlu ve kabahatli pek bakmadan hükümler veririz ve bu hükümlerimizden de hiçbir sorumluluk duymadığımız gibi rahatsız da olmayız. 

Bir kurum, kuruluşta görevli memurun, yöneticinin yaptığı yanlışı veya icraatı en iyi kim değerlendirir? 

Bir öğretmenin sınıfında yaptığını, başarısını başarısızlığını en iyi kim değerlendirir. O meseleyi en iyi bilenler müfettişler ve üst amirleridir, o işin daha tecrübelileri daha iyi değerlendirirler. Öğretmen olmayan derse girmeyen birisi bu konuları elbet bihakkın değerlendirme yapamaz. 

Bir basın kuruluşunun yaptığı yayınları,  attığı manşetleri,  tahrikleri, çarpıtmaları, kışkırtmaları ancak o işin uzmanları anlar ve kavrar. O basın kuruluşunun neden böyle yazdığını, yaptığını, neyi ajite ettiğini o konuyu en iyi bilenler, tecrübeli genel yayın yönetmenleri ve eski gazeteciler daha iyi değerlendirir. 

Arabanız arızalanır veya bakım zamanı gelir. Kime götürürsünüz, elbette servisine veya oto tamircisine. Neden, çünkü araba ve motordan en iyi bir şekilde ancak oto tamircisi anlar, 

Sigara fabrikasında çalışan işçi Ahmet veya ev kadını Ayşe Hanım bu konudan anlar mı?  Tabii ki anlamaz. 

Bu durum, ekonomide, siyasette, idarede ve yönetimde de böyledir. 

Peki.  Şimdi,  yolsuzluk, rüşvet konusuna gelince durum değişmiyor herhalde. O konuyu da diğer konularda olduğu gibi, o konuyu ve o işi en iyi bilenler değerlendirir. 

Yolsuzlukla işi olmayan, yolsuzluk yapmayan, yolsuzluk usulsüzlük nedir bilmeyen insanlar o konuda bir çift söz söyleyemezler. 

Demek oluyor ki,  yolsuzluğu eleştirenler o konuya aşina ve yatkın olanlar yani o konuyu en iyi bilenlerdir ve belki de ellerine fırsat geçtiğinde yapma temayülü olanlar o konudan anlayanlardır. Yolsuzluk nedir bilmeyen, Yolsuzluktan anlamayan kişi ne diyebilir ki? 

Öyle anlaşılıyor ki, herkes en iyi bildiği-anladığı konuda konuşabilir.

İnsan; bildiği mevzuun âlimi, bilmediği konunun câhilidir. Ancak vasıfsız işçilerin; “Ne iş olsa yaparız âbi!” dediği gibi, vasıfsız kişiler de “her konuda allâme” olduğundan bilgisi(zliği)nin hudûdu yoktur.

Her şeyi bildiğini iddia eden ve her konuda hüküm verenler, aslında hiçbir şey bilmeyen ve cahilliğinin de farkında olmayanlardır. Kulak verelim Neyzen’e; “Cehlin bu mertebesine ancak okumakla varılır.” 

Yazar Hakkında:

Kenan EROĞLU

Yazarın diğer makalelerinden: