25 Haziran 2022

kirmizilar.com

 

 

 

 

 

 

 

 

Evimizin içi “bizim” ama denizler, ormanlar, nehirler, göller,  “bizim değil”, dolayısıyla da evimizin içini temiz tutmak bizim açımızdan önemli, ancak bir adım ötesi bizim olmadığı için “devletin” sorunu haline geliyor. Devletler "ekosistemleri" tüzel bir varlık olarak kabul etmeye başladı. Bireylerden kaynaklanan çevre sorunları esas problemin ilk ve nispeten daha kolay çözülebilir ayağını oluşturuyor. Hükümetlerin karşılaştığı maddi problem atıkların doğaya bırakılmadan işlemden geçirilip doğanın üstesinden gelebileceği bir forma sokulmasının ciddi bir maddi sorun oluşturması noktasında ortaya çıkıyor. İklim değişimi finansmanı için sınırda karbon düzenlemesi ve fonların daha çok artırılması gerekiyor. Paris anlaşmasında devletler verdikleri sözleri tutmuyor. İklim değişimini yaratan küresel şirketler ve denizleri, gölleri, nehirleri kirleten iş adamları politikacıları çok kolay etkisi altına alıyor. 2050 de sıfır karbon hedefine ulaşmak güçleşiyor. Dünya evimizdir diyen tüm sivil toplum kuruluşları; denizler bizimdir. ormanlar bizimdir. Nehirler bizimdir, diyerek sürdürülebilir yaşam felsefesini yaşama geçiriyor. Ekosentrik etik yaklaşımı, ekolojik hukukun kaynağıdır. Devletlere ekolojik hukuk için dünya da ki tüm sivil toplum kuruluşlarının baskı yapıyor. GREENWASHING yapan şirketlere karşı; ekosistemlerin yaşam hakkını hukuki olarak savunan tüm sivil toplum kuruluşları, küresel bir organizasyona dönüştüğünde mahkemelerde şirketleri ve hükümetleri mahkum ettirebiliyor. Global"to moving from ego to eco" için hareket geçiyor Avrupa Birliği yeşil mutabakat KANUNLARI ile. Sürdürülebilir yaşam felsefesi iklim değişimini önler, biyoçeşitliliği yaşatır, denizleri, gölleri, ormanları korur. Döngüsel ekonomi eylem planı; AB yeşil mutabakatı çok kritik bir adım. TİM, TUSİAD, TOBB gibi sivil toplum kuruluşları sürdürülebilir kalkınma amaçlarına göre yeniden yapılanıyor. Zaman azalıyor. Papa iklim değişimi için "nuh tufanı geliyor "dedi. Bari Papa’yı dinleyin AB li ve ABD li politikacılar... Bizim ise özümüze dönmemiz gerek, nehirlere, göllere, derelere, ormanlara saygı ile yaklaşan, doğa ile içe içe yaşayan korkut ata nın boylarını, soylarını okumamız gerek. Marmara deniz hıyarının sesini duymamız gerek.

Deniz dibinden hüzün dolu bir kare. 

Müsilajdan kurtulmak için boş bir Pina kabuğuna tırmanmış bir deniz hıyarı. 

Gördüğüm 30 deniz hıyarının 20'si benzer şekilde bir yerlere tırmanmış. 

Nereye kaçacaklar?” 

diye yazmış Prof.Dr. M. Sarı Marmara denizine dalarak çektiği aşağıda ki link de göreceğiniz fotografın altına.

https://twitter.com/mustafasari_van/status/1399783559456604163

Kendimi Marmara denizinde yaşayan bir deniz hıyarı gibi hissediyorum, Barış Manço’nun kendimi hıyar gibi hissediyorum diyen şarkısında olduğu gibi. 

Deniz hıyarı diliyle anlatacağım olup bileni Hollanda ve Fransa da ki doğa hakkını savunan insanlara. Çünkü onlar doğa varlıklarını ekolojik tüzel bir varlık olarak kabul edip, dava açıp kazandılar.   *(Suzanne Götze-Spiegel- das ist erst der anfang-)

“Ekolojik borç daha fazla büyümeden bugün biz Marmara deniz hıyarları için dava açabilirsiniz. Yaklaşık 10 bin yıl önce bir göl olan Karadeniz, suyun yükselmesi ve kırılmalarla Akdeniz ile Marmara'dan birleştiğini gördüm. Bir taraftan Karadeniz'den besin yüklü sular Marmara'ya hücum ediyordu.  Marmara'nın 25 metre altında oksijenin tükendiği hassas bir dengeyi yaratıyordu, bozdunuz doğanın dengesini siz insancıklar. Marmara Denizi'ne herhangi bir dönemde fazladan herhangi bir organik yüklemesi yaparsanız, bu durumdadeniz içerisindeki tek hücreli canlılar hızla üremeye başlıyorlar, oksijeni tüketiyorlar. Bu basit doğa gerçeğini bile bilmiyor sizin o büyük kurumlarını yöneten yöneticileriniz. Bu gerçekleri söyleyen prf. M.SARI gibi bilim adamlarını dinlemediniz, raporlarını okumadınız.  O yüzden kıyıya vuran yeşil, pembe, kırmızı renkteki canlılar yani algler oluyor. Bu canlılar da denizdeki oksijeni tamamen tüketmeye başlıyorlar. İstanbul'daki suların ortalama yüzde 70 kadarı su hiç arıtmadan geçmiyor,  sadece ön arıtma denilen tesislerde yalnızca bir ızgaradan geçiyorlar, ondan sonra da Marmara'ya deşarj ediliyorlar. Ben Marmara denizi hıyarı tüm bunları gördüm ve Hollanda, Fransa’da doğayı varlık olarak kabul eden EKOLOJİK OKUR YAZARLARA vekâlet verdim. Shell ve Fransa hükümetine karşı dava açabilen ekolojik okuryazarlar, yeşil yakalar Marmara denizinde yaşayan deniz HIYARI resmine bakarak hareke geçebilir diye düşünüyorum, kutuplarda bir deri kemik kalmış kutup ayısı kadar yaşam hakkım yok mu benim.  Ben Marmara denizı hıyarı olarak çöpçülük yapıyorum burada, asırlardır. Kirliliği yiyerek beslenirim, tek başıma günde 350 kilogram, yılda 120 ton kumu ağır metallerden arındırıyorum ve Oksijen sağlayan deniz çayırlarını temizliyorum, deniz suyunu süzen pinaları temizliyorum. Ama beni satıyorsunuz,150 dolara. Çünkü, Uzakdoğu lüx mutfağında Çin’li, Japon,  Koreliler beni afrodizyak etkimden dolayı yiyiyor ve Marmara denizini öldürüyor. Marmara denizinin öldürmesinden Çinliler de, Japonlarda Korelilerde Türkler kadar suçludur. Ekolojik okur yazar değilsiniz, Marmara Denizini foseptik çukura döndürdünüz, Young  Friends of the earth Hollanda ve Fransa sesimi duyar mı? Shell e karşı açtığınız dava gibi Çinli, Japon, Koreli restoranlar zincirlerine dava açar mısınız? Marmara denizinin ölümünün suç ortakları olduğu için. Fransız ekolojik okur yazarlara sesleniyorum Fransız hükümetine dava açtığınız gibi AB ye dava açar mısınız Marmara denizini korumadıkları için… Türklere söyleyeceğim tek şey Tuva dostu olmaları ve özlerine dönmeleri, onlar bir zamanlar denize, nehirlere, ormanlara, o kadar saygılı idi ki…

Ekolojik borç gelecek kuşaklar için artıyor, zekice yol var diyor Susanne Götze. Ben Marmara denizi hıyarı Susanne Götze’nin bizi kurtarmasını bekliyorum, burada…

Elimizde zekice bir yol daha var: Hukukçular geçmiş senelerde devletler hukuku doğrultusunda imzalanan Paris Anlaşması’nın ulusal hükümetlere karşı açılan davalarda işe yarayıp yaramayacağını ayrıntılı bir şekilde araştırdı. Ayrıca son zamanlarda iklime dayalı davaların ardı arkası gelmiyor. Belki de bu şekilde Birleşmiş Milletlerin Kâğıttan Kaplanı gerçek bir otorite haline gelebilir.”*

*Susanne Götze’nin 12.12.2020 tarihli, SPIEGEL Wissenschaft internet sayfasında yayınlanmış, ‘’Das ist erst der Anfang’’ başlıklı yazısından alınmıştır.

Cahit GÜNAYDIN – Friends of Tuva.

Yazar Hakkında:

Cahit GÜNAYDIN

Yazarın diğer makalelerinden: