25 Eylül 2021

 

Rahmetli babaannemle harmana serili fındıkları dartamıda (Darı tamı. İçine daha çok mısır konan küçük yapılar.) beklediğimiz o çocukluk günlerimde bin bir çeşit kokunun dimağıma verdiği sarhoşluk yüzünden çok erken yaşlarda konu üzerinde düşünmeye başlamıştım. Düşündüm düşünmesine fakat mevzuya dâir ne konuştum ne de bir satır yazı yazabildim. Çünkü o, elle tutulur gözle görülür bir şey olmadığı gibi kokunun insanda uyandırdığı hisler nevi şahsına münhasır intibalar yumağı demektir. Buna rağmen dimağıma derhal tesir eden güzel ve beni derin düşüncelere sevk eden kokular üzerinde kafa yormadan edemezdim.

Acaba koku nasıl bir şeydi?

Dartamıların raflarında bulunan konserve şişelerinin, pekmezlerin, turşuların, fındıktan arta kalan çuval vb. eşyanın, tahtaların o kendine has rayihası, tarım aletleri ve bütün bunlardan yükselen çeşit çeşit koku çocuk muhayyilemi âdeta besler, doyurur ve çıldırtırdı. Üstelik tahtaların arasından gelen dışarıya ait gecenin ağır ve tesirli kokuları da bu merakımı daha çok besler, daha çok tahrik ederdi.

Çürümüş meyvelerin, ağaçların, fındığın, toprağın ve derenin getirdiği şeylerle karmakarışık bir hâle bürünen bu kokular bende çok güçlü bir hatıra duygusu meydana getirmiştir. Yağmurla ıslanan, güneşle kuruyan fakat zamanla çürüyen ahşap evin tahtalarının kokusunu içine çeke çeke büyüyen çocuklardık biz. Erik yerken, elma toplarken, ırmağın serin sularında balık tutarken, fındık toplarken bu kokuların kendilerine has rayihası içimize durmaksızın işlerdi.

Irmakta elimizin altında ezilen yosunun, tuttuğumuz balığın ve taşın başka başka fakat ağır, bununla beraber insanı asla rahatsız etmeyen ıslak kokuları vardı. Bütün bunlar bir araya geliyor ve ırmağa dâir hatıralarımızı yapıyordu. Elbette bunu da yıllar geçtikçe fark edecektik.

Hele artık köyde pek görünmeyen mısırların kokuları vardı bir kere... Yaprağı ayrı, koçanı ayrı, püskülü ayrı kokan mısırlar...  Bir de köyde bulunduğunuz mekânların kokusu vardı. Çeşmenin, bahçelerin, evlerin ayrı ayrı ve hep bir şahsiyeti haber veren kokuları... Meselâ mektep dediğimiz yaz Kuran kurslarında caminin üst katının halılarının o kendine has kokusu beni hâlâ çocukluğun saf neşesini yudum yudum içtiğimiz o günlere götürmektedir.

Gecelerin ise kendilerine has ve daha yoğun kokuları vardı. Akşam olduğunda koku, apayrı bir âlem demekti köyde. Hele yaz gecelerinin meyve, yaprak, ağaç gövdesi, dere, yağmur suyu, toprak ve daha bilmediğim pek çok karışımdan meydana gelen ve insan ruhunu hemen kuşatan kokusu vardı. Gece sadece sesleri çok iyi algılamamızı sağlamıyordu. O ayrıca gün ışığı ile beraber dağılan ve göğe yükselen kokuları da bir araya topluyor ve gündüz fark edemediğimiz hisleri bu karışım içerisinde duymamızı da sağlıyordu.

Yıllar sonra fark ettim ki, bu müthiş kokular hatıraları muhafaza eden kodlardı. Gurbette veya memleketimde bir sebeple onlardan herhangi birini duyar duymaz derhal çocukluğumu ve ilk gençliğimi dolduran hatıralarım bir şimşek hızıyla gözümde canlanırdı. Bu muhteşem bir duygudur. Tıpkı ses gibi kokunun da zamana meydan okuyan bir gücünün olduğunu böylece anlamıştım.

Bütün bir hayatiyetin olduğu kadar bunca kokunun da kaynağı topraktır. Yağmurla beraber yerden yükselen kokunun aslında bin bir rayihanın özü olduğunu anlamak güç değildir. Islak toprak her türlü hayatiyetin müjdecisi olduğu kadar bu ele avuca sığmaz ve hiçbir tarife girmez kokuların da yurdudur. Bu sebeple köyüme gittiğim ve yine uzak yakın gurbet demlerine uzanmak için oradan ayrılacağım vakit avuçlarımı toprakla doldurur ve onun kokusunu derin derin içime çekerim. Ciğerlerim, zihnim, kalbim ve ruhum sadece çocukluğuma değil kadim zamanlara uzanan bir hayatiyetle de dolup taşar.

Görülen o ki, bu satırlarda biz kokuyu tarif edemedik. Bunun farkındayım. Çünkü koku haddi zatında sıfatlarıyla bilinir. Hayatın bu en sadık mazi yadigârının tam anlaşıldığını ve anlaşılacağını da zannetmiyorum. Onu şahsiyetinin bütün çizgileriyle anlamak ve anlatmak imkânsızdır. Fakat, kokunun hatıraları çok canlı şekilde koruduğunu ve geçmişi bugüne getirdiğini, kokuyla beraber zaman mevhumunun aradan bir an bile olsa çekildiğini söylemek gerekir. Bence duyular içerisinde duygularımıza en yakın ve bizi iç âlemimize çağıran hislerimiz içinde onun apayrı bir yeri vardır.

Bu kategorideki Makalelerden