29 Temmuz 2021

Dünya hayatı kültürden ibarettir. Kültür insandan zuhur eden her şeydir. İnsan, kültür üreten ve ürettiği kültüre tabi olan bir varlıktır. Kültür ise düşünmenin mahsulüdür.

İnsan, dünya hayatını mülk/ şehadet aleminde yaşar. Mülk alemi, maddi varlıklar alemidir. İnsan zihni, aklı maddi varlıklar aleminden gelen bilgilerin imajlarıyla kayıtlanır, kodlanır. İnsanın bu haline “ kültürel akıl” diyorum.

Kültürel akıl ile kodlanmış insanın manevi, soyut, metafizik gerçeklere ulaşması mümkün değildir. O, mülk aleminin etkisindedir. Mülk aleminin cilveleriyle çepeçevre çevrelenmiştir. İnsanı böyle bir halden, gafletten, madde mahzeninden ancak Allah’ın inayeti, nur olan manevi gerçekleri ortaya koyan din kurtarır.

Akıl ruhi bir kuvvettir. İlim de ruhi bir kavrayıştır. İlmin madde ile ilgisi yoktur. İlim maddede manaları kavramktır. Din, insanın manevi melekelerini geliştirir ve hakikat semasında seyretmesinin önünü açmaktadır. Eğer din olmasaydı insan mağarada, madde mahzeninden başka hiç bir şey bilemezdi.

Toplumlar arasındaki farklılıklar aklın farklı tezahürlerinden kaynaklanır. İnsan varlığından kültürü kaldırmak mümkün olmadığı gibi kültürel farklılıkları kaldırmak  mümkün değildir. Kur’an’da 49/13 ayette şöyle bir vurgu vardır.” Sizi bir erkek ve dişiden yarattıkve sonra milletlere ve kabilelere( farklı kültürlere) ayırdık ki birbirlerinizle tanışasınız diye.”

Şimdi vahiy konusuna, vahiyde de durum aynıdır.  Vahiy ilahi kaynaklıdır. Ama kültürel zeminde o kültürün kalıplarına, rengine bürünerek beşeri hayatta tezahür eder. Kültürel farklılıklar aynı ve bir olan dini, dinler gibi gösterir. Böylece akıl kültürle kodlanınca “ kültürel akıl” olur. Ve ALLAH, inayetini, rahmet ve merhametinin gereği olarak insanlığa vahiy yoluyla, peygamberler vasıtasıyla göstermiştir. İlk Peygamber Adem(A.S) ile başlayan ilahi rahmet süreci, Son Peygamber Muhammed(S.A.V) ile mutlak hakikat bilgileri ( Allah’ın İlmi) tamamlanmış ve insanlığın önüne konulmuştur. Kur’an vahyin sürekliliğini ortaya koyar.  28/ 51: “ Andolsun ki biz, düşünüp öğüt alsınlar diye, vahyi birbiri ardınca yetiştirmişizdir.”

Vahiy, Allah’ın öğretmesidir. Allah’ın kendi ilmini insanlara açmasıdır. 2/282: “ Allah’a saygılı olun. Allah size öğretiyor. Allah mutlak olan, herşeyi bilir.” Diye bu gerçeklik vurgulanır.

Son Peygamber Hz. Muhammed’e vahiy getiren “ CEBRAİL” olarak belirtilen melektir. Kur’an Cebrail’den şöye bahseder: 81/19: “ O, değerli bir elçinin Cebrail’in sözüdür.”

81/20: “ O elçi , Allah katında çok yücedir.”

53/5: “ O’nu müthiş kuvvetleri olan biri öğretti.”

53/6: “ O, üstün akıl sahibi melektir.”

26/113: “ Onu Ruhul Emin(güvenilir ruh) Cebrail indirdi.”

40/15: “ O, dereceleri yükselten Allah, buluşma gününe  karşı uyarmak için emrindeki ruhu, dilediğine indirir.”

“CEBRAİL” , HERŞEYDEN ÖNCE ALLAH’A EN YAKIN MERTEBEDEDİR. Cebrail, zat katında olduğu için müthiş kuvvetleri olan,üstün akıl sahibi, güvenilir, yanılmaz ruhtur. Burada  şu hususu da belirtmek gerekir. Allah ile yaratılmış olanlar arasındaki bağlantıyı melekler sağlamaktadır. İbni Arabi meleklerin nurdan varlıklar olduğuna işaret eder.

“Cebrail”, “ Emin Ruh” olduğu için Allah’a en yakın mertebede yani zati bir cevherdir. İslam’da sufi yolu tutanlar Cebrail’e İlahi Akıl ismini vermişlerdir. Bu bağlamda vahiy, akla yol göstermektedir. Yani ilahi akıl, beşeri, kültürel akıllara yol göstermektedir. Şu da bir gerçektir ki akıl da vahiy de aynı kaynaktandır.

Kıl öyle bir varlıktır ki içinde bulunduğu mülk aleminde, madde mahzeninde takılıp kalır, manevi gerçeklerden habersiz yaşar. Hep madde meşgul olur, hep madde ile uğraşa uğraşa madde şarhoşu  olur, tıkanır, yerinde sayar. Akıl ancak Allah’ın inayeti ve rahmeti ile kurtulabilir. İşte burada din, bir varoluş meselesi olarak insanın karşısına çıkar. Şu bir varoluş gerçeğidir. İlahi aklın ışığından faydalanırsa insan, madde mahzeninden kurtulur, manevi irtifa elde eder, dünyada yolunu şaşırıp savrulmaz. Nitekim şu ayet adeta Kur’an’ın özünü açıklayıcı mahiyettedir. 2/242: “  Allah, akıllarınızı işletmeniz için size ilkelerinin hakikatini açıklıyor.” Hep tekrarlıyoruz. Kur’an’ın amacı, aklı güçlendirmek, aklın işleyişini engelleyen tüm etkenlerden aklı kurtarmaktır. Vahiy, hem aklın önünü açar hem de aklı destekler ve onun üst boyutlara doğru açılım yapmasını sağlamaktır. Çünkü aklı gereği gibi kullanmayınca akıl murdar olur. Bu konuya şu ayetle dikkat çekilir. Yunus 100: “  Allah akıllarını kullanmayanların akıllarını murdar eder.”

Akıl, Allah katındandır. Ancak Allah’a iman eden ve iman doğrultusunda din kurallarına uygun, temiz yaşayanlarda  boyut açılımı olabilmektedir. Bu gerçeğin ilahi delilleride şu ayetlerdir. 57/28: “ Eğer Allah’a uyarsanız , size rahmetinden iki ayırdedici ölçü verir. Sizin için ışığında yürüyebileceğiniz bi” NUR” yaratır, ve sizi bağışlar.” Ve 34/48: “  Allah gerçeği, mutlak bilgiyi dilediği kulunkalbine atar.”

Herşeyin hayat kaynağı olan Allah’tan uzuak yaşayanlar bu nimetten mahrum kalırlar.Peygamberlerin sırları da buradadır. Onlar, Allah’a uymuşlar, yönelmişer ve karşılığında ilahi nura gark olmuşlardır. Onlar yaşadıkları bu manevi tecrübeleri insanlara söylemişler ve kutsal metinlerin içeriği bu tecrübe bilgileridir. Onlara uyanlar nur, uymayanlar zulmete gark olmuşlardır. Sonuçta şunları söylemek mümkündür. İlahi akıl, kültürel aklı hakikat üzre dönüştürmek istemektedir. 

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden