22 Haziran 2021

Odgurmuş:  Efendim bir de ülkede her şeyi problem olarak görenler var. Bu konu hakkında neler söyleyeceksiniz? 

Ögdülmüş: Yine çok önemli bir toplumsal hastalığımız konusunu soruyorsunuz. 

Ne yazık ki toplum olarak, her şeye problem olarak bakmayı,  gelecekle ilgili felaket senaryoları üretmeyi pek severiz. 

Bu konuyu o kadar çok konuşuruz ki bir süre sonra biz de inanırız. 

“Ülkede problem var. Problem yok. problem yakın.. Sonbaharda İlkbaharda büyük bir problem var. Yakında problem patlar. Hayır, ülke güllük gülistanlık.” 

Vs. vs. 

İnsan düşünmeden edemiyor. Bu problem denen şey, nasıl bir nesnedir ki de onun hakkında hem vardır, hem de yoktur diyenler bulunabiliyor. 

Bizim bildiğimiz, bir şey varsa vardır, yoksa yoktur. 

Bir şey yarı var, yarı yok olur mu? Bu eşyanın tabiatına aykırıdır. 

Eğer problem varsa, kendinden başka bir şeye izin vermez. 

Problem varsa, bunun belirtileri olur. Bu belirtilere göre herkes problemin var olduğunu ayan beyan görür. 

Ayrıca,  en yetkili ve etkili ve de Devletlû ağızlar hep birden problem türküsü söylemeye başlarlar. 

Hatta muhalefet, iş dünyası ve sendikalarla birlikte problem korosuna katılırlar. 

İşçiler problemin şiddetini artırmak için! Yangına körükle giderek eylem yaparlar, iş bırakırlar, grev yaparlar, sokaklara dökülürler, sloganlar atarlar, yetkilileri sorumluları ve hükümeti istifaya davet ederler. (sanki yetkililer veya hükümet istifa ederse problem hemen çözülüverir). 

Basınımızın ve televizyonlarımızın köşelerine çöreklenmiş olan küçüklü büyüklü ve de anlı şanlı yazar-çizer-bozarlarımız yeni yeni teoriler üretirler, problem konusunda insanları uyarmak yerine o zamanki yöneticileri suçlama yolunu seçerler, daha da olmadı halkı isyana teşvik ederler,  yapılan eylemleri kışkırtır, akıl ve yön verirler. 

Dünyanın öteki köşesinde bulunan bir başka devlette meydana gelen problemleri örnekler verir, işin vahametini artırma gayreti içine girerler. 

Yazarlarımız, yüksek perdeden ahkam keserler,  bu eylemlerden dramatik hikaye ve  masallar çıkartır bu eylemleri kutsar, eylem kargaşası içinde doğan aşklardan, bakışmalardan, tanışmalardan, evlenme tekliflerinden pembe tablolar sunarlar.. 

Olayı öylesine tatlı anlatırlar ki yaşınıza, başınıza, makamınıza, yerinize bakmadan eylemlere katılmak, sizin de oradan birisini bulup bakışma hevesiniz getirilir, siz de bakışmak ister, yeni bir romantizm yaşamak istersiniz. 

Hatta Yazar-çizer-bozarlarımız eylem sırasında yollara kurulan barikatlar arkasında doğan aşkları, senaryo haline getirir dizi filmler bile yaparlar, Anadolu insanı da onları televizyonda gözyaşları arasında seyrederler. 

Ve hatta problem varsa etkili ve yetkililer çeşitli reçeteler üretir ve bu reçeteleri halka sunarlar. 

Genellikle acı olan bu reçeteleri halkın kullanması, ara vermemesi istenir, beklenir. 

Hatta halktan büyük fedakârlıklar beklenir, kemerlerin sıkılması, elektriklerin söndürülmesi, israfın önlenmesi, ekmeklerin çöpe atılmaması istenir. 

Bu acı reçetelere halk uydurulmaya çalışılırken, yöneticiler genelde reçeteyi kullanmazlar ve problem yokmuş gibi davranırlar. 

Odgurmuş: Efendim bir de “problem var ama örtülü problem” diyenler var bu nasıl oluyor, problemin örtülüsü olur mu? 

Ögdülmüş: Bunlar da problem korosuna başka bir yaklaşımla katılırlar. Problem var ama örtülüdür diyenlere göre ise problem, tıpkı derin devlet gibi derinden ve dipten hareket eden problem dalgasını öyle herkes göremez. Onu işin erbabı bilir, görür anlar demek istemektedirler. 

Örtülüdür ve dolayısı ile problemi sade vatandaşlar göremezler işi ancak erbabı ve problem çözücülerin yanı sıra her şeyi bilen, her konudan anlayan, her konunun uzmanı “gazetecilerimiz köşe yazarlarımız” görebilir-anlayabilirler. 

Onlara göre; problem etrafta görünmeyebilir ve kendini fazla hissettirmeyebilir.  Ama olsun. Problem var deniliyorsa vardır,  örtülü deniyorsa örtülüdür. 

Kardeşim bu problem tüm diğer problemlere benzemez, bu başka bir problem. 

Bir de bütün bunlara ilaveten problem tellalları vardır. Onların tek işi problem tellallığı yapmaktır.  

Sol ve sağ fikir hareketlerinin fanatik taraftarları da bu koroya gönüllü olarak katılırlar. 

Onlar için problem olup olmaması önemli değildir.  Tellallık önemlidir. Bu tellallar problem olmasını beklemeden, çığırtkanlığa başlarlar.  Yoksa bile, varmış gibi davranırlar,  her olumsuz durumu problemin bir belirtisi olarak takdim ederler. 

Esasında periyodik ve potansiyel olarak her sene ve her senenin, hem baharında, hem de sonbaharında mutlaka problem vardır. 

Bunlar için problem olması ya da olmaması çok da önemli değildir. Önemli olan problem konusunu dile getirip karşı olduklarımıza yüklenmek ve eleştirmektir. 

Odgurmuş: Bu problem tellallığı bir nevi hastalık mıdır? Eğer hastalıksa biz bu hastalığa dünden yakalanmış görünüyoruz.  

Ögdülmüş: Evet problem tellallığı-üreticiliği bir hastalıktır ve bu hastalığa büyük çoğunluğumuz da yakalanmış görünüyor. Muhalefet ve eleştiri de bir nevi hastalıktır ve bu bize batı’dan geçti.  Batı karşısında uğradığımız mağlubiyetler bizi batıyı incelemeye, onlar nasıl yapıyorlar demeye ve giderek de batı penceresinden kendimize bakmaya yöneltti. 

Batı bize, “gerisiniz, az gelişmişsiniz, hantalsınız, iyi eğitim kurumlarınız yok vs. vs.”  diyerek eleştiriyordu.  Bunun üzerine biz de kendimizi hadsiz hudutsuz eleştirmeye başladık. Yerli yersiz kendi kendimize muhalefet ettik,  eleştirdik.  Eleştirdiğimiz konular doğru mu, yanlış mı bakmadık. Problemin kaynağına inmeden, neler yapabiliriz demedik. Eleştirinin yanı sıra başladık problem tellallığına. 

Onlar kendi orta çağlarına karanlık dedi,  biz de en parlak çağlarımız olan ortaçağ aydınlığımıza karanlık dedik. Madem batıya yönelmiştik, o halde batının ve batılının her dediği doğruydu. 

Sonra sol girdi devreye.  Sol düşünce zaten baştan sona eleştiri, tenkit ve ardından da her şeyin kötüye gittiği ile sonuçlanan problem tellallığı idi. Bu hastalık onlardan çok bizi problem sardı.  Biz de başladık onlar gibi her şeyi her durumu eleştirmeye, problem tellallığı yapmaya. Onların gözüyle meselelerimize bakmaya. 

Bizim kendi bakış açımız, kendimize has görüşlerimiz bırakıldı ve unutuldu. Biz, biz olmaktan çıktık. 

Bir insan kendisi olmayınca, başkası gibi oluyor. Dünyada meydana gelen tüm medeniyetler, “kendi kendisi” olan milletler tarafından meydana getirilmiştir. Selçuklu ve Osmanlı medeniyetini de “kendine özgü olması” meydana getirmiştir. Onlar başkalarını taklit etmemişler, başkalarına benzememişler, başkaları gibi olmamışlardır. Başkalarının penceresinden kendilerine bakmamışlar. 

Büyük medeniyetler kuran atalarımız ne kimseyi ne de kendi kendilerini hadsiz hudutsuz tenkid etmemişlerdi.  

Bizim bu tenkid hastalığı ve felaket tellallığını bırakıp, bu yolla bir yere varamayacağımız artık anlamamız gerekir. 

Özellikle ve genellikle tüm okumuşlarımızda görülen, sağcısı, solcusu, ülkücüsü, tüm toplumu saran bu tenkit, eleştiri hastalığı ve problem tellallığından kurtulmalı, kendimize dönmeliyiz. Birbirimizi tenkid yerine ileriye doğru bakmalıyız. 

Odgurmuş: Bu eleştiri hastalığının ve problem tellallığının yanı sıra, bir de batıda üretilen ve Türk Milletinin aleyhine olan yayınlara çok önem veriyoruz. 

Ögdülmüş: Toplum olarak eleştiri hastalığına ve akabinde problem tellallığına yakalanmışız demiştik. Kendimizi eleştirirken batılılar da sağ olsunlar(!) bize malzeme vermekte çok cömert davranıyorlar. Sadece yurt dışında Türk Milletinin aleyhine olacak şekilde yapılan yayınlara değil, yurt dışıyla irtibatlı yerli batıcıların da aleyhimize olan eleştiri ve olumsuzluklarına da çok itibar ediyoruz. 

Avrupa’da ABD’de yapılan bir açıklama veya bir gazetede çıkan bir yorum,  eğer Türk Milletinin aleyhine,  ya da muhalifi olduğumuz mevcut iktidarın aleyhine ise hemen sarılıp bunu paylaşıyor, Ülkede iyi gitmediğini iddia ettikleri gidişat için çok önemli bir delil bulmuş gibi sarılıveriyor problem tellallığına soyunuveriyoruz. 

“Bak biz demedik mi?”  edasıyla,  “Ülkenin iyiye doğru gitmediğini Avrupalılar bile tespit etmişler.  Biz bunu uzun zamandır zaten söylüyorduk”.  Vs. diyorlar. Kendi olumsuzluk ve tenkitlerine önemli bir delil-kaynak bulmuş gibi seviniyoruz. 

Odgurmuş: Bir de büyüklerimizin özlü sözleri ve atasözlerimiz meselesi var. 

Ögdülmüş: Ülkemizin aleyhine de olabilecek bu konular yalnız, yabancı devlet adamları ve yabancı basının dedikleri ile kalsa yine iyi. 

Ülke gidişatı ve mevcut yönetimin beğenilmeyen yönleri ile ilgili olabileceklerini düşündüğümüz;  Ayet, Hadis, Özlü söz,  büyüklerin sözleri de bu anlamda kullanılıyor.  Atatürk'ten,  Mehmet Akif’ten,  Mevlana’dan,  aslı astarı olmayan çoğu uydurma ve onlara ait olduğu bilinmeyen sözlerin altına bu insanların imzalarını atarak yayınlıyor ve diğer insanlar gibi biz de bunları düşünmeden paylaşıyorlar. 

Bir Türk büyüğünün seneler ve hatta asırlar önce söylemiş olduğu bir sözü,  sanki bu gün için söylenmiş gibi karşımızda bulunan guruba yakıştırıyor,  onları ikaz etmek hizaya getirmek için kullanıyoruz. 

Özellikle sosyal medyada siyasi muarızlarımızı alt etmek,  geriletmek,  propaganda üstünlüğünü sağlamak amacı ile muarızlarımız aleyhinde olabilecek kim bir söz söylese,  ima etse,  bir konuşma yapsa,  bir yazı yayınlasa hemen “mal bulmuş mağribi” gibi sarılıyor, manşete taşıyoruz. 

Türkiye ve Hükümet aleyhine ABD de bir senatör konuşma yapsa,  Avrupa’da bir yetkili bir takım şeyler söylese bunu,  doğru mudur,  eğrimidir,  ne amaçla hangi ortamda söylenmiş demiyor.   Bu konuşmayı yapan,  yazıyı yayınlayan kişi Türk dostu mudur, Türk düşmanı mıdır araştırıp sormuyoruz,  ya da hangi ortamda,  hangi şartlarda bu sözler söylenmiş dikkate almıyoruz. 

Konuşulan konu,  muhalifi olduğumuz parti veya görüşün aleyhine olabilecek, ama bu konuşma Türkiye devletinin de aleyhine gelecek şekilde olsa,  buna dikkat etmeden paylaşıyoruz. 

Olaylara aklıselimle yaklaşmak yerine siyasi hırs ve mülahazalarla yaklaşıyoruz. Dolayısı ile söylenmemesi gereken sözleri sarf ediyor, yayınlanmaması gereken şeyleri ise yayınlıyoruz. 

Esasında muhalif olmak bir “şartlı refleks” olarak hareket etmek değil, vatanın ve milletin menfaatleri doğrultusunda çözümler üretebilmek ve alternatif olmaktır.        

İdealist insan,  şahsiyet sahibi olduğu için her türlü haksızlığa ve şahsiyetsizliğe muhalif insandır,  ancak bu muhalefet körü körüne ve her şeye karşı olmak değil; zulme, zillete, cehâlete, atâlete, adâvete, gaflete, sû-i niyete, dalâlete,  ihânete, cinâyete, sefâlete, sefâhate, enâniyete ve her türlü deniyete muhalif olmaktır.  

Haddinden fazla şiddet gibi, beyhûde nefret de, lüzumsuz uzlet de gayedeki hikmeti yok eder

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden