6 Temmuz 2022

İlerlemenin pek çok târifi var. “Öncekini aşmak”, bunlardan biri. Hemen her sâhada, kıdemliye duyulan saygı, zannedilmesin ki, yerinde saymanın resmidir. Pekâlâ, hem ustaya hürmet edilir, hem de ondan ileriye adım atılabilir. Bunda yadırganacak ve tezâd teşkîl edecek bir taraf yok.

Yalnız san’at endîşeleriyle değil, îtikâdî bakımından da en sıkı usta-çırak zihniyetine dâhil olan Şeyh Gâlib, mânâ yüklü bir terakkî reçetesi veriyor:

            “Tarz-ı selefe tekaddüm etdim,

            Bir başka lügât tekellüm etdim.

            Billâh bu özge mâcerâdır,

            Sen bakma ki, defter-i belâdır”

Arkaya bakarak önünü görmek veyâ evveli bilerek sonraya yönelmek, Şeyh Gâlib’in tarzını anlatıyor. Ancak bu tarza riâyet sâyesindedir ki, ileri-geri lâf edenlere hodri meydân denilebilir. Gâlib de aynı nârâyı kelimelere bindiriyor:

            “Zannetme ki, şöyle böyle bir söz,

            Gel sen dahî söyle böyle bir söz.

                        …

            Erbâb-ı sühân tamam mâlûm,

            İşte kalem, işte Kişver-i Rûm.

 

                        

Gencînede resm-i nev gözetdim,

            Ben açdım o genci, ben tüketdim.

 

            Esrârını Mesnevî’den aldım,

            Çaldım velî, mîrî malı çaldım.”

Reşid Rahmetî Arat da, Oğuz Kağan Destânı’nın metin neşrine koyduğu önsözde, benzer bir tarz-ı selefe tekaddüm hikâyesi anlatır. Avrupa üniversitelerinden birinde, meşhûr Türkolog Bang’a şâkird olan Arat, bir husûsda hocasından farklı düşündüğünü, uzun müddet dile getiremez. Sonunda, her şeyi göze alıp, içini boşalttığında, Bang’dan gelen sözler, pek terakkî-perverdir: 

“Elbette, talebe hocasından farklı düşünecektir; elbette dimâğlar arasındaki hacim ve sıklet farkı endâzeye vurulacaktır. Bundan daha tabiî bir araştırma hevesi olamaz ve bunun adı, ilerlemedir.”

Farklılıkları zenginlik olarak görmenin de, birtakım bağlayıcı şartları bulunmalı. İplerini koparmadan, uçurtmaları çok yüksek ve uzak noktalara gönderebilirsiniz. Fakat aksi olursa, ortada ne uçurtma kalır, ne de uçma zevki.

            Mevlânâ’ya atfedilen: 

“Ben bir ayağı Kur’ân’da, diğer ayağı Dünyâ’yı dolaşan bir pergelim.” 

sözü; Gâlib’in de, Bang’ın da farklı vâdilerde, ama aynı renk cevherinde dışa vurdukları hakîkatı haykırıyor.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: