29 Temmuz 2021
 

İki ayı aşkın süredir her hafta sonu yayımladığı videolarla gündemde olan, 2016 yılında halkın (!) oylarıyla “yılın iş adamı” seçilen, bugün kibar bir ifadeyle “organize suç örgütü lideri” olarak takdim edilen, mafya lideri Sedat Peker 9. Videosunda Demirören’in Doğan Medya Grubunu alırken Ziraat Bankası'ndan 750 milyon dolar kredi aldığını ancak bugüne kadar ne ara paradan ne de faizinden herhangi bir ödeme yapmadığını iddia etti.

Videoyu seyrederken; “Bunları bir mafya liderinden mi öğrenmeliydik. Muhalefet partileri ne işe yarar? Ya yolsuzlukla mücadele iddiasındaki STK’lar?” diye düşündüm…

Ama haksızlık etmişim. Peker’in iddiasının ardından CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi, 1 yıl önce aynı konuyu soru önergesiyle sorduğunu ancak yanıt alamadığını açıkladı. Berat Albayrak tarafından CHP'li vekile verilen cevapta "5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun "Sırların saklanması" başlıklı 73. maddesi kapsamında banka ve müşteri sırrı olduğu mütalaa edildiğinden paylaşılması mümkün bulunmamaktadır" denilmiş.

TBMM internet sitesinde yaptığım araştırmada konunun yalnız Ali Haydar Hakverdi tarafından gündeme getirilmediğini, Demirören grubunun Ziraat Bankasından aldığı krediler ile ilgili olarak çeşitli milletvekillerinin Hazine Bakanlığına  muhatap soru önergeleri verdiklerini tespit ettim.… 

Bu soru önergelerine verilen, daha doğrusu verilmeyen cevapların metinleri de o kadar farklı ki. Bazılarında bilgiler “Bankacılık sırrı” olduğu belirtilerek bildirilmesinin mümkün olmadığı söylenmesine karşılık, bazılarında “işlemlerin mevzuata uygun olarak yürütüldüğü” belirtilmekle yetinilmiş, bazılarına verilen cevapta ise “sorduğunuz soruların cevapları bu linkte bulunmaktadır” şeklinde “….. yılı kamu işletmeleri raporu”nun link adresleri verilmektedir. Oysa o raporlarda sorulan sorularla ilgili tek bir bilgi bile yer almamaktadır. Bakanlık bu cevapla TBMM Başkanlığını da suçlamaktadır. Zira TBMM İçtüzüğünün 97. Maddesinde, “Aşağıdaki sorular Başkanlıkça kabul edilmez: a) Başka bir kaynaktan kolayca öğrenilmesi mümkün olan konular……” hükmü yer almaktadır. Berat Albayrak imzasıyla verilen cevaplarla, soruları cevaplayarak geçiştirmesi bir yana “Sorunun cevabının açık bir kaynaktan kolayca öğrenileceğini” ifade etmekte, dolayısıyla TBMM Başkanlığını gerekli kontrolü yapmadan soru önergelerini Bakanlığa göndermekle itham etmektedir…

Biz hukuk metinlerini çok tartışan bir toplumuz. Özellikle 1970’li yıllardan bu yana Anayasa’yı tartışırız… Zaman zaman kanunları ve alt mevzuatı tartışırız… Ama asıl tartışmamız gereken hukuki metinlerin ne ölçüde tatbik edildiğidir… “Anayasa bir defa delinmekle bir şey olmaz”, “Kanunsa kanun, Allah’ın emri mi?”, “Kanunlar ihlal edilmesi için çıkarılır” bazı ünlü siyasetçilerimizin hafızalarımızda yer eden sözleri. Hukukun tatbik edilmediği, insanların önemli bir bölümünün evrensel hukuka inanmadığı bir ülkede hukuki metinlerde ne yazdığı ne kadar önemli olabilir ki?

Anayasamızda TBMM’nin denetim yöntemlerinden birisi olarak “Soru Önergesi” sayılmış, TBMM İçtüzüğü de bunun yöntemi belirlenmiştir. İlgili bakanlıklar, soru önergesini cevaplandırmıyor, cevaplamamak için mazeretler üretiyor ve doğru bilgi vermiyorsa Anayasa’mızda denetim yöntemi olarak “Soru Önergesi” yer alsa ne olur? Yer almasa ne olur?

Hazine Bakanlığı, Demirören Grubunun aldığı kredilerle ilgili cevap vermemek için “Bankacılık Sırrı” gerekçesine sığınmakta aslında haklılar. “Bankacılık Sırrı” çok önemli. Cumhuriyet Savcıları Sedat Peker hakkında iddianame düzenlerken “Banka sırrını açıklayarak Bankacılık Kanununa Muhalefet” iddiası ile de mahkûmiyetini talep edebilirler. “Olur mu” demeyin.  Olur !. Çünkü ben aynı suçlamayla yargılandım…

Nasıl mı?

2000 Yılında DENETDE (Devlet Denetim Elemanları Derneği) Genel Başkanı idim. Bir yaz akşamı, dernekte önemli bir kamu bankası genel müdürünün konuk olduğu televizyon programını seyrediyorduk. Genel Müdür, batık kredilerden kaynaklanan “Görev Zararı” olmadığını iddia edince; program yöneticisine muhatap bir faks mesajı yazıp, O bankanın kamuoyuna intikal etmiş batık kredilerini sıraladık. Ayrıca, O banka ile ilgili bazı yolsuzluk iddialarını da ilave ederek bunları sormasını program yöneticisinden talep ettik. Televizyon programında, ilettiğimiz sorular sorulmadı. Ancak, program yöneticisi çektiğimiz faksı Genel Müdüre iletmiş. Bunun üzerine banka, Cumhuriyet Savcılığına faksta imzalarımız bulunduğu için benim ve Genel Sekreterimiz Atılay ERGÜVEN hakkında “Dernekler Kanununa muhalefet” ve “Banka Sırlarını İfşa” ettiğimiz iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.  Bu olay, kamuoyunda yankı buldu. Muhalefet partilerinin milletvekilleri destek ziyaretlerine geldiler. Ankara Barosu, bizleri savunmak için avukat görevlendirdi. Dernekler ile ilgili suçlara bakan Savcı bizi gayet iyi karşıladı, bir Denetim Derneğinin yolsuzluklarla mücadele etmesinin asli görevi olduğunu, bir suç işlemediğimizi söyledi. Biz de en azından suçlamanın “Dernekler Kanununa Muhalefet” bölümünden kurtulduğumuza inanarak “Yaşasın Adalet” dedik. Diğer savcı 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun “Sırların Saklanması” konulu 73. Maddesini ihlal ettiğimiz gerekçesiyle iddianame düzenledi.

03.Nisan.2001 Günü, “Bankalar Kanununa Muhalefet”ten Asliye Ceza Mahkemesinde yargılandık. Mahkeme salonuna girerken mahkemenin takipsizlik veya beraat kararı vereceğinden emindik. Mahkeme, “Bankalar Kanunu”na muhalefet suçlarının “Ağır Ceza” mahkemesinin görev alanına girdiğini belirterek, görevsizlik kararı verdi. Mahkemeden çıkarken şaşkınlık içindeydik, kamuoyuna mal olmuş, gazetelerde yer almış haberleri sorduk diye “Banka Sırlarını İfşa” ile suçlanarak ağır ceza mahkemesinde yargılanacaktık. Üstelik sorduğumuz sorular muhatabına yöneltilmemişti. Banka personeli olmayan, hatta O bankada mevduatı olmayan bizler nasıl bir bankanın sırrına vakıf olabilir ve onu ifşa edebilirdik?

Ağır Ceza Mahkemesinde hâkimin karşısında ayağa kalkınca kendimi çok aciz hissettim. Çok yüksek bir kürsüden, bize yüksekten bakan bir yargıç karşısında, şaşkınlık içindeydim. Ayağa kalktığımda, gayri ihtiyari ellerimi arkadan birbirine bağlamışım. Mübaşirin, “ellerini indir” diyerek ellerime sopa ile vurması, şaşkınlığımı daha da artırdı. İçimde fırtınalar esiyordu. Adalet sistemini ciddi olarak orada sorgulamaya başladım. 13.Eylül.2001 günü gerçekleşen, rahmetli Kamer Genç ile Mehmet Elkatmış’ın da bize destek vermek için katıldıkları o duruşmada beraat ettik.

Biz beraat ettik, ama bizi şikâyet eden banka genel müdürü birkaç yıl sonra usulsüz kredi verdiği için yargılandı ve mahkûm oldu.

Evet, eski Türkiye’nin çok eksikleri vardı. Ama yolsuzluklara karşı durabilen STK’lar ve kamuoyu vardı. Yolsuzluk yapan başbakan yeğenlerini, banka genel müdürlerini yargılayabilen ve mahkûm edebilen mahkemeler, yolsuzluk şüphesi olan bakanları yüce divana sevk edebilen parlamentolar vardı.. 

“Banka Sırrı” derken “Yüce Divan”a nasıl geldik anlamadım. Özetle, “Banka Sırrı” önemlidir… Çünkü önemli yolsuzlukları perdelemekte kullanılan bir savunma kalkanıdır…

Şaka değil, bizim hukukçuların yaklaşımıyla Sedat Peker “Bankacılık sırrını ifşa etmek suretiyle Bankalar Kanuna muhalefet” suçundan mahkûm olursa şaşırmayın. Amerikalı ünlü gangster All Copone de “Vergi Kaçakçılığı”ndan mahkûm olmamış mıydı? 

 

 

Bu kategorideki Makalelerden