28 Ocak 2022

Ama bu ülkede yaşayan biri olarak ülkenin sorunlarına uzak duramıyorsun ki. Eğer ülkemin sorunlarına karşı düşüncelerimi, eleştirilerimi, önerilerimi yazmak politika ise sonucuna katlanacağız elbette. Bizim dedikodularla, suni güncel söylemleri ısıtıp pişirmekle hiçbir zaman işimiz olamaz, olmayacaktır da.

Belki çoğunuzun benzerlerini yaşadığı bu örnek de gösteriyor ki bizde yapılan politika toplumun her kesiminde bir gerginlik topu haline dönüşebiliyor. Toplumun politikaya güvensizliği aslında politikacılara güvensizliği ile ilgilidir. Çünkü bazı politikacıların toplumu ötekileştirme, ayrıştırma ve hatta dışlama yaklaşımları bu duruma sebep olmaktadır.

Eğer bir toplumda bilim, sanat düşünce adamları politik ayrışmalara neden oluyorsa gerginlik sadece bu sınırlar içerisinde kalmıyor. Bunlar aynı zamanda bilime, sanata olan güvenin sarsılmasıyla ortaya çıkan bir gerginliğe de sebep oluyor. Aslında ortaya çıkan bu gerginlik toplum açısından en tehlikeli sonuçları doğurur. Mesela bir toplumda bilime, bilim adamına güvenin sarsılmasının sonunda bu alanları cehalet, bağnazlık, hurafe uzmanları (!) doldurmaya başlar. Bu tiplerin söyledikleri, yazdıkları gerçekle yer değiştirerek halk arasında yayıldığında toplumda gerginlikler de artar. İnsanlar hangi söylenene, hangi yazılana, kime nasıl inanacağını ve güveneceğini bilemez durumda kalır. En küçük ama en belirgin konularda bile düşünce birliği, kararlılık olmaz. Bu şekilde gerginleştirilmiş bir toplumda akıl da mantık da kendine yer bulamaz. Bu hale getirilmiş bir toplumun mantığına göre ekonominin zor durumda olması, zamlar onu pek ilgilendirmez. Çünkü zaten elli liralık benzin alıyordur. Döviz ve altındaki dalgalanmalar ise hiç mi hiç ilgilendirmez. Çünkü kahvaltıda altın yemiyor, dövizle alışveriş yapmıyor mantıksızlığı devrededir. Açıkça ifade edilecek olursak politikaya, siyasete güvenin düşük olduğu bir toplumda yaşamanın, hayatı sürdürmenin maliyeti hep yükseklerde olur. Ancak işaret edilen mantıksızlık devrede olduğu için herkes halinden memnun gibi yaşamayı sürdürür.

Politikaya, siyasete güvensizliğin gerisinde bilim ve sanat adamı sıfatlı bazılarının da etkileri vardır. Mesela bu tiplerin, böyle tanınanların bazıları menfaat beklentisi içerisinde bilimini, sanatını siyasi gücün emrine vermesiyle hem kendileri hem de bunları kullananlar toplumda kendilerine olan güveni sarstığı gibi gerginliklere de sebep olurlar. Bu tür bir karşılıklı alışverişte gerçek bilim ve sanat adamları yerine politikalarını onaylayanlara koltuk çıkılması neticesi onlardan beklentileri de artırır. Sanatın da bilimin de gücü elinde bulunduran politikanın emrine verilmesi isteneceğinden ortada ne sanat ne de bilim kalmaz. Dolayısıyla gerçek bilim ve sanat adamları arasında da bir gerginlik ortaya çıkar. Bu bir anlamda toplumun diğer kesimlerinde kamunun imkânlarını kullananlarla kullanmayanlar şeklindeki gerilimi artırır. 

Yönetici kesim kamu imkânlarını ve gücünü elinde bulundurur. Eğer bu imkânları eşitlikçi ve adil dağıtma yerine bazılarını dışlayarak yaklaşılırsa toplumda çatışma ve gerilme olur. Yapılan hizmetleri, halk tabiri ile söyleyecek olursak sadaka-fitre gibi dağıttıklarını uygulamalarında ifade edenler bunun görevleri olduğunun farkında olmalılar. Çünkü kamusal hizmetler hiçbir zaman bir lütuf değildir, görevin mecburiyetlerindendir. Çarpık veya doğru uygulamaların ucu ta yukarılara, yönetici konumunda bulunan siyasilere dayanır.

Eflatun “Ayakkabıcılık gibi yalın işlerde bile, ancak özel eğitim görmüş birinin işimize yarayacağına inanırken, siyasette oy toplamasını bilen herkesin devleti yönetebileceğini mi sanırız” diyor ve yönetmenin çok daha önemli yetenekler gerektirdiğini işaret ediyor. Ancak buna pek dikkat edilmediği için yukarıdan aşağıya doğru bazen yönetenlerde tutarsızlık, vaatlerinde yalan dolan bulunması onlara güveni sarsıcı en önemli hususlar olarak görülüyor. Özellikle yönetenlerin amaçlarının toplum refahı, kalkınması, mutluluğu değil kendilerini ve gelecek nesillerini kurtarma anlayışının olması yönetilenlerde, yani toplumda huzursuzluk kaynağını besler. Neticede yalan ve iftirayı kişiliklerinin baş özelliği haline getiren yöneticiler, henüz değerlerini tam olarak kaybetmemiş olan toplumun gerilim içinde yaşamalarına sebep olurlar. 

Adı geçen araştırmada elde edilen verilerin başında toplumları geren en önemli sebebin politika olarak gösterilmesi boşuna değildir. Belki ayrıştırarak yönetmek yönetenlerin işine gelir ama politika, toplumdaki farklı inançları, görüşleri siyasal mücadelenin bir aracı gibi kullandığında da kutuplaşma ve gerginlik artar.

Henüz istenilen düzeyde gerçekleşememiş olsa da çağ hep özgürlüklere sahip olmayı istemede sesini yükseltmektedir. Azıcık özgürlüğün tadını almış olan insanlar dünyanın neresinde bulunursa bulunsun tekçiliği, buyurganlığı, dayatmacılığı insan onuruna yakıştıramamaktadırlar. Bunun için yönetimi eline geçirenlerin adaletsiz emrivaki uygulamaları ile karşı karşıya geldiklerinde gerilmekte ve gerginlikler yaşamaktadırlar. Çünkü yönetimde adaletsizlik, kayırmacılık, rüşvet ve yolsuzluktoplumsal gerginliklerin temelini oluşturur. Uygulamalardan kaynaklanan sebeplerden dolayı adalete güvenin sarsıldığı toplumlarda insanlar kendi adaletini sağlama yanlışlığına düşerler. Liyakatin yerine kendi yakınlarının veya sadece kendi siyasi görüşünden olanlara imkânlar tanıma şeklinde kayırmacılığın uygulandığı yönetimlerde toplumun diğer kesimleri rahatsız olur. Çıkarlar elde etmek –bir makama gelmek, ihalelerden yararlanmak vb. – için rüşvetle, yolsuzluklarla işler yapıldığının fark edilmesi toplumu gerer, hatta çatışmalara sebep olur. Bütün dünyada, bazı ülkelerde zaman zaman çıkan gerginlikler adaletsizliğin, kayırmacılığın, rüşvet ve yolsuzluğun ortaya çıkarıldığı ülkelerde daha fazla olmaktadır. Örneklerde verildiği gibi yaşatılan hukuksuzluklar, kamu imkânlarının kullanımındaki adaletsizlik, ülkede yöneten yönetilen arasında gerilimi artırır ve etkisini toplumun her alanına gerginlik mikrobu gibi bulaştırır. Vücudunun birçok yerinde ağrılar hisseden insan gibi gerginliğin acılarını az veya çok bütün toplum çeker.

Toplumsal gerilim alanları elbette sıralananlarla sınırlı değildir. Gerginliğin bütün insanlığı ilgilendiren sebepleri olduğu gibi toplumların kendi özelliklerinden kaynaklanan farklı sebepleri de vardır. Ancak bunlardan bazılarının toplumlarda gerginliğe etki etmesi bakımından sıralamaları farklılık gösterir. Mesela değişime bazı toplumlar kısa zamanda uyum göstererek ortaya çıkacak gerginliği yumuşatırken bazı toplumlarda bu uzun bir zamana yayılarak toplumun daha çok gerilmesine sebep olmaktadır. Diğer gerilim nedenleri için de benzer değerlendirmeler yapılabilir. Mesela tüketim reklamlarının baskıları sosyo ekonomik ve kültürel düzeyleri düşük toplumlarda farklı, yüksek toplumlarda farklı hissedilmektedir. Dolayısıyla farklı gerginlik unsuru olarak ortaya çıkmaktadır.

Ülkemizde yapılacak olan bir araştırma elbette soruna daha gerçekçi yaklaşılacak veriler elde edecektir. Ancak toplumu geren diğer bazı sebepler sadece birer cümle içerisinde, kısa kısa sıralamak gerektiğinde gerginliği doğuran şu sebeplere de işaret edilebilir:

Çeşitli sebeplerden dolayı köylerin azaldığı kentlerin çoğaldığı bir toplum haline geldik. Böyle bir toplum yapılaşması içerisinde gelişme, değişme, uyum ve benzeri unsurlar kendi içerisinde sorunları da beraberinde getirmiştir. Mesela her gün dinlediğimiz haber kaynaklarından öğreniyoruz ki büyük kentlerde güvensizlik, endişe, kaygı durumlarının artmasına bağlı olaylar olmaktadır. Buna bağlı olarak küçük yerlerdeki sosyal denetimin büyük kentlerde görevini yapamaz durumda olmasını fark edenler kendilerini yanlış bir özgürlük anlayışına kaptırmaktadırlar. Her zaman istediklerini, hiçbir engel tanımadan yapabilecekleri sanısıyla toplumda gerginlik kaynağı haline gelmektedirler. Dünyayı ve hayatı düşmanca algılayış bireylerde de toplumda da huzursuzluğu besliyor. Bu durum sadece yabancı olan her şeye değil en yakınlarına bile güvensizliği doğuruyor.

 İşsizlik, işi kaybetme kaygısı, ailesine karşı olan sorumlulukları yerine getirememesi, hep yarın ne olacak tedirginliği yaşayanların yekûn tuttuğu bir toplumda gerginlikten başka ne beklenebilir? Her zaman ekonomik kriz yaşanabileceği gerginliği ile yaşamanın davranışlara uyumsuzluk olarak yansıması. Buna ekonominin sebep olduğu gerginlikler de denebilir. Ekonomik uçurumun artması; klasik deyimle zengin daha zengin fakir daha fakirin de ötesinde yağmalara göz göre göre çanak tutulması, kayırma yönetiminin normalleştirilmesi.

Eğitimin, sağlık hizmetlerinin tam olarak yerine getirilemediği veya bu alanda birçok aksaklık, eşitsizlik ve tutarsızlıkların yaşandığı toplum gerginlikten uzak kalamaz. Vatandaş üzerine düşen her türlü görevini yerine getirirken yönetenlerden gerekli sağlık ve eğitim hizmetini alamadığında, birçok engellerle karşılaştığında sadece gerginlik yaşamakla kalmaz yöneten politikacılara karşı güvenleri de sarsılır.

Birçok TV kanallarının yayınlarında saldırı çatışma küfür iftira üslubunun fazlaca kullanması, yaygınlaştırılmasında bir rol üstlenmeleri toplumu germektedir. Yalan yanlış yayılan haberlerin artması, sosyal medyada hakarete varan ifadelerin yazılması, paylaşılması da benzer yayınlara destek verir görünmektedir.

Toplumsal hayatta belirsizlikler giderek artıyor. Gençler almakta oldukları eğitimle bir işe girip giremeyeceğini bilemiyor. Geleceklerini planlayamıyorlar çünkü toplum hayatında örneklerini görüyorlar. Gelecek kaygısının yapılan bazı uygulamalarla beslenmesi insanları karamsar ve umutsuzluklar içine sürüklüyor. Üniversiteler açılıyor mezun olacakların istihdamına karışılmıyor… Ama buna rağmen belirsizliklerden beslenenlerin de giderek artması da bir başka husus. İnsanlara sığınak sunduğunu iddia eden ideoloji ve politikaların bu iddialarını yerine getirememesi de belirsizliği ve gerginliği artırıyor. Mesela yeni nesillerin gelecek kaygılarından, benzerlerinin sebep olduğu gerginliklerinden, onların enerjilerini değerlendirememelerini kendileri için fırsata çevirmek isteyen her türlü terörizm ve yardakçıları, adına falan filan denilen cemaatler yararlanıyor. Oy avcıları faydalanıyor. Bu durum da toplumda kutuplaşmanın, ayrışmanın başka bir tarafını oluşturuyor, hatta bunlar gerginliği besliyor.

İnsanlık tarihi bize gösteriyor ki, toplumlar ya kutsal arayışı içinde olmuş ya da seçtiklerini kutsallaştırma yoluna gitmiştir. Bu gücü temsil edenler olduğu gibi, bir düşünce, bir fikir veya çeşitli nesneler de olmuştur. Mesela ideolojilerin, ideologların, kişilerin, nesnelerin kutsallaştırılması, bunlardan beklenenlerin insanları hayal kırıklığına uğratması toplumlarda belirsizliğe ve gerginliğe aynı anda sebep olmuştur. Bu gerginliği yumuşatmak veya azaltmak için daha sonraki zamanlarda, belki kutsal değil ama bu sefer de bir kurtarıcı bekleme peşine düşülmüştür. Kurtarıcı beklentilerinin bir türlü gerçekleşmemesi toplumu eskisinden daha çok germeye başlamıştır.

Toplumu geren, büyükten küçüğe başka birçok sebepten bahsedilebilir. Mesela cehaletin teknolojiyi kullanarak daha çok yaygınlaşması; bilgiye, bilim adamına güvenin sarsılması, sayılan ve sayılamayan toplam gerginliklerin huzursuzlukla kopması da bu sebeplere ilave edilebilir.

Durkheim’a göre toplumsal yapıda dengenin bozulması gerilimleri yükseltir ve bu gerilimler ancak daha gelişmiş iş bölümü ile çözülebilir. Bu durum ise ilerlemenin itici gücüdür. Bunun için toplumda kurum ve kuruluşlarıyla bütün alanlarında ekonomik, sosyal, kültürel dengenin sağlanması yoluna gidilmelidir. Ayrıca bir toplumda gerginliğe sebep olan nedenlerle sebep olmayan nedenler karıştırılmamalıdır. Gerginlik siyasal kararlarla düzelmez ama yanlış siyasal karar ve yönetimlerle daha da artar. Bir toplumun ilerlemesi, gelişmesi isteniyorsa onu geriye götüren gerginliklerin azaltılması veya ortadan kaldırılması gerekir. Çünkü toplumsal gerginlik toplumsal çözülmeye ve toplumsal yıkıma sebep olur. (NOT: Bu yazımın ve KIRMIZILARda yayımlanan benzer yazılarımın yer aldığı, GERGİNLİK TOPLUMU adını verdiğim kitabım önümüzdeki aylarda yayınlanacaktır. İ. Kurt)

Bu kategorideki Makalelerden