29 Temmuz 2021

Duvarın “nem” tarafından yıkıldığını ifâde eden nefis atasözümüz, bu tesbîtiyle birlikte, “nem”e fırsat verilmemesi lâzım geldiğini de satır arasında iletiyor. “Nem”in, duvarda hasâra yol açması için, duvarın programlı bakımının yapılmamış olması, yâni ihmâl ve vazîfede kusûr gibi, menfî durumlar bahis konusudur. Burada da, kabâhat, aslâ “nem”in değildir. Çünkü nem, zayıf duvarları yıkar ve bu, onun tabiî şiârıdır, tıpkı düşman gibi. Düşman da, dost bilinmediği için, bu sıfatla anılmaktadır. Düşmanlık, onun tabiatındandır. Mühim olan, neme ve düşmana fırsat vermeyecek sağlamlıkta bir duvar, yâni devlet yapısı örebilmek, bunu ilelebed muhâfaza edebilmektir.

Deli Petro, Karadağ’ı yüreklendirip üzerimize sıçratırken, önce din istismârı yapıyordu. Sonra buna dil ve kültür başlıkları eklendi. Ulaşılan toplamdan, evvelâ muhtâriyet, sonra da müstakil devlet şablonu çıkarıldı. Aynı formül, Osmanlı topraklarının tamâmında tekrâr tekrâr kaynatıldı, her seferinde, biz biraz daha küçüldük. Duvarımızı, neme karşı duracak sağlamlıkta tutamadık, sızan yerlerini onaramadık. Hâlbuki Deli Petro’nun iştâh stajına başladığı ândan günümüze kadar, bize hep, açılımları onarma, tımar etme, ıslâh demek olan, topuna da yenilik sıfatı kondurulan hacâlet hareketleri yaptırıldı. Vücûdumuzun her bir uzvunu oynattıkça; devlet yapımız, yâni duvarımız daha bir nemlenmeye, daha bir dökülmeye yüz tutuyordu. Fâtih Sultan Mehmed, İstanbul’u fethettiğinde; doğudan, batıdan Türk Hükümdârı ve Devleti’ne alenî düşmanlığını ilân eden ülkelerin sayısı, bir insanın el ve ayak parmaklarından fazla idi. Üstelik bu düşman topluluğu içinde Karamanoğlu ve Akkoyunlu gibi soydaş, hattâ akrabâ olanları da vardı. Yine bu adâvet ehlinin arasında, Venedik adında, Dünyâ’nın en büyük deniz gücüne sâhip devleti yer alıyordu. Alman, Fransız, İngiliz, Macar, Leh, Papalık, Ceneviz vs.nin ilâvesiyle bütün bir Avrupa ile Anadolu’daki, İran’daki bizim düşmanlar, Yeni Çağ’ın Mûcidi’ni bir kaşık suda boğmanın plânlarını yapıyorlardı.

1453-1481 yılları arasına sığdırdığı Fâtih yıldızının ışıklarını etrâfa saça saça, attığı her adımda arzı titrete titrete yol alan Sultan Mehmed Hân, ecel şerbetini içtiğinde, tekmil düşmanlarını tesbîh ipine geçirmiş bulunuyordu. Dolayısıyla, yaşanan fâciâları düşmana hamletmek, Türk’ün karakterine uygun düşmez. Fâtih Sultan Mehmed, anılan karakter yapısının en klâsik misâlidir. Fâtih’e lâyık olmanın en mühim şartı, lâf kalabalıkları ile nutuk atmak değil, devlet binâsını, yâni duvarı sağlam tutmaktır.

Millet; dün, bugün ve yarına âit müşterek duyguları, bu duygulara dayanan tavırları, yönelişleri olan topluluğun adıdır. Millet, dil ve inanç berâberliğinin süslediği ortak bir kültürü benimsemiş, onu yaşatmak için gelecek plânları yapmıştır. Millet, yaşadıklarından çıkardığı birtakım ibret hisseleriyle, yaşayacaklarına istikaamet verir. Millet, içine düşürülmek istenen tuzak ve pusuları, o kendine mahsûs hiss-i kable’l vukuu ile hemen anlar, hiç vakit kaybetmeden gerekli tedbîrleri alır. Millet, millî tesânüdünü bozacak şer plânlarını, daha başında fark eder, aslâ bu gibi oyunlara gelmez. Millet, vatanı ile kaaim olduğunu bildiğinden, onun mukaddes toprağını, kanının son damlasına kadar korur, parçalanmaması için elinden gelen her şeyi yapar. Millet, devletini de aynı azîz pâyeye yükseltmiştir, devletsiz yaşamanın sıkıntılarını tecrübe ile öğrenmiştir. Bahsedilen millet, şâyet Türk milleti ise, sayılan hassâsiyetleri daha yüksek râkımlara çıkarmak, daha büyük sayılarla çarpmak lâzımdır.

Her sâhada olduğu gibi, dinî mes’elelerde de, bilen insanı bulamadığımız için, önüne gelenin fetvâ verdiği bir hengâme yaşıyoruz. İslâm’ın özünden çok uzaklarda, şeklî bakışın da en rahatsız edicisini başımıza tâc yapmanın keffâretini ödüyoruz. Vıcık vıcık bir din istismârı, bütün insânî hasletlerimizi borsaya koyuyor.

Dinî husûslardaki bu muazzam boşluk, maalesef öteki millî bakış noktalarımızı da dumûra uğratmış bulunuyor. Vatan, millet, bayrak, âile kudsiyeti ve mahremiyeti gibi, daha da çoğaltılabilecek mefhûmlar, epeyidir semtimize uğramıyor. 

Türk milletinin, târîh boyunca karşı karşıya geldiği pek çok hâile, kayıtlara girmiştir. Er veyâ geç, bu büyük millet, kendi üzerine girişilen kasıt seferlerini boşa çıkarmıştır. Uyuyan devin uyanması yakındır..

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden