Güncel Yazılar

Yazar Hakkında

İhsan KURT

 

Daha önce KIRMIZILARDA yayınladığım birçok yazımda özellikle toplumsal aksaklıkların, sorunların bazılarına işaret etmeye, bazıları için de öneriler sunmaya çalışmıştım. Bu yazılar bir bütün olarak okunduğunda ister istemez karşımıza bir soru çıkacaktır: Gerginlikler çağı mı başladı, gerginlik toplumuna doğru mu gidiyoruz yoksa gerginlikleri yaşıyor muyuz? Yazıda bu sorulara cevaplar aranacaktır.

21.yüzyılın ilk çeyreğini tamamlamak üzere olduğumuz zamana gerginlikler çağı dense yeridir. Bu yazıda işaret edilen gerginlik sebeplerinin her biri aslında ayrı araştırma ve inceleme konusu olacak derinlikte ve genişliktedir. Burada sadece bazılarına değinilecektir.

Açıklamaya çalışacağım bazı sebeplerden dolayı insanlık belirgin şekilde çatışmalar ve gerginlikler yaşamaktadır. Hemen hemen bütün ülkelerin sınırları içerisindeki küçük veya büyük çeşitli gruplar arasındaki insan ilişkileri çoğunlukla gergin, çatışmalı, tedirgin edici davranışlar sergiledikleri haber ağlarında verilen haberlerden de anlaşılmaktadır. Bu düşüncelerimi BBC için Ipsos MORİ'nin 27 ülkeden 19 bin katılımcıyla 2018 yılında gerçekleştirdiği Dünya 'toplumsal gerilim' anketi de doğrulamaktadır. Rusya, Avrupa ülkeleri ve Türkiye’nin de dâhil olduğu ankette katılımcıların ortak görüşü olarak insanlarda toplumsal hoşgörünün azaldığı yönünde toplanmıştır. Ankete katılanlar toplumların ayrıştığı, toplumsal anlaşmazlıkların körüklendiği yönünde görüş bildirmişler. Bunun birinci ve en önemli sebebinin de politika ve politikacılar olduğu işaret edilmiştir. Ülkemizden alınan cevaplar ise hem vahim hem de çok düşündürücüdür. Dünya ‘toplumsal gerilim’ anketinde Türkiye'den ankete katılanların yaklaşık yüzde 65'i ülkemizin kutuplaşmış olduğunu söylerken, yaklaşık yüzde 50'si bunun 10 yıl öncesine kıyasla arttığını da belirtmiştir. Nitekim Julıen Benda da “Aydınların İhaneti”nde (s.30) “İçinde bulunduğumuz çağ özünde bir siyaset çağıdır” derken, bir anlamda araştırma neticesinden ortaya çıkan bulguları doğrulamaktadır.

Toplumsal gerilimin büyük-küçük birçok nedeni var. Özelde toplumlarda ve genelde bütün dünyada insanlık değerleri açısından ortak payda giderek azalmaktadır. Değerler ve kültür bakımından hızlı aşınmalar olmaktadır. Mesela aynı dine bin bir maske giydirilerek toplumun ayrıştırılması. Çeşitli grup ve cemaatlere göre din anlayışlarının yayılması, geçmişin, ülkemizde özellikle tarihin çarptırılarak çatışma sebebi olarak gündemde tutulması, cehalet taraftarlarının bile gruplara ayrılması, bilime ve sanata bakışta bölünmeler, bunları gerekli-gereksiz görenlerin çatıştırılmaları… Bütün bunlar ve benzerleri toplumda gerginliği artırmaktadır.

Gerilim nedenlerinden bazıları toplumdaki sosyal hayatın her alanındaki hızlı değişmeler, toplumsal farklılaşma, ayrışma, çatışma, değişen iş bölümü, göç, politika, yönetici kesimin yönetilenlere karşı yaklaşımları, adaletsizlik, kayırmacılık, rüşvet ve yolsuzluk, toplumların kendine özgü kendi içinde ortaya çıkan gerilimler ve benzerleri şeklinde sıralanabilir.

Gerilim nedenleri rakamlara boğulmadan, örnekler verilerek açıklandığında sorun biraz daha aydınlanacaktır. Ancak toplumsal gerilim nedenlerinin kültürel, psikolojik boyutlarını daha iyi anlamak için “Gerginlik Toplumu” içerisinde yer alan diğer yazılarımı da okumak faydalı olacaktır.

Bireysel ve sosyal gerginlikler bütün krizlerin anasıdır. Sosyal, politik, ekonomik sorunların kişiler ve gruplar arası gerginliklere, çatışmalara sebep olması ve bunlardan doğan psikolojik rahatsızlıkların yaygınlaşmaya başlaması biraz da bunlardan kaynaklanır. Bunun için toplumsal gerginliği dikkate alırken toplumda bireyler düzeyinde yaşanan kabızlıkları, hırsları, kinleri, saldırganlıkları biraz da bu boyutlarıyla değerlendirmek gerekir.

Bir toplumda gelişim elbette değişimi de birlikte getirir. Fakat değişimin hız gibi, zaman gibi birçok fonksiyonu onu ya olumlar ya da olumlamaz. Birçok yazımda yeri geldiğinde kullandığım gibi burada da aynı örneği vermek istiyorum. Mesela buzdolabından yeni çıkarılmış soğuk bir cam bardağa kaynayan suyu döktüğünüzde bardağın çatlama ihtimali çok fazladır. Çünkü ısı farklılığına eşyanın uyumu bu neticeyi ortaya çıkarır. Bir nesne, eşya için “uyum” önemli ise, bir ruhu olan insan veya toplum için daha da önemli olduğu anlaşılmalıdır. Toplumlardaki ani ve hızlı değişimler yeni durumlara uyum sağlama yolunda çatışma ve gerginlikleri yaşatır. Çağımız hızlı, beklenmedik ve yoğun gelişmelerle karşı karşıyadır. Bunun neticesinde de toplumların, küçük grupların hayatı şiddetli şekilde etkilenmektedir. Bu etkiler aynı zamanda çatışmalara, gerginliklere sebep olmaktadır.

Değişme, değişim toplumda süreklilik gösterir, ağır veya hızlı olabilir…  Sosyal değişmede fazlaca uyum uyuşmazlıkları çıkarırsa, bunlar gelişmekte olan toplumlarda önemli sorunlar yaratır.  Dünyada teknoloji ve iletişim ağlarının hızlı yayılmasıyla toplumların kültür ve yaşama tarzlarında değişmeleri oluşturmuş. Bu değişmeler en azından aynı toplumda kuşaklar arası “kültür çatışmaları” veya gerginlikleri de beraberinde getirmiştir. Sorunun temel nedenlerinden biri değişimin çok hızlı olmasından veya toplumun bu değişmelere hazır olmamasından da kaynaklanır.

Toplum içindeki hızlı değişmeler, sosyo-kültürel yapılar arasındaki değişim farklılıkları zamanla kendi içinde gerilime sebep olur. Mesela teknolojinin ileride kültürel yapının geride olmasından dolayı gelişim hızındaki gecikme çelişkilere sebep olur, uyum sorunları ortaya çıkar. Yani bazen at başı gitmesi gereken değişmeler, gelişmeler bu uyumu yaratamadıklarında toplumda gerginlik nedeni de olur.

Değişimlerin bazen meslek, gelir, bölge, din vb. alanlarda örnekler dikkate alındığında sosyal hayatı allak bullak ettiği görülür. Mesela zorunlu olarak sık sık meslek veya iş değiştirme durumunda kalan insanların karşılaştığı yeni duruma uyum sağlamada sorunlar yaşamaları kaçınılmazdır. İşsiz kalmak ise ayrı bir sorundur. Türkiye örneğinde yaşandığı gibi aldığı eğitimle yaptığı iş arasında hiçbir bağlantı olmayan insanlar belki “bir iş buldum” diye geçici olarak sevinecekler ama hayatlarından pek memnun olmayacaklardır. Eğitim alanları ve istihdam alanları arasındaki farklılık da gerilimi besleyen unsurlardandır.  Bir toplumda bu örnekler yekûn oluşturduğunda bu sorunlar toplumun bütün alanlarını etkileyecektir. Mutsuz insanlar, gergin insanlar toplumu ortaya çıkacaktır.

Çağın getirdikleri ve imkânları ile bölge, gelir düzeyleri arasındaki uçurum gibi farklılıklar çatışmacı ve memnuniyetsiz grupları gerer. Çünkü kendi yaşama tarzları ile diğerlerini karşılaştırdığında aradaki adaletsizliklerin farkına varanlar önce düşüncelerinde bir huzursuzluk yaşamaktadırlar. “Biz insan değil miyiz? Bizim de daha refah içinde yaşama hakkımız yok mu?” soruları giderek çoğalacaktır. Benzer nedenlerle benzer şekilde yapılanmış gruplar toplumsal gerginliği toplumun bütün alanlarına yayar. Sosyal hayatın her alanında artan istismarlar bu gerginlikleri devamlı olarak körükler. Çünkü toplum, bir insan bünyesi gibidir vücudun bir yerinde olan rahatsızlıktan bütün bünyenin etkilendiği gibi, grupların memnuniyetsizliklerinden de bütün toplumun etkilenmesi kaçınılmazdır.

Ekonomik, politik değişmelerle kültür değişmeleri arasındaki uyum sorunları hemen her dönemde yaşanmıştır. Ancak bazı gelişmiş toplumlar çıkan sorunları rasyonel şekilde bilimsel yollarla yumuşatmışlar ve uyumu gerçekleştirmişlerdir. Zamanımızda ise bunlar daha hızlı, kısa zamanda daha yoğun bir birikim oluşturdukları için toplumdaki gerginlikleri daha çekilmez hale getirmektedir. Günümüzde politik değişmeler daha fazla görülmekte veya gösterilmekte diğer değişmeler bunu takip edebilmek için zorlanmakta… Değişim ve sorunlar karşısında alınan geçici, günübirlik tedbirlere rağmen toplum değişime uyum sağlamayı pek başaramadığı için gerginlikler yaşamaya devam etmektedir. Oysa değişmelerin getirdiklerine toplumun bunu kabul etmeye hazır oluş durumu da gerginliğin ne derece etkili olacağında önemli bir etkendir. Çünkü yeniliğe, değişime ve gelişmelere hazır olup olmama toplum yapısındaki tavır alışları belirler. O halde gerginliklerin düzeylerini düşürmek veya ortadan kaldırmak için toplumu bütün olarak kapsayacak değişime, gelişmelere hazır oluş projelerinin oluşturulmasına ihtiyaç olduğu söylenebilir. Bu da ancak toplumsal gerçeği dikkate alan bilimsel bir eğitim projesini rasyonel olarak hayata geçirmekle sağlanabilir. Toplum dünyada olup bitenlere, bundan sonra olacaklara, bilimsel, kültürel, siyasi değişim ve gelişmelerden haberdar edilmeli ve bütün bunların kendilerini de en yakın zamanda etkileyeceğini bilmelidir.  Bu hazır oluş da ancak bilimsel zihniyetlerin; aydınların, sanatçıların toplumsal uygulamaların içerisinde olmasıyla mümkündür. Yani hangi çözüm önerileri geliştirilirse geliştirilsin iş sonunda gelip politikaya, siyasete dayanmaktadır.

Eflatun, politika“devlet yönetim sanatı yerine, parti stratejisi ve birbirinin ayağını kaydırmak “olarak tanımlar. Asırlar öncesinde dile getirilmiş olan bu tespit yazımın başında bahsetmiş olduğum Dünya Gerilim Anketi araştırmasının neticesiyle de doğrulanmıştır. Ama içinde yaşadığımız zamanda politikanın toplumu gerdiği gerçeği hala etkisini sürdürmektedir. Neredeyse bütün kanallarda konuşan konuşmacılar hemen her gün ülkemizde yapılan politikanın toplumu gerdiğini devamlı olarak söylemektedirler. Bu söze pek kimsenin karşı çıktığı da görülmüyor. Yazılı basında bu konuda genelde hemfikirdir. Yaşanan toplumsal hayata dönüp bakıldığında görünenlerin, politikanın toplumu ayrıştırdığı, ötekileştirdiği, gerdiği gerçeğinin canlı ve acı yüzü ile karşılaşıyoruz. Siyasetin içinde olanların yanında dışında olan çoğu insan da olaylara, sorunlara politize olmuş bir anlayışla yaklaşıyor. Neticede aklın, bilimsel gerçeğin yerine politik ayrışmalar ve bakış açıları oturuyor. Akrabalık, komşuluk, arkadaşlık ilişkileri dahi en küçük politik düşünce farklılığından etkileniyor.

İşte sizlere yaşadığım ama üzülmeden edemediğim bir gerçekliği anlatmak istiyorum:

Türkiye’nin dörtte bir nüfusunun toplandığı varsayılan İstanbul’da daha önce tanıdığım, samimi sohbetler etmiş olduğumuz bazı arkadaşlar söylediklerinin bir kısmına tam olarak katılmadığımı, belki de bazı eleştiriler getirdiğimi söylediğimde soğuk havanın fırtınaya dönüştüğünü gördüm. Oysa İstanbul’a her gelişimde bu arkadaşların yanına uğrar, görüşür, samimi edebiyat sanat sohbetleri yapardık. Aslında bunların hiçbiri de ne politikacı ne de siyasetçi. İstanbul’a geldikten sonra da bazılarını telefonla aradım. Arayış o arayış. Geri dönmedikleri gibi bazıları beni Facebook arkadaşlığından da silmiş. Yani ötekileştirildik, yani dışlandık. Bütün bunlara belki arkadaşlara aykırı gelen politikaya dokunan bazı söz ve yazılarımın sebep olduğunu düşünüyorum. Çünkü arkadaşlarla aramızda ne bir çıkar ilişkisi ne başka menfaat ilişkisi hiçbir zaman olmamış, olması da mümkün değildir. Canları sağ olsun. Fakat benim hiçbir zaman bir şeyi unutmamam gerektiğini hatırlattıkları için kendilerine teşekkür ediyorum. İki ucu pis bir değnek ele alınmamalı, hangi ucundan tutarsan tut elinin kirlenmesini önleyemiyorsun.

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

43467842