1 Aralık 2021

Kesin olarak yılını hatırlamıyorum ama sanırım 1960 veya 1961 yılında Necip Fazıl Kısakürek eylül ekim aylarında bir konferans için Eskişehir’e geldi o zaman eski ticaret odası iki katlı bir bina idi. Necip Fazıl hayranları üst kattaki salonda toplanmıştı.  

Ben salona girdiğim zaman hayli kalabalık insan o salonda toplanmıştı. Bende kendime bir yer bulup oturdum. Birinci sigarası içiyordu ve sigaraların birini söndürüp birini yakıyordu. Bazen hatıralarından, bazen çektiği sıkıntılarından bahsediyordu. Üstadı bu ilk tanımamız ve ilk görüşmemiz oldu.

O sıralar yurdumuzu şehir şehir dolaşıp bir dizi konferanslar veriyordu.

1963 yılında Eskişehir’den Malatya Erhaç hava üssüne tayin oldum.

Kernek mahallesinde bir ev kiralayıp, Malatya’da hayatımı sürdürürken Terzi dükkânı olan Sait Çekmegil üstatla tanıştım. O zamanlar devlet memurlarının hafta sonu tatilleri Cumartesi 13 den Pazar günü Pazartesi sabahına kadardı.

Ben de ya Cumartesi öğleden sonra yahut Pazar günleri Sait Çekmegil’in Terzi dükkânına geder sohbet ederdik. Çoğunlukla dükkânda başka insanlar da olurdu. Kesin olarak tarihin hatırlamıyorum ama Eylül Ekim aylarından biri idi. Pazar günü dükkâna uğradığımda bana “İbrahim önümüzdeki hafta Cumartesi günü Necip Fazıl Kısakürek konferans vermek üzere Malatya’ya gelecek, Din görevlileri derneğinin salonunda konferansı dinlemeye gel.”  Dedi.

Cumartesi akşamı saat sekizde salonda idim. Daha Üstat gelmemişti ama salon tıklım tıklım dolu idi. Bir arkadaşımın yanında yer bularak oturdum.

On on beş dakika sonra Üstat coşkun bir tezahürat ve alkışlarla salona girdi sahneye çıktı. Dinleyicileri selamladıktan sonra şöyle dedi. “Konferansımızın konusu İslâm’da tasavvuf ve tarikatlardır diye başladı. İki saat müddetle Üstat dinleyicilereunutamayacakları güzel ve faydalı bilgilerle kendine hayran bıraktı. Konferans şu sözlerle bitirdi. “İslâm’a inanan tasavvuf ve tarikatlara inanmayan hoşafın suyunu içipte üzümünü yemeyen mahlûka benzer.” Diyerek konferansını noktaladı. Ertesi gün İlim yayma Cemiyeti adına Üstadın o tabiri ve benzetmesini kabul etmediklerini ihsas eden bir bildiri metni yazarak bildiri yayımladılar. Sait Çekmegil’in dükkânına saat on sularında Necip Fazıl Kısakürek gelir diye gittim. Daha gelmemişti. Sait Abi üstatlar gelecekler mi dedim. O da  “Gelirler elbet ama belki biraz geç gelebilirler zira konferanstan sonra Yeşilyurt kasabasının müftüsünün daveti üzerine Üstat, ben, astsubay İbrahim, Salih Yabacı Yeşilyurt’a gittik oradan da gecenin geç vaktinde döndük.” Dedi. Bu konuşmamızdan az zaman sonra Necip Fazıl Kısakürek selam vererek dükkâna girdi. Çaylarımız içerken dün geceden kalan bazı meseleler üzerinde konuştular. Bir ara Üstat Sait Çekmegil’e “Senin ne kadar ilmin, kaç paralık bilgin var dedikten sonra. “Bak sana bir hadis söyleyeyim.”

(Eğer acûze kadınlar gibi inanmazsanız tam iman etmiş olmazsınız)  Sait Çekmegil  (O hadis sahi değildir) diye itiraz etti. Bir müddet tartıştıktan sonra sakinleştiler. Sait Çekmegil tartışmayı çok seven bir tartışma adamıydı. O cihetle, o zamanlar Malatya’ya tayin olan entelektüel hâkim, savcı, öğretmen, onunla diyaloga girmek için onun terzi dükkânını ziyaretleri arzulanan, olması gereken bir gelenek gibiydi ben dahi işte bu sebeplerden dolayı kendisiyle tanıştım birçok sohbetlerinde bulundum, Bilgisinden düşüncelerinden istifade 

Etmek bahtiyarlığına erdim.

Bu güzel insanlarla olmanın ve onların sohbetlerinden istifade etmek hayatımın en faydalı, feyizli anları idi. Gidilir gelinmez diyara göçen bu iki güzel insana, yâri yarana, dostu ihvana, Allah rahmet eylesin. Kabirleri nur, mekânları Cennet olsun. Söz burada bitti vesselam. 

Burada Necip Fazıl’ın Mihrap dergisinde  ve muhtemelen  neşrine Hilmi Ziya vesile olmuştur. Bu “Avcı” şiirdir  “Avcı” başka bir yerde basılmamıştır ve metni şudur

AVCI

Gece ufuklardan bir av boşandı

Şeytan kanat gerdi ayın üstüne

Bu ilk genç avcının düştüğü andı

Alnında yazılı payın üstüne

İlk avcıyı çekti, durdu peşinden

Ayırdı her ikiz şeyi eşinden

Su içtiği gölün kalp ateşinden

Bir yanık kuş kondu nâyın üstüne

Bir sola çevrildi, bir sağa düştü

Göğse yerleşirken uzağa düştü

İlk avcı kurduğu tuzağa düştü

Son ok çekilince yayın üstüne

Mihrap, sayı. 2 (1 Kânun-ı evvel 1339), s. 41; sayı.4 (1 Kânun-u sâni 1340), s.121.

Necip Fazıl Kitabı

“Kalır dudaklarda şarkımız bizim.”

Zeytinburnu Belediyesi 

S E M P O Z Y U M T E B L İ Ğ L E R İ

Necip Fazıl Biyografisi

Hakkında Bazı

Yeni Tespitler ve Tashihler

ALİ BİRİNCİ

 

 

 

 

 

 

Bu kategorideki Makalelerden