25 Eylül 2021
Afganistan tarih boyunca coğrafi konumu ve Orta Asya’dan kıtanın güneyine ve batısına geçiş güzergahının ana merkezi olmasından dolayı jeopolitik önemi çok yüksek bir bölge olmuştur. Ülkenin kuzeyindeki nüfusun çoğunluğunu Özbekler, Türkmenler Kırgızlar ve Tacikler oluşturur. Ayrıca Moğol soyunsan oldukları söylenen Türkiye’ye yakınlık besledikleri bilinen Hazaralar var. Burası Uluğ Türkistan’ın devamı olan “Güney Türkistan”dır ve ortaçağda başta Gazneliler olmak üzere bölgede kurulan bazı Türk devletlerine ev sahipliği işlevi yapmıştır. Sovyetlerin çekilmesinden sonra ülkede başlayan ve halen devam eden iç çatışmalarda, asırlardır burada yaşamakta olan Türkler, varlıklarını koruyabilmek için General Raşit Dostum’un liderliğinde otuz yıldır mücadele ediyorlar.Türkiye, Raşit Dostum’a ve direniş hareketine elinden geldiği kadar yardımcı olmaya, destek vermeye çalıştı. Ancak aralarındaki bizip mücadelesin aşmak bu güne kadar mükün olamadı, Sovyetlerin çekilmesi den sonra Kabil’de kurulan hükümetler , bu grupların varlığından rahatsız olduklarından , siyasi imkanı vermekten kaçındılar.
 
2001 yılında teröristlerin, başta New York’taki İkiz Kuleler olmak üzere, ABD’nin bazı stratejik merkezlerine düzenledikleri hava saldırıları şok etkisi yaptı, üç binden fazla insan hayatını kaybetti. Amerikalıların ülkelerinde ciddi bir terör olayı yaşanmayacağına olan güvenleri yıkılıverdi. ABD olayın Afganistan’da Usame bin Ladin’in lideri olduğu cihadist El Kaide terör örgütü tarafından düzenlendiğini ilan etti; cezalandırmak maksadıyla harekete geçti.
 
Afganistan’da iktidarda Taliban (Talebeler) grubu bulunuyordu. Çoğunluğunu Peştun’ların (Afganlıların) oluşturduğu ve Pakistan’daki medreselerde eğitim gören Taliban, radikal İslamcı ve cihatçı bir harekettir. Yönetimlerine “Afganistan İslam Emirliği” adını vermişlerdir. İktidarları döneminde El Kaide ile doğrudan bağlantıları olmasa da, ülkede barınmalarına itiraz etmediler. ABD, onlardan Usame bin Ladin ve örgütünün diğer yöneticilerinin yakalanıp kendilerine teslim edilmesi isteğine uymadılar .Konuyu incelettikleri 1500 kadar dini ulemanın bu talebi uygun bulmadıklarını öne sürdüler. ABD bunun üzerine savaş açtı; Afganistan’a girerek Taliban yönetimini devirdi. Ülkede “güven ve istikrarın sağlanacağını, çağdaş yönetim hukuk yapısına sahip demokratik bir Afganistan inşa edileceğini” ilan etti. Afganistan’ı Taliban ve El Kaide’den temizlemek için 23 NATO ülkesinin de aralarında olduğu 49 ülkenin askeri ve idari personel vererek katıldığı NATO komutasında “Uluslararası Güvenlik ve Destek Gücü” (ISAF) oluşturuldu. Yoğun hava bombardımanları karşısında hedef olmak istemeyen Taliban güneye, Pakistan tarafına geçerek gizlendi. Türkiye başından itibaren ISAF’ta yer aldı. Beş yüz kişilik bir askeri birlik göndererek Kabil‘deki Hamit Karzai Havaalanının güvenliğini ve bakımını üstlendi. 
ABD. WİETNAM’DAN SONRA AFGNİSTAN’DAN KAÇIYOR
ABD, ISAF bünyesinde 90 bini kendi askeri olmak üzere en modern silahlarla donattığı 130 bin kişilik bir ordu kurdu. Ayrıca Afgan merkezi hükümetinin 300 bine yakın askerini de silahlandırıp eğitti. Bütün bu çabalarının ABD Hazinesi’ne maliyeti bir trilyon (dokuz yüz milyar) dolara yaklaşıyor. Ayrıca 2500 askeri öldü; ISAF’ın ve Afgan ordusunun kaybının 64 bin olduğu ifade ediliyor. Çok büyük maddi, askeri ve insani kayıplar pahasına 20 yıl boyunca yürütülen mücadelede bugünkü tablo şunu gösteriyor:
 
1) ABD’nin Taliban’a karşı savaşı kaybettiğini kabulleniyor; geride siyasi, idari ve ekonomik enkaz haline gelen bir ülke bırakarak panik halinde hızla çekilip bu ağır yükten kurtulmaya çalışıyor.
 
2) 300 bin kişilik Afgan ordusu, 60 bin civarında olduğu tahmin edilen ve gerillacı savaş yöntemini kullanan Taliban’ın askeri gücüne karşı koyamıyor. Ülkenin belli sayıdaki illerin dışında kalan en az yüzde yetmişlik alana Taliban egemen olmuş durumda. Afgan ordusu başkent Kabil’e ve kuzeye doğru adım adım ilerleyen Taliban’ı durduramıyor. Bazı askerler kaçarak Tacikistan’a sığınıyor.
 
3) Taliban mevcut Afganistan İslam Devleti’ni tanımıyor; onu yıkarak Afgan İslam Emirliği adıyla kendi düzenini kuracağını defalarca açıkladı. Doha’da Amerikalı yetkililerle yürütülen görüşmeler sonrası imzalanan anlaşma metninde bunu resmen kayıtlara geçirtti. Washington ‘un buna rıza göstermesi iktidardaki Kabil hükümetinin itibarını doğal olarak sarsmıştır
 
4) Afganistan bürokrasisinde ve ekonomik, politik kuruluşlarda büyük bir panik havası yaşanıyor. Taliban’ın cezalandırma konusunda acımasız olduğu bilindiğinden on binlerce insan ülkeden kaçıp kurtulmaya çalışıyor. Bunların çoğunun güzergahı İran üzerinden Türkiye; İran yönetimi ülkelerinde kalmamaları şartıyla Türkiye’ye geçmelerine izin veriyor.
 
5) Türkiye halen on yıl önce Suriye sınırında yaşandığı gibi giderek çoğalan yeni bir sığınmacı dalgasıyla karşı karşıya. İki yıl önce sınıra duvar çekilerek bu sorunun çözümleneceği açıklanmıştı. Ancak halen engellemek bir yana olaya adeta seyirci kalınıyor. Son üç yılda buradan Türkiye’ye. yaklaşık 500 bin kişinin geçtiği biliniyor Bir o kadar da kayıtlarda belirtilmeyenler var. Yani ülkemizde halen bir milyondan fazla Afganlı yaşıyor. Afganistan ve İran hattında büyük paraların döndüğü konunun, sektörel bir rant pazarına dönüştürüldüğü , binlerce kişinin bu organizasyonlarda yer aldığı görülüyor.
 
6) Afganlılar ülkemizde düşük ücrete razı olduklarından, başta çobanlık olmak üzere bazı işlerde özellikle tercih ediliyor. Türkiye‘nin demografik ve kültürel yapısı, yerleşip kalmakta kararlı olan, güneyinden ve doğusundan akıp gelen milyonlarca sığınmacının baskısı altında sarsılıyor.Afganistan’dan Türkiye gelişler Sovyet ‘lerin ülkeyi işgalinden sonra başlamıştı ; ancak o dönemde gelenlerin hem sayısı azdı hem de çoğu Özbek ve Kırgız’lardan oluşuyordu , Bu nedenle ülkemize kolaylıkla intibak edip belli kırsal alanlara yerleştirildiler Erciş’e gelen Kırgız Türklerinin kurduğu “Ulupamir” köyü bölgenin halen en güvenli ve huzurlu yeridir . Fakat üç yıldan beri Afganistan’da iç çatışmaların yoğunlaşması, Taliban korkusu ve ekonomik sıkıntıların artması nedeniyle gelenlerin kimliği büyük ölçüde değişti. Ülkelerini terk etmekte kararlı onbinlerce Afgan , ülkemizdeki ekonomik ve sosyal şartların daha elverişli olması, önceden gelenlerin iş bulup çalıştıklarının bilinmesi , Müslüman bir ülke olması gibi nedenlerle Türkiye’ye gelmek istiyor. İki ülke arasındaki 2500 mm’ye yakın mesafeyi genellikle yürüyerek aşıyorlar . Bunlara İran’da yol oyunca Bengladeş ve Pakistanlılar da katılınca sayıları binlere ulaşıyor. Türkiye sınırını iyi bilen organizatörler , kişi başına 400 dolar civarında ücret karşılığında geçmelerini sağlıyorlar, otobüslere TIR’lara doldurup Anadolu’ya taşıyorlar Afganistan’da önümüzdeki aylarda şartlar muhtemelen daha da kötüleşeceğinden , bu göç dalgaları. daha büyüyen dalgalar halinde devam edecektir .
 
Bu durum, olayın özellikle Arap Baharı’ndan sonra ortaya çıkan ve Türkiye’yi de Avrupa’yı da etkileyen “sığınmacılar” sorunundan daha farklı bir boyuta kaydığını gösteriyor Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani, yaşanabilecek bir iç savaşta on milyon vatandaşının göç etmek zorunda kalacağını ifade etti .Bu rakamın daha az olmadı durumunda bile , İran üzerinden gelecek milyonlarca sığınmacı ülkemize geçmeye çalışacaktır Bazıları Suriyelilerin yaptığı gibi Avrupa’’ya geçmeye çalışsa bile çoğu Anadolu’dan başka gidebileceği yer bulamayacaktır . Türkiye’nin bunların oluşturacağı demografik , ekonomik , sosyal ve kültürel baskıların atından kalkması mümkün değildir . 3 ve 4.cü asırlarda Avrupa’da yaşanan ve tarihte “Kavimler göçü”diye anılan kitlesel yer değişiklikleri kıtanın siyasal, kültürel ve toplumsal yapısına deprem etkisi yaptı . Döneminin en modern ve gelişmiş devleti olan Roma bu baskıların altında ezildi . Birkaç milyon Afgan Türkiye ‘ye gelecek olursa akıbetimiz Roma’nınkinden farklı olmaz Çünkü Türk halkının eğitim , kültür ve bilgi düzeyi, gelecek olanlardan yüksek sosyal yaşantısı çok farklıdır. Okuma yazma bile bilmeyen , çobanlıktan başka iş becerisi olmayan , büyük çoğunluğunu gençlerin oluşturacağı bu yığınların topluma intibakı mümkün olmaz . Bir anda altından kalkamayacağımız ekonomik sosyal ve kriminal sorunlarla karşıya kalırız.
 
Ufukta beliren bu felaketi önlemek için vakit geçirmeden önlemler almaya başlamalıyız . Öngörüsüzlüğün, aymazlığın nelere mal olduğunu Suriye konusunda yaşadık Yetkililer olayların başladığı ilk aylarda sınırda kurduğumuz birkaç sığınmacı kampının fazlasıyla yeterli olacağından emindi ;hatta bunların boş kalacağından endişe ediyorlardı. Dışişleri Bakanımız yüzbin kişiyi ağırlamaya hazır olduğumuzu söyleyip övünüyordu ; sonuç ortada . Bu defaki sorunun boyutunun çok daha farklı olacağını göremediğimiz takdirde meseleyi “ muhacir -ensar ” benzetmesiyle kapatamayız . Türkiye Cumhuriyeti bayrağını , Cumhurbaşkanlığı forsundaki tarihe mal olan 16 Türk devletin bayrakları arasına koyma tehlikesinin bulunduğunu düşünmek bile acı veriyor. Bununaşırı bir korku,hatta paranoya olarak nitendirip sınır hattındaki rutin zabıta önlemleriyle yetinirsek tarihi bir faciaya zemin hazırlamış oluruz .
 
7) Afganistan’daki gelişmeler ortadayken Türkiye’nin Kabil Havaalanı’nın güvenliğini ve bakımını finansal, lojistik ve siyasal desteklerin sağlanması şartıyla üstlenmek istemesi, uygulamaya geçilmesi durumunda muhtemelen bizi büyük sıkıntılarla karşı karşıya bırakacaktır. Çünkü Amerikan’ın askeri desteği olmadan iktidardaki hükümetin uzun süre direnmesi mümkün değildir. Taliban sözcülerinin dünkü açıklamaları Kabil’de kalmamız halinde nelerle karşılaşacağımızı ortaya koyuyor.
 
8) Taliban diplomatik bir dille uyarıyor. Türkiye’nin çok güçlü bir devlet olduğunu, çok eskilere dayanan siyasal, kültürel tarihi dostluk ilişkilerimizin bulunduğunu vurguluyor; tarafların temsilcileri arasında yapılan görüşmelerde havaalanı konusunda rızalarının olmadığı bir adım atılmayacağını ifade edildiği hatırlatılıyor. Ama kalmaya karar verilmesi durumunda Türkiye’yi de “işgalci güç” kategorisinde sayacaklarını belirtiyor.
 
9) Kabil uluslararası hava alanı neden Türkiye’nin meselesi olarak görülüyor? ABD ve NATO buranın Taliban’ın eline geçmesini göze alırken Türkiye’nin bu riski üstlenmeye gönüllü olmasının makul bir gerekçesi var mı? Bu adımı atarak, başta S-400’ler meselesi olmak üzere ABD ile aramızdaki sorunların çözümüne kapı açılacağını düşünüyorsak bu hesap tutmaz. Washington‘dan sırtımızı sıvazlayan mesajlar almakla kalırız. Kararımızda ısrarcı oluğumuz takdirde Suriye’de olduğu gibi yapayalnız kalırız; ülkenin yönetimine çok geçmeden el koyacak olan, uluslararası alanda Afganistan’ın meşru yönetimi olarak tanınacak Taliban ile savaşmayı göze alacak mıyız ? Sovyetler Birliği’nin ve ABD‘nin ağır yenilgilere uğradığı böylesine bir gayye kuyusuna düşersek , buradan çıkmak Suriye’dekinden bile çok daha zor olur.
 
10) Türkiye ABD ve AB ile ilişkilerine olumlu bir ivme kazandırmak ümidiyle bu tarz tehlikeli manevralara yönelmek yerine, bir an önce İran hududumuzda hızla büyüyen sığınmacı akınını engelleyecek etkili önlemler almaya başlamalıdır. Aksi halde doğmakta olan bu yeni “kavimler göçü” dalgalarının altında çaresiz kalır eziliriz. Bölgemizde yaşanmaya başlayan yeni “Kavimler göçü” hareketinin oluşturduğu fay hattının üzerindeyiz. Dolayısıyla konu Türkiye açısından en az PKK/YPG sorunu kadar önemli bir beka meselesidir. Siyasi polemikler ve seçim hesaplarıyla zamanımızı ve enerjimizi tüketmek yerine bu sorunun ciddiyetini görmeli, çözüm aramalıyız.

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden