25 Eylül 2021

 

             Okuma, okuduğunu hazmetme ve yazma işlerini topluca terk edeli beri, desteksiz atış tâlimleri gırla gidiyor. 

            Bir ansiklopedide, Fuzûlî hakkında:

“Türkçe şiirlerde İkinci Ali Şîr Nevâî denmeye lâyıktır.”

tarzında, garîb ve yerini bulmayan bir cümle kurulmuş.

            Burada, sâhası şiir olan bir derecelendirme yapılıyor ve Ali Şîr Nevâî birincilik, Fuzûlî de ikincilik kürsüsüne çıkarılıyor.

            İstanbul’da 1983 yılında yayımlanan bir ansiklopedinin[1] Fuzûlî maddesini okurken – ne yalan söyleyeyim – önce İslâm adına üzüldüm. Zîrâ Ali Şîr’in de, Fuzûlî’nin de birbirinin gölgesine ihtiyâcı yok. Bunların ikisi de, ayrı vâdilerin söz sultânı olmuş.

            Türk edebiyâtında, Ali Şîr-i Sânî, yâni İkinci Ali Şîr yakıştırmasıyla anılan bir isim var, ama bu Fuzûlî değil,

            1554 yılında, Kaanûnî’nin fermânıyla Hind Denizi Seferi’ne çıkan Seydî Ali Reis, âniden kopan bir fırtına Türk gemilerini Hindistan kıyılarına atınca, sağ kalan levendlerini serbest bırakarak, isteyenlerin kendisiyle İstanbul’a dönebileceğini bildirmiştir.

            Elli kadar askerinin başına geçip iki buçuk yıl süren bir mâcera sonunda, yürüyerek İstanbul’a varan, Pâdişâh’ın Edirne’de olduğunu öğrenince de, ayağının tozu ile Er Meydânı’na, yâni ki, Edirne’ye geçen Seydî Ali Reis, daha gençlik döneminde Galatalı Kâtib mahlâsıyla yazan iyi bir şâirdi.

            Bu, mihnetli, ama çok renkli yolculuk esnâsında; Çağatay ülkesinde, yâni, bugünkü Özbekistan’da bir müddet kalan Seydî Ali Reis, bu Türk şîvesini hemen kavrayıp, Ali Şîr’i andıran manzûmeler yazmıştır. Çağatay Türkleri, bu Nevâî kokulu mısrâların sâhibine, hiç çekinmeden Ali Şîr-i Sânî deyivermişlerdir.

            Ali Şîr’e, Fuzûlî’ye ve Seydî Ali Reis’e; Türkçenin üç nâdîde gülüne selâm olsun…

 

[1] Abdüllâtif Uyan, İslâm Meşhûrları Ansiklopedisi, Berekât Yayınevi, İstanbul 1983, s. 839.

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden