26 Ekim 2021

Masallar, anlamı ve temsil ettiği değerleri geleceğe taşıyan aktif metinlerdir. Edebî metnin pasifize edilmesi ve çok edilgen bir seviyeye indirgenmesi son devirlerin bir dayatmasıdır. Sözlü kültürlerde, hâlâ yaşayan şifâhî geleneklerde, anonim ürünlerde metnin hareketi, geçişkenliği, zamana ve mekâna uyum göstermesi hâlâ belli ölçülerde izlenebilmektedir.

Aslında masal, dinamiğini günümüze taşıyan çok önemli bir edebî türdür. Ne yazık ki, onu anlamlandırmaya yönelik çalışmaların Osmanlı dönemi edebî metinlerine uygulanan yaklaşımların genelinde görüldüğü gibi metni dondurmaya ve pasifize etmeye yönelik hamleler olarak kaldığını belirtmek isteriz. Bu masalın dinamizmine özde zarar veremese de mesajın algılanmasının, içselleştirilmesinin, bilgi ve hâlin yeni kuşaklara taşınmasının büyük ölçüde önüne geçmekte ve geleneğe ve onun devamlılığına müsaade etmemektedir. Samimi ve açık olmak gerekirse masallar, şiirler, menkıbeler, efsaneler ve hatta tekerlemeler ne yazık ki hâlâ anlaşılmayı ve çözümlenmeyi beklemektedir.

Bizi bu türden düşüncelere sevk eden hususların başında masallarda zaman ve mekân kavramlarının çok işlevsel bir biçimde kullanımı gelir. Masallarda zaman ve mekân dinamiktir. Zaman, bu metinlerde çok ağır bir şekilde ama kararlı olarak geleceğe doğru bir seyir takip eder. Masallarda geçmişi ve geleceği bütünleyen bir zaman idraki söz konusudur.

Masallardaki mekân irfanî metinler açısından bakıldığında çok karakteristik bir özellik göstermektedir. Bir masal mekânı vardır. Bu mekân kahramanın yolculuğunun ve şahsiyetinin etrafında bir anlam kazanır. Kahraman yolculuğa çıkarıldığında masalın mekânı çok soyut ve silik bir özellik göstermeye başlar. En tipik örneklerine bakacak olduğumuzda bu metinlerde kahramanın karşısına çıkmayacak, ona yardım etmeyecek hiçbir şeyin ve mekânın söz konusu edilmeği çok net bir biçimde görülür. Bu sebeple masallarda zamanın ve mekânın tamı tamına kahramanın yolculuğuna anlam katmak üzere şekil aldığını görmekteyiz. Bu insanlığın tümünü ilgilendiren bir zaman ve mekân anlayışıdır. Masallara gösterilen bitmez tükenmez ilginin temelinde kanaatimce -görünüm ne kadar değişirse değişsin- insanın arayışını çok iyi resmeden bu işleyiş yatmaktadır.

Masalda en önemli husus kahramanın yolculuğudur. Fakat ondan daha öncelikli kıymete sahip olan kahramanın bizzat kendisidir. Masal kahramanı düzenin, iyiliğin kısacası kozmosun temsilcisidir. Kahraman her zaman iyidir, güzeldir. Yolculuk onun bu iyiliğini ispat etmek üzere gerçekleşir. Kozmosun karşısında ise bizzat kaos vardır. Kaos kötülük, düzensizlik demektir ve masallarda cadılarla, devlerle ve kötü insanlarla temsil edilir. Fakat kötülük haddi zatında yoktur ve masalın nihayetinde de yok olucudur. Bu yüzden kötülük ve kötüler, masallarda iyinin ve iyiliğin alternatifi değil onları ortaya çıkaran, güçlendiren işlevsel kavramlardır. İşlevini bitirince her kötülük ve her kötü ortadan kalkar veya dönüşür. Onlar artık masalın nihayetinde anılmazlar. Muradına erenler daima iyilerdir. Kötülük kaostur. Masal ise kozmosu, iyiliği, düzeni gerçekleştirmek için anlatılır.

Masallarda kahramanın yolculuğuyla birlikte zaman ve mekân belirmeye başlar. Öyle ki, bu mekân bizim içinde bulunduğumuz mekân, zaman ise içinde bulunduğumuz şimdidir. Bu gelecekte masal tekrar anlatıldığında yine böyle olacaktır. Masal geçmişte yaşanmış bitmiş herhangi bir hadiseyi değil içinde bulunduğumuz ânı da içine alan geniş bir zaman dilimi içerisinde cereyan eder. Biz biliriz ki, okuduğumuz veya dinlediğimiz sözler geçmişte anlatılmış, gelecekte de anlatılacak, okunacaktır. Bu durum bizi “ân” dediğimiz bir kavrama yaklaştırır. Kanaatim o ki, masalın bu zaman anlayışı “mutlak bir zaman” anlayışıdır. Bu metinlerin gücünün bir kaynağı da burasıdır.

“Mutlak zaman” derken insanın parçalanamayan bir ana sığdığı, zamanın bütün boyutlarını içine alan bir ânı kastediyoruz. Aslında insan biriken zaman demektir. İnsanın hareketi ve zevâli zamanın varlığını zaruri kılar. İnsan aradan çıktığında zamanın herhalde hemen hiçbir kıymeti kalmaz. Böyle düşündüğümüzde insanda zamanın bütün açılımları mevcuttur, diyebiliriz. Bununla insandaki zaman kavramının durağan değil oldukça dinamik olduğunu anlatmak istiyoruz.

Masallarda da zaman durağan değil dinamiktir. “Bir varmış bir yokmuş…”, “Evvel zaman içinde kalbur zamanda içinde…”, “Develer tellal iken pireler berber iken…” gibi masalın başlangıç formelleri donup kalmış bir geçmişi değil zamanın hareketini, bu hareketteki seyyal mânâyı dile getirmektedir.

Yine masallarda karşımıza çıkan ve en çok dikkat çeken şeylerden biri masalın sonunda takdim edilen üç elmadır. Bu üç elma aslında birer semboldür. Sembol demek dilin zamana tahakküm etmesi ve onun geçip gidenin kıyıcılığı karşısında suyun üzerine çıkması, dilin çok kırılgan, değişime açık şekil ve kelime yapısına rağmen anlamı koruması, koruyabilmesi demektir. Sembol bir dilin başarısıdır. Ne olursa olsun, nasıl karşılanırsa karşılansın sembolik bir anlatım geliştirebilmiş her dil zamana hâkim olmuş demektir. Çünkü anlam sembolün özünde muhafaza edilir. Semboller tabiatları gereği çözümlenmeyi beklerler. Her bilinmez insanı cezbettiğine göre semboller de ehli tarafından yeniden yorumlanacakları zamanları bekleyip dururlar. Başarıyla yorumlanan her sembol emaneti ehline emanet ettikten, yani görevini yerine getirdikten sonra eskimeye başlar.

Masallar sembolik metinlerdir. Ve birçoğu bugün yerli yerince bir yorumdan mahrumdur. Kimse onları tamı tamına anladığını ve çözümlediğini iddia edemez. Bu satırların yazarı da dahil… Masalların eskimemesi ve güncelliklerinden bir şey yitirmemelerinin sebeplerinden birisi de budur. Dolayısıyla bizler masalın dilini henüz çözemedik. Bu konuda yeterli bir ilginin ve bilginin olduğunu da söylemek mümkün değil. Masal, çözümlendiği güne kadar içindeki bilgeliği saklamaya devam edecektir.

Biz burada masallardaki zaman anlayışına dönmek ve zaman anlayışının onlarda oldukça dinamik olduğunu yeniden ifade etmek istiyoruz. Çünkü bizi masalı anlamaya sevk edecek durumlardan ve anahtar kavramlardan birisi zamandır. Bu durumda masalın teşekkül devri ile anlatıldığı veya okunduğu zaman arasında incelenmesi, anlaşılması gereken bir yakınlık vardır. Bu aslında masalın dinamiğidir. Masalın başka bir zaman diliminde anlatılması onun anlamının yeniden üretilmesi demektir.

Burada okunan masalla anlatılan masal arasında belirgin bir farkın oluştuğunu söylemek isteriz. Anlatılan masal, capcanlıdır ve zamanlar üstü bir güce sahiptir.  Çünkü masal insan hafızasına emanet edilir. Onlar insan hafızasında korunur, yeni dinamikler kazanır, beslenir, çeşitlenir ve nihayet geleceğe aktarılır. Yazıya geçen masal ise yazıldığı zamanla kayıtlanmıştır. Halbuki masalın gücü onun varyantlarının teşekkülünü gerekli kılar. Diyelim ki, on masalınız varsa ve bunun yanında yüz tane varyantınız oluşuyorsa bu bir dilin, türün ve kültürün başarısıdır. Çünkü masal defalarca anlatılmış, yorumlanmış, yok olmamak için dönüşmüştür. Dolayısıyla her varyant bir masal başarısıdır.

Masal anlatmaya ve içselleştirilmeye en uygun edebî türlerden olduğu gibi varyantlaşmaya da en müsait türlerin başında gelir. Bunun sebebi masalın anlatılmasıdır, dedik. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi masalın anlatılması onun yeniden üretilmesi demektir. En azından masalın anlamı için bu böyledir. Anlatılmayan masal durgunlaşır ve nihayet kısırlaşır. Meyve vermeyen ağaçlara dönüşür. Ama yine de -kayda geçsin geçmesin- her masalın bu sistem içinde önemli bir yeri vardır, denebilir.

Masalın anlatılması ve giderek varyantlaşması onun geleceğe doğru genişlediğini de ifade eder. Anonim olarak değerlendirilen, sözel kültürde yaşayan metinlerin tamamına yakını böyledir. Onlar yeniden yorumlanmak üzere geleceğe taşınırlar. Onlar anlatılmaya veya yorumlanmaya başlandığı andan itibaren içinde bulunduğumuz zamanın ürünüdür artık.

Bu durum türlerin dinamik, canlı ve nihayet mesaj taşıyıcısı olması demektir. Bunun en bariz ifadesini dinlediğimiz bir türküde veya şarkıda hissederiz. Masaldaki bilgelik, anlatıcı ve anlatım sayesinde şimdiye ve geleceğe taşınırken mûsikî formlarında bu ezgiyle yapılır ve etkileri daha belirgin ve çabuk olur. Tabir yerindeyse türkülerimiz bir bilgeliğe doğru seyrederken Türk’ün aşkını, masallar da kendini tanıyan bilge milletimizin irfanını temsil etmektedir.

Sonuç olarak masalın mantığı onun belli ve kesin hatlarla belirlenmiş bir zaman veya mekânının olmamasını zaruri kılar. Dolayısıyla bu metinlerde zaman ve mekân çok belirsiz gibi görünebilir. Ama onlar her döneme göre yeniden yorumlanmak ve anlamı yeniden üretmek üzere kurgulanmış irfânî metinlerdir.

YASİN ŞEN

Bu kategorideki Makalelerden