26 Ekim 2021

Anadolu coğrafyası, 13. Yüzyıl’da Horasan ve civarından gelen yoğun göçlerin etkileriyle iyiden iyiye şekillenmeye başladı. 11. ve 12. yüzyıllarda Anadolu’da verilen tutunma mücadelesi başarıya ulaşmış, Sultan Alparslan’ın ve ordularının coğrafyanın kapılarını açan zaferleriyle başlayan hamleleri Türkistan bölgesinden gelen Türklerle iyiden iyiye pekişmiş ve şekillenmiştir. Bu gelenler arasında Anadolu’nun muhtelif yerlerinde Horasan Erenleri diye anılan ve bugün büyük bir kısmının mezarları kaybolmuş, sadece çok az bir kısmının hatırası günümüze ulaşan şahsiyetler vardır. Günümüzde onların kim olduğu büyük ölçüde meçhulümüzdür. Fakat yaptıklarıyla ve gönüllerde taht kurmalarıyla bu vatanın mânevî temelleri onların hizmetleri üzerinde yükselmiştir.

Horasan’dan Anadolu’ya gelen erenlerin başında Hünkâr Hacı Bektaş-ı Velî de vardı. Hacı Bektaş-ı Velî bazı kaynaklarda Baba İlyas’ın halifesi olarak gösterilmesine karşılık kendileri onun 13. Yüzyıl’ın ortalarına doğru kalkıştığı isyan hareketine katılmamış ve bugün kendi türbesinin de bulunduğu yerde mütevazı bir hayat yaşamıştır. Onun Anadolu’ya, giderek kök salan hizmetlerini ve Osmanlı Devleti’nin kuruluş aşamasında ve bilhassa Yeniçeri ocağının tesisindeki rolünü düşünürsek bunun böyle olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan ona izafe edilen Bektaşilik Osmanlı Devleti’nin ilerleyen zamanlarında imparatorluğun en yaygın tarikatlarından birisi hâline gelecektir.

Burada şu hususu da belirtmek gerekir ki, Velâyetnâme, Hünkâr’ın Ahmed Yesevî hazretleriyle ilgisi üzerinde net bir şekilde durur. Hatta Hacı Bektaş-ı Velî’yi onun halifesi yapar. Velâyetnâme’de geçen Ahmed Yesevî hazretlerinin onu Anadolu’ya gönderirken söylediği şu sözler de bunun bir ifadesidir:

“Ey Bektaş (k. s. a.), işte nasibini aldın, müjdeler olsun, kutbü’l-aktablık senindir, kırk yıl hükmün vardır. Şimdiye kadar bizimdi, bundan sonra biz burada çok kalmayız âhirete göçeriz. Seni Anadolu’ya gönderiyoruz. Sulucakarahöyük’ü de sana yerleşmen için verdik. Seni Anadolu erenlerinin başı yaptık. Orada aklı başından gitmiş, kendinden geçmiş gerçek erenler ve dervişler çoktur. Soyları Hazret-i Muhammed’e çıkar, fakat bilgileri sınırlıdır. Seni onların başı yaptık, zaman kaybetmeden yola çık.”[1]

Nitekim, Hacı Bektaş-ı Velî hazretlerinin Anadolu’ya bu şekilde gönderildiğine, Ahmed Yesevî hazretlerini “ulu atam” diye anan Evliya Çelebi de Seyahatnâme’de yer vermektedir:

“Ulu atamız Türk-i Türkân Hoca Ahmed Yesevî hazretleri Horasan’dan halifesi olan Hacı Bektaş-ı Veli’yi üç yüz fukarasıyla seccade sahibi kılıp tuğ, kudüm, alem ve sancak virüb var Orhan Bey ile Rum fatihi evliya-i Bektaş deyü talim idüp, Hacı Bektaş ol üç yüz er ile Horasan’dan Orhan Gazi’ye gelüp görüştüğü gibi Bursa üstüne gelip fethettiler.”[2]

Bundan sonra Hacı Bektaş-ı Veli hazretleri yola çıktı, hac için önce Kâbe’ye gitti. Bu hac yolculuğu esnasında hazret pek çok kerametler gösterdi. Bir ırmağın yakınından geçerken balıklar başlarını çıkarıp Hünkâr’a selam verdiler. O da balıklara şöyle mukabelede bulundu: “Yerinize dönün, Allah’ı her zamanki gibi anmaya devam edin” dedi. Daha sonra Necef’te Hz. Ali’nin türbesini ziyaret etti. Çile çıkardı. Üç yıl Kâbe ve çevresinde kaldıktan sonra Medine’ye Hz. Peygamber’in türbesine geldi. Orada da çile çıkardı. Daha sonra Hünkâr bazı kutsal mekânları da ziyaret ettikten sonra Halep’e geldi. Halep’ten çıktıktan sonra Hz. Davud (a. s.)’un kabrini ziyaret eden Hacı Bektaş-ı Veli’ye erenler, kalıp birlikte ibadet ederek çile çıkarma teklifinde bulundular. Hünkâr, bir süre burada kalıp çile çıkardıktan sonra Anadolu’ya doğru yola koyuldu. Velayetnâme’de Hacı Bektaş-ı Veli’nin Anadolu’ya gelişiyle ilgili şunlar söylenmektedir: “Hazret-i Hünkâr Anadolu’ya yaklaşınca mana âleminden Anadolu Erenleri’ne selâm verdi “Es-selâmu aleyküm Rum’daki erenler ve kardeşler” dedi. Hünkâr selâm verdiği zaman elli yedi bin Anadolu Erenleri sohbet etmekteydiler.”[3]

Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli, Anadolu’da birçok yer gezdi. Burada pek çok veli ile görüşmeleri oldu. Bunlardan dikkat çekenlerden birisi Hünkâr’ın Âhi Evran’la görüşmesidir. Âhi Evran’ın kendisiyle görüşmek istediği Hünkâr’a mâlum olur. O da Âhi Evran ile görüşmek için Sulucakarahöyük’ten Kırşehir’e doğru yola çıkar. Bu arada Âhi Evran da kendisiyle buluşmak için yola çıkar. İki veli beraberce, Kırşehir yakınlarında buluşurlar. Uzun müddet sohbet ederler.[4]

Bu satırlardan onun Anadolu’ya mânevî bir görev vesilesi ile geldiğini anlamaktayız. Özellikle Orta Anadolu çevresinde yaşayan Hristiyanların ve Şamanist Moğolların İslâmiyet’i kabul etmesinde onun büyük hizmetleri olmuş ve giderek Anadolu, Türklerin hâkim olduğu bir coğrafya hâline gelmiştir. Bu dönemde Hünkâr’ın dervişlerini Anadolu’nun dört bir yanına gönderdiğini de görmekteyiz.[5] Bunu bugün Anadolu ve Rumeli’de bulunan Hacı Bektaş-ı Velî dervişlerinin ve halifelerinin mezarlarından anlamaktayız. Mesela Velâyetnâme’de en çok anılan halifelerinden biri olan Sarı İsmail’in türbesi bugün Denizli’nin Tavas ilçesi sınırları içerisinde bulunmaktadır.

Hacı Bektaş-ı Velî hazretleri önceleri Sulucakarahöyük olarak bilinen Nevşehir’e bağlı Hacıbektaş ilçesinde muhtemelen 1271 yılında vefat etmiş ve buraya defnedilmiştir. Türbesi mamur ve ziyaretgâhtır. Kendisine atfedilen eserler arasında Makalât, Kitâbü’l-Fevâid, Fâtiha Sûresi Tefsiri, Besmele Şerhi, Makâlât-ı Gaybiyye ve Kelimât-ı Ayniyye gibi kitapları mevcuttur. Tesirleri ve görüşleri hem bu eserler hem de Bektaşilik erkânı içinde yetişen dervişlerce Anadolu, Rumeli ve Ortadoğu’da yayılmıştır.

Hacı Bektaş-ı Velî hazretleri deyince en önemli hususlardan biri Bektaşîlik’tir. Bektaşîlik, Hacı Bektaş-ı Velî hazretlerinin vefatından çok sonra, 16. Yüzyıl’da tesis edilmiş bir tarikattır.[6] Tasavvuf tarihinde on iki hak yoldan biri olarak kabul edilen Bektaşilik Mimar Sinan, Pir Sultan Abdal, Teslim Abdal, Kul Nesimî, Kul Himmet, Virânî, Ali Nihat Tarlan, Edip Harâbî Baba gibi kültür tarihimizde çok önemli izler bırakan bazı şahsiyetler yetiştirmiştir.

Bu yazının sonunda Hacı Bektaş-ı Velî hazretlerinin eserlerindeki bazı kısımlardan örnekler vermek istiyoruz. Bu eserler Hacı Bektaş Velî Külliyâtı (G. Ü., Türk Kültürü ve  Hacı Bektaş Velî Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara 2010) içerisinde yer almaktadır:

“Eğer kalbi dünyayla meşgul ederseniz Hakk’tan nasipsiz kalırsınız ve eğer Yüce Allah’a yöneltirseniz kalbinizden Yüce Allah tarafına bir pencere açılır ve o pencereden ilahî feyzin güneşi doğar.” (Fevâid, s. 55).

“Huzur ve afiyet, ayağını pamuklu bir kumaşa sarman yahut bir köşeye çekilmen değildir. Afiyet, senin kendinden kurtulmuş olmandır; o vakit ister bir köşeye çekil ister halk arasında ol.” (Fevâid, 57).

“Bir kimse gelmiş geçmiş bütün ilimleri tahsil etmiş dahi olsa, onun bu ilmi son nefesinde elinden tutacak değildir. Son nefeste elinden tutacak olan, kazandığın huzur, Allah’tan haberdar olma alışkanlığındır. Onun dışında bildiğin ne varsa hepsi anlayış levhasından yok olup gidecektir. O yüzden gençliği ganimet bil, her gün nefsin birkaç isteğini kırma yolunu seç, kendine ve bir köşeye çekil. Böylece başkasının sürdüğü yere gitmekten ve bunu kanıtlamak zahmetinden kurtulacağın bir alışkanlık kazan.” (Fevâid, s. 57).

“Allah yerlerde ve göklerdedir. Göklerden maksat gönüller ve yerlerden maksat kalıplardır.” (Makâlât-ı Gaybiyye ve Kelimât-ı Ayniyye, s. 377).

“Hakiki zikir zâkirin zikrettiği varlıkta sır olmasıdır.” (Makâlât-ı Gaybiyye ve Kelimât-ı Ayniyye, s. 377).

“En büyük mucize, peygamberlerin ve evliyaların sözüdür.” (Makâlât-ı Gaybiyye ve Kelimât-ı Ayniyye, s. 399).

“Uzun süre kendi çabanla elde edemeyeceğinin daha fazlasını evliyanın ve kâmil şeyhin bir saatlik sohbetiyle elde edersin.” (Makâlât-ı Gaybiyye ve Kelimât-ı Ayniyye, s. 457).

“Şunu iyi bilmek gerekir ki kendisini arıtamayan başkasını asla arıtamaz.” (Makalât, s. 505).

“Gönül büyük bir şehre benzer. Allah yerden göğe ne yarattıysa o şehirde vardır. Bu şehrin iki sultanı vardır. Bu sultanlardan biri Rahmanî biri Şeytanî’dir.” (Makalât, s. 605).

“Şimdi tevhit, âdemoğlunun başında taçtır. İbadetler, boynundaki gerdanlıktır. Müslümanlık, hilattir ve menşur imandır. Taht, marifettir. Memleket, ihsandır ve ra’iyyet, İslam’dır.” (Makalât, s. 657).

Dipnotlar

[1] Hacı Bektaş Veli Velayetnamesi, Yayına Hazırlayanlar: Hamiye Duran – Dursun Gümüşoğlu, Ankara 2010, s. 187-189.

[2] Evliya Çelebi, Seyahatnâme (Giriş), Hazırlayan: İsmet Parmaksızoğlu, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1983, s. 74.

[3] Hacı Bektaş Veli Velayetnamesi, Yayına Hazırlayanlar: Hamiye Duran – Dursun Gümüşoğlu, Ankara 2010, s. 187-201.

[4] Hacı Bektaş Veli Velayetnamesi, Yayına Hazırlayanlar: Hamiye Duran – Dursun Gümüşoğlu, Ankara 2010, s. 487

[5] Ahmet Yaşar Ocak, Hacı Bektaş-ı Velî, TDVİA, C. 14, s. 456.

[6] Ahmet Yaşar Ocak, Hacı Bektaş-ı Velî, TDVİA, C. 14, s. 456.

Bu kategorideki Makalelerden