21 Ekim 2021

Kur’an, yaratılmışlar içinde insanın çok üstün bir konumda, durumda varlık yapısında yaratıldığını ve Allah’ın  kendisine tek muhatap aldığı varlık olduğunu söylemektedir.

17/70: “ Biz insanı şerefli yarattık.”

2/34: “ Hani biz meleklere Adem’e secde edin demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler.”

95/1,5: “ Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.”

Yukarıdaki ayetler bağlamında şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki  yaratılmış varlıklar içinde insan en yüksek mertebede ve Allah’ın kendine tek muhap aldığı varlıktır. Bu nedenle “ EŞREF-İ  MAHLUK” olarak ifade edilmiştir.

Kur’an en kamil manada tanıttığı Allah’a sürekli davet etmiş ve hakk, kendisine ibadet etmesini ve kendisini bilmesini istemiştir. Çünkü insanın yaratılış amacı, Allah’ı bilmek ve O’na kulluk etmektir. Allah’ı bilmek ve O’na kulluk  etmek sözle olacak işlerden değildir. Kuru bir ima iddiası da yeterli değildir. İman, ihlas ve amellerle gerçekleşmektedir. Allah’a kulluk etmek O’na yaklaşmakla olur. Allah’a yaklaşmanın yolunun adı “ ŞERİAT”tır. Şeriat, Allah’a yaklaşmanın manevi yolun adıdır. Şerat, ibadetler ve ahlak hükümleridir. Önce temiz ahlak sonra ibadetler gelir. İman eden insan, şeriat yoluna temiz yaşayarak, manevi arınma ile girer ve manevi yükselişler elde eder.

Şems /10: “ Nefsini kirleten ziyan etmiştir.” Şems/9: “ Nefsini temizleyen kurtulmuştur.” Ve 35/18: “ Manevi olarak arınıp yücelen, kendi yararına arınmış olur.”  Şu kadar var ki Allah’a nefsin kötü huylarıyla yaklaşmak mümkün değildir. Nefsin kötü huyları tasviye edilmeden manevi arınma sağlanmadan ilahi aleme yol bulmak mümkün olamamaktadır. İlahi sıfatlar tecelli etmez. İlahi sıfatlar konusu çok önemlidir. İnsan, Allah’ı ilahi sıfatların tecellisi yoluyla bilebilir. ( Bu ilahi seyir ancak Tasavvuf alanında gerçekleşmektedir.)

Daha önce “ İnsanın Üzerinde Yedi Yol” adlı bir makale yazmıştım. Bu yedi yol, yedi nefs mertebesidir. Her bir mertebe manevi yükseliş mertebesidir. Her bir mertebede akıl, idrak ve ahlak değişime uğramaktadır. Böylece manevi mertebelede yüükselen insan, eşyayı hakikatine göre ve mutlak olarak algılama gücünü elde eder.

Gelelim insanın bir de yapısında bulunan “ NEFS” boyutuna ki işleri bozan, Allah’ın yarattığı fıtratı zorlayan ve hatta fıtrat dışına insanı savuran bu nefs boyutudur. Nefsi insanı hep aşağılara çeker. Ruh ise insanı yukarı çekmesine karşın. Dinin önemi de buradadır. Din, insana sürekli nefsinden kurtulmasını ve hakk’a yaklaşmasını, olgunlaşmasını ister. İnsan genelde nefsinin hükmüne girer ve aşağılarda yaşar, hatta aşağıların aşağısında ki buna “ ESFEL-İ SAFİLİN” ADI VERİLİR.

Kur’an insanın nefsinin hükmüne girerek, aşağılardaki haline şöyle vurgu yapmaktadır.

47/12: “ Allah’a inanıp iyi işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. İnkar edenler ise dünya’dan faydalanırlar, hayvanların yaşadığı gibi yaşarlar.”

7/179: “ Andolsun, cehennem  içinde birçok insan yarattık ki, kalpleri var, fakat onlarla anlamazlar; gözleri var, fakat onlarla görmezler; kulakları var , fakat onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir, hatta daha sapık... İşte gafiller onlardır.”

Kur’an, insanın bu aşağılardaki yaşamasını, hayvanlar gibi diye nitelendiriyor. Ve bunlara

“BAHAİM” diyor. İşte insanın dünya hayatındaki serüveni bundan ibarettir. İnsan ya Allah’a kulluk ederek yükselir ya nefsine kulluk ederek alçalır.

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden