Güncel Yazılar

Yazar Hakkında

Fazlı KÖKSAL

 

Eskiler, öğrenmede tekrarın önemini anlatmak için yarı Arapça yarı Türkçe bir söz kullanırlardı: “Et-tekraru ahsen velev kane yüz seksen.” Yani yüz seksen kere de olsa tekrar etmek güzeldir. Bizim eski öğrenme yöntemimiz, ezbere, hıfzetmeye dayandığı için bu anlayış doğruydu.

Ama artık biliyoruz ki, ezberlemek öğrenmek değildir. Ayrıca tekrar etmek yalnızca ezberlemeye neden olmaz, şartlanmaya da neden olur.

Şartlandırma gerçeğini deneysel psikolojinin kurucusu İvan Pavlov ünlü deneyiyle ortaya koymuştu.

Ak Parti yetkilileri sözleriyle, Ak Parti’yi destekleyen medya da haberleriyle, yazılı ve görsel yayınlarıyla  “Ak Partiden önce iyi bir şey olmadığı”, “Hiçbir şeyimiz olmadığı” iddiasını o kadar çok işliyorlar ki, tüm bu söylemler; Ak Partinin iktidara gelişini yeni bir milat olarak kabul ettirmeye çalışan bir şartlandırma kurgusunun parçası olduğunu düşündürüyor.

Önce Ak Parti Genel Başkanı Sayın Erdoğan’ın sözlerini bir hatırlayalım;

“Bakın acaba 15 sene önce evlerde fırın bulabiliyor muyduk, buzdolabı bulabiliyor muyduk"

“Biliyorsunuz 10. Yıl Marşı'nda geçer, demir ağlarla ördük falan... Neyi ördün hiçbir şeyi örmüş falan değilsin; ortada duranlar belliydi. Demir ağlarla şimdi Türkiye'yi biz örüyoruz"

“Biz gelmeden önce MR mı vardı, tomografi mi vardı?”

“Camilerimizin ahıra çevrildiği, satıldığı, kapısına kilit vurulduğu süreçlere şahit olduk. Apartmanların bodrum katlarında namaz kılıyorduk, cami yoktu.”

“Eskiden hastalar köpeklerin çektiği ambulans ile götürülürdü”

“Yahu bundan 15 sene önce şu koskoca İzmir'in havalimanı var mıydı? Ankara'da 14 sene önce havalimanı var mıydı?”

Başka yetkililer de başka iddialarda bulundular… Bizden önce; internet yoktu, yol yoktu, çamaşır makinası yoktu…  Yetinmediler ittifak ortakları MHP’yi kırmak pahasına; 17 kişinin hayatını kaybettiği 30 Ekim 2020 İzmir depremi ile 33 binin üzerinde insanın hayatını kaybettiği 17 Ağustos 1999 Marmara depremini kıyaslamaya ve 1999 depreminde yapılanları yok saymaya kalktılar.

Ak Parti yetkilileri ve Ak Parti yandaşı medya 2003’den önce Türkiye’de hiçbir şey olmadığı, taş üstüne taş konmadığı iddiasını defalarca tekrarladılar… Bu söylemlere bakarsanız, Türkiye 2003’den önce eskiçağı yaşıyordu…

Bazıları ölçüyü kaçırdılar, Mahir Ünal; “Bizden önce bu ülkede bırakın suyu, bardak yoktu” dedi.

Ak Parti Denizli Milletvekili Nilgün Ök’ün TBMM kürsüsünde 18 sene öncesini kast ederek söylediği “Bu ülkede araba mı vardı?”[i] sözü sosyal medyada gündem olunca meclis tutanakları değiştirildi…

İktidarda geçen 19 yıl içinde dünyada gerçekleşen teknolojik gelişmelerin getirdiği yenilikleri anlatan  “4,5 G yoktu, görüntülü görüşme yoktu, dron yoktu, İHA yoktu, SİHA yoktu…” gibi doğru söylemlerin sık sık tekrarlanması da, “bizden önce bir şey yoktu” algısının güçlenmesine, kabul görmesine neden oldu.

Defalarca tekrarlanan bu sözler, şartlandırma etkisini gösterdi, vatandaş da bunlara inanmaya başladı…  İnternette dolaşan sokak röportajlarına izlerseniz vatandaşların ifadelerden de anlayacaksınız ki, Ak Parti gelmeden önce Türkiye’de taş devri hüküm sürüyordu. 

Diyeceksiniz ki; insanlar gerçeği bilmiyor mu? 2003 öncesini yaşamadılar mı? Niye şartlansınlar? Ak Parti 19 yıldır iktidarda. İnsanların 15 yaşına kadar siyasi olaylara ilgi duymadığını varsayarsak, 31-32 yaşının altındaki büyük bir kitlenin 2003 öncesi hakkında bilgisi olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bir de bunlara çeşitli nedenlerle “inanmaya meyilli ve gönüllü” insanları katarsanız, çok önemli bir seçmen kitlesinin şartlandırma operasyonuna açık olduğunu görürsünüz.

Nazi propaganda bakanı Jospeh Goebbels'in  "Tekrarlanan yalan gerçeğe dönüşür" sözü uzun yıllardır siyasi propagandanın temellerinden birisidir. Sosyal medyada dolaşan binlerce yalan haber ve bilgiye inanan insanımız; etkili, yetkili ve karizmatik kişilerin söylediklerine neden inanmasın?

Siyasetle ilgili yazı yazmaktan çok hazzetmediğim için; bütün bunları “siyasetin cilvesi”, “siyaset bir abartı sanatıdır” diyerek geçebilirdim… “Siyasi muhatapları sesini çıkarmazken bana ne?” diyebilirdim…

Ama geçen yıl Ak Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in “Bu ülkede Ak Parti gelene kadar 'kadın' kelimesinin adı yoktu Türkiye'de” dediğini duyduğumda, bu sözü; adını tarihe yazdırmış Türk kadınlarına, Türk kadının adını yeniden var etmek için verdiği mücadeleye ve Türk kadınının pek çok hakkını almasını sağlayan Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret olarak değerlendirdiğim için, abartmanın şahikası olan bu sözlere cevap vermek istedim. Ancak zaman geçip araya başka konular girince o yazıyı kaleme alamadım.  

Ancak Ak Parti Genel Başkanı Erdoğan da 8 Mart 2021 tarihinde gerçekleşen Ak Parti Kadın Kolları kongresinde “kadının adı ve imzası varsa AK Parti'nin ve sizlerin gayretleri sayesindedir.” diyerek Özlem Zengin’in sözlerini tekrar edince yazıyı kaleme almak için yeni bir neden oluştu.

Yazıya başlarken asıl amacım: Tarih boyunca Türk kadının toplumdaki yerini ve Türk kadının 1800’lü yıllarının ortasından bu yana haklarını almak ve “Benim adım var” demek için yaptığı mücadeleyi anlatmak; kadınların çıkardığı gazete ve dergileri, yapılan kadın mitinglerini, CHP’den de önce kurulan kadın partisini,  kadın mücadelesinin öncü isimlerini, Şair Nigar Hanımları, Ulviye Mevlanları, Mükerrem Belkısleri Osman Bedraları, Nezihe Muhittinleri, Mihri Müşfikleri, Fatma Aliyeleri, Nakiye İlgünleri, Halide Edipleri, İffet Halimleri tanıtmak;  Cumhuriyetin kuruluş yıllarında kadına sağlanan hakların bir kısmını da olsa hatırlatmaktı…

Ama kısa yazmayı bir türlü beceremediğimden gazetenin tanıdığı limiti doldurdum. Bu yazımı konuya giriş olarak kabul edin. Ömrüm yeterse, gelecek hafta konuya devam etmek umuduyla…

-----------------------------------

[i] İlginç bir tesadüf, yazıyı kaleme aldığım 28 Mart 2021 günü Türkiye’de ilk otomobil kazasının 111. Yıldönümü. 28 Mart 1910 günü İstanbul Beşiktaş'ta meydana gelen kazada, bir otomobilin bir yayaya çarpması sonucu bir kişi yaralanmıştı.

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

43465350