29 Temmuz 2021

 

Evet efendim. Hem de ne âlâ bir gönül! Can havliyle ne yaptığını, neyi kırıp incittiğini bilmeyen hakirin kusuruna bakmayın n'olur.

Üzerime beni sokmak için gelen ve ona vurarak uzaklaştırdığım şu bal arısı da gönül... Bu taptaze yapraklar, o rengârenk güzelim çiçekler hep birer gönül. Üzerime konan ve beni birçok defa bunaltan sinekler de öyle... Dağlar gönül, bu gökyüzü gönül... Ağaçların hışırdayan yaprakları da gönül. Alarga, serçe, cillik ve bazılarının ismini bilmediğim ve nefis sesleriyle gökkubbeyi dolduran kuşlar, hemen önümde devâsâ hâliyle yücelen ıhlamur ağacı, köyün semalarını bezeyen cevizler, bir yeşil deniz gibi her yeri sarmalayan uçsuz bucaksız fındık bahçeleri, bahçesinde çalışan köylü, otları temizleyen işçi hepsi ama hepsi birer gönül hakikatte...

Elbette bu hakikatin mahiyetini şimdi pek bilemem. Dört yanımı çevreleyen gönlün bin bir hâlinin bana neler söylemek istediğini belki anlayamam... Fakat efendim, kırıp incittiğimin bir dal parçası, elimdeki şeyle kovduğumun bir arı, ezip öldürdüğümün sinek ve şimdi bu satırları yazarken yanıma konan kuşun serçeden başka olarak kocaman bir gönül olduğunu duyar gibi olurum.

Bunu unuttuğum zamanlar lütfen bana kızmayınız efendim. Malûmı âlîniz... İnsan nisyanla malûl... Ben dahi her dâim böyleyim. Öfkem geçince ve dahi kırık bir gönlün muhakemesini edince bin bir pişmanlıkla içime yönelirim. Ezik bir hâl ile kendime neler söylemez, neler demem! Kırılan bir gönlü tamir etmeye yetmeyeceğini bile bile bu vicdan azabı bende durmaksızın devam eder. Bazen incittiklerimden özür diler, kendimi affettirmek isterim. Çoğu zaman başaramam efendim. İnsanların yüzleri bir duvar gibi karşımda dikilir. Kırıp dökmek zor, yapmak çok zormuş bunu bilirim. Hele insanların bağışlaması, Tanrı'nın affetmesinden daha müşkül gibime gelir. Çünkü "O affedicidir ve affetmeyi sever..." Halbuki gönlünü incittiklerimin neyi daha çok sevdiklerini nasıl bilebilirim! O zaman da içime yönelir, bir kırık gönlün yükünü hafifletmek ister gibi kederimi kendi kendime yaşarım.

Buna dağlar, buna gökyüzü, buna kuşlar şahittir efendim. Çünkü onların azıcık bile olsa gönlünü almışlığım vardır zaman zaman. Onlar da belki bu yüzden bu fakiri severler diye düşünür, bunu ümit ederim. Dağın taşın gönlünün olduğunu ben dahi onlarla beraber duymak isterim. Onlara şarkılar, türküler, güzel sözler söylerim. Bunlar kâfî geldi mi bilmem fakat içimde onların hasretini ve sevgisini beni kuşatmış hâlleriyle bulurum.

Çok söze ne hacet! Siz böyle deyince ürperdim, üzüldüm ve bunları yazma ihtiyacı duydum. Sizinkisi gönül hem de ne âlâ gönül...

Bilgeliği hasretle arayan, fakat yaşamakta bin bir müşkülat yaşayan, kırıp incittiği gönüllerin önünde hüzün ve pişmanlıkla perişan hâllere düşen bu hakirin suçunu bağışlamalarını her şeyden ve herkesten niyaz ederim efendim.

Bu kategorideki Makalelerden