1 Aralık 2021

Kainatın yaratılış tarihi din ile başlamıştır. Varoluşla ilgili tek ve kesin kaynak dindir. Her şey din merkezinde hareket etmiştir. Din varoluşun tarihidir. (Abdülkadir İnaltekin’den alıntı)

Varoluş tarihi, din ile başladığına göre in karşısındaki insan davranış, tutum ve tavırlarının ortaya çıkması da bu tarih kapsamındadır.

İnsanoğlu vahiy karşısında yedi tavır sergilemiş ve böylece yadi sınıf ortaya çıkmıştır. Kur3an bu davranışları ( kateogorileri) "kâfir”, “ münafık”, “ müşrik”, “ müslüm”, “ mümin”, “ takva” ve “ behayim” olarak bizzat kendi isimlendirmiştir. Bütün semavi kitapların ana mesajı Allah’ın mutlak anlamda bir olduğu ve O’nda başka ilah olmadığı yönündedir.

14/52: “ Bu Kur’an, insanlara bir tebliğdir. İnsanlar onunla uyarılsınlar, O’nun tek tanrı olduğunu bilsinler diye gönderildi.”

21/25: “ Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki, onlara “ Benden başka tanrı yoktur, bana kulluk edin!” diye vahyetmiş olmayalım.”

Bu ayetler, vahyin özüne vugu yapmaktadır. Her Peygamber, Allah’ın bir ve tek mutlak varlık oluşunu ve sadece O’na kulluk edileceğini döne döne açıklamıştır.

Vahiy karşısında üç önemli olumsuz tavır vardır.  Bunların içerisinde en önemli olanı da Kur’an’ın “kâfir” olarak nitelendirdiği tutum ve davranışlardır. Bu  makalede “ kafir “ kateogorisine girenlerin özelliklerini sayıp dökmeyeceğiz. Sadece insan ilahi kelam karşısında niçin “kâfir” tavrı gösterir? Sorusunu açıklamaya çalışacağız.

“Kâfir”sıfat olarak Arapça bir kelimedir. Etimolojik olarak “Küfür” ve “Küfran” kelimelerinden türetilmiştir. “Kâfir” sözcüğünün kendisinin semantik kateogorisinde önem bir inanç öğesinin olduğunu inkar etmenin imkanı yoktur.

Kur’an kafir sıfatını kendisi karşısındaki belli kateogorideki insantutum ve tavırlarını niteleyerek koymuştur. Kur’an’da “ kafir” sözcüğü doğrudan yüze yakın ayetin içinde geçmektedir. “Kâfir” sözcüğü, İngilizcedeki “misbeliever” sözcüğüne karşılık gelmektedir. Batı dillerinde de aşağı yukarı aynı anlamda kullanılmaktadır.

Kafir sözcüğünün içeriğinde bir inanç öğesi bulunduğunu söyledik. Bu inanç öğesi “hakk” olana değil hakk’a karşı olana inançtır. Hakk olan vahyin içeriğinde açıklanan hakikat bilgileridir.

Kur’an bu konuyu şöyle açıklamaktadır. 31/30: “Allah hakk’tır. O’ndan başkaları batıldır...”  25/1: “ Alemlere uyarıcı olması için kuluna Furkan’ı indiren Allah pek yücedir.”

Bu nedenle “kafir” gerçeğe, hakk olana karşı duran, gerçek olmayan olanların yanında olanlardır. Nitekim 6/122 ayette  geçen ifadelere göre “kafir” henüz anlama ve kavramada geri olan anlamına gelir ki, insanı kafir sıfatına iten cehaletttir.

İslam dini konusunda ciddi araştırmalar yapan Japon Bilim adamı Toshihiko Izutsu kafir kavramı konusunda şunları söylemiştir: “... Şu bilinen hadiste de bu gerçeğe atıfta bulunulur. “Allah, nur ve karanlıklardan yetmişbin perdenin arkasına gizlenmiştir.”  Sadece perdeleri idrak edip onların ötesindeki Allah’ı göremeyen, idrak edemeyen bu tip insanlar ilahiyat açısından açıkca ve doğrudan “kâfir" olanlardır. Bu perdeler arkasındaki Allah’ın varlığını en azından müphem bir şekilde bilenler genel manada "mümin” ve “muvahhid” olanlardır.  Fakat bunlar kemalden yoksun muvahhidlerdir...” (İzutsu, İslam’da Varlık Düşüncesi)

Kafir olanların ilk tavırları, ilahi hakikatleri tebliği eden Peygamberlere karşı du rmaları ve iman etmemeleridir. İlahi vahiy, insanın akıl ve mantık yoluyla elde edebileceği bilgiler değildir. Akıl kapsamına sığabilecek bilgiler değildir. Bu nedenle bu bilgilere iman zorunludur.

Kur’an vahye karşı iman edilmesini ister. Çünkü hidayet yolu ancak açılıyor. İnkar eden kimselere hidayet yolu daha başlangıçta kapanmıştır. Burada şu soru akla geliyor. İnsanın iman değil de inkarı tercih etmesinin nedenleri ne olabilir? Diye düşündüğümüzde karşımıza şu ayetler çıkmaktadır. 67/26: “Mutlak bilgi Allah’ın yanındadır.” 53/30: “Onlarn erişebilecekleri bilgilerin sınırları bunlardır. Bundan ötesine akılları ermez.” 

48/83: “Elçiler onlara açık deliller getirdiğinde, kendi bildikleri beşeri bilgilere dayanıp, sevinip, övündüler. Peygamberlerin getirdikleri bilgilere değer vermediler, onlarla alay ettiler.”

İnsanın bilgi alanında en büyük sorunu kendi bildikleri sınırlı bilgilere takılıp kalması ve idrak edemediklerini inkar etmesidir. İnsanın böyle bir manevi hastalığı vardır. Kavrayamadığı şeyleri inkar ederek kendini sınırlar. Küfre düşen insanların halleri bu yüzdendir. Yani bildiklerine aldanması ötelere açılamamasıdır.

Din alanında yaşanan sorunların kaynağı buradan kaynaklanır. Allah, kendine iman etmeyenlerin yolunu açmaz. İşte ayetler.

16/104: “Allah ayetlerine inanmayanları doğru yola iletmez.”

22/54: “Allah, inananları doğru yola iletir.”

2/264: “Allah, kafirleri doğru yola iletmez.”

16/108: “İşte Allah kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimseler bunlardır.”

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden