25 Eylül 2021

16. yüzyılın sonlarında Rusya’da bir Ortodoks patrikliği kurulmuştu. Bu dinî otorite gücünü kullanarak, Osmanlı tebaası Slavları devamlı tahrîk eden Çar Deli Petro, Prut Seferi öncesinde, Karadağlılara hitâben şunları söylüyordu:

“Ey Karadağlılar!

Bizim emelimiz, hemen bu sene[1] zarfında, Türklerin tehdîdâtına karşı harbe girişmek; bâdehu, Osmanlı Ülkesi’ne girip, Ortodoks Hristiyanları idâre-i zâlimâneden tahlîs etmektir. … Bizim en büyük arzûmuz, sizi Türklerden kurtarmak, kiliseleri tezyîn, Hristiyanlığı yükseltmektir.”[2]

Karadağ, Deli Petro’nun Prut’ta kıstırılmasından günümüze kadar kaybettiğimiz toprakların belki en küçüğüdür. Daha nice kıt’a büyüklüğündeki vatan diyârını, tamâmı bize âit ihmâl, zâfiyet ve hamâkat yüzünden, arka arkaya, Karadağ mizansenine benzeyen senaryolarla elimizden çıkardık.

Önce tek başına Rusya’nın kışkırttığı Osmanlı Hristiyanlarını, ilerleyen yıllarda düzineye yakın Avrupa devleti: 

“Arkanızda biz varız!”

diyerek cesâretlendirdi. 

Osmanlı Cihân Devleti’nin son nefesini vermeye hazırlandığı hengâmda, âsî tebaa içinde, Arnavut ve Arap gibi Müslüman unsurlar da yer almıştı. Yâni, devletin gücü yerde sürünmeye başlayınca, din birliği de işe yaramıyordu. Başta İngiliz’in, onun ardından da Yahûdî’nin bol keseden dağıttığı altınlar, asırlardır Türk’ün temin ettiği huzûr ve sükûna, nankörlük yarışı başlatmıştı.

Ne Balkanlarda, ne Kafkasya’da, ne de Orta Doğu’da dağıttığımız vatan köşeleri; düşmanın hîlesi, propagandası, tahrîki, yalanı, dolanı yüzünden kaybedilmiştir. Elbette, bunlar söz konusudur, ama aynı hâriçden gazel okuma fasılları, Malazgird Zaferi’ni tâkib eden ilk günden îtibâren icrâya yeltenilmişti. Hiçbiri yeni değildi. Bizim üst üste kazandığımız zaferler silsilesinin mazrûfunda, dâimâ bir Haçlı ittifâkı yer almıştır.

Deli Petro’nun, Karadağ’a arka çıktığı günlerde, Türk Devleti’nin ilk ciddî hezîmet andlaşması olan Karlofça’nın üzerinden henüz 12 yıl geçmişti. Rusya’ya Azak Kalesi’ni verdiğimiz bu meş’ûm netîce, böylesine kısa bir sürede, Rus Çarı’nı nasıl heveslendirmiş ve kocaman idealler peşine düşürmüştü? Sorunun cevâbında da, yine bize mahsûs eksi notlar bulunmaktadır.

Bir def’a şunu peşînen kabûl etmeli ki, zafer de, mağlûbiyet de, yükseliş de, tereddî de bir milletin kendi duruşu sâyesinde elde edilir. Kazançlara ve yükselişe tapu çıkarıp, felâketlere dışarıdan adresler vermek, yeni sıkıntılara dâvetiye göndermek demektir. Ne yazık ki, biz Türk milleti olarak,  sonuncusunu tercîh edegeldik. Hâlâ gereken ibret dersini almadığımız, bugünkü fotoğrafımızdan anlaşılıyor.

 

[1] 1711.

[2] Ahmed Bedevî Kuran, Osmanlı İmparatorluğu’nda İnkılâb Haraketleri ve Millî Mücâdele, İstanbul, 1956, s. 3.

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden