3 Temmuz 2022

İlig Tutup Törüg Etmiş[1]

Kül Tigin Âbidesi’nin Doğu Cephesi şu muhteşem cümlelerle başlıyor:

“Üze Kök Tengri asra Yağız Yer kılındukda ikin ara kişi oglı kılınmış. Kişi oglında üze eçüm apam Bumın Kagan, İstemi Kagan olurmuş. Olurupan Türk budunung ilin törüsin tuta birmiş, iti birmiş. Tört bulung kop yağı ermiş. Sü sülepen tört bulungdakı budunug kop almış, kop baz kılmış. Başlıgıg yükündürmüş, tizligig sökürmüş. İlgerü Kadırgan Yış’ka tegi kirü Temir Kapıg’ka tegi kondurmuş. İkin ara oksuz Kök Türk ança olurur ermiş, alp kağan ermiş. Buyrukı yime bilge ermiş erinç, alp ermiş erinç. Begleri yime budunı yime tüz ermiş. Anı üçün ilig ança tutmış erinç. İlig tutup törüg itmiş. Özi ança kergek bolmış.”

Dikkatli okunduğunda, pek çok kısmı kolayca anlaşılacak bu hârikulâde hitâbet cümlelerini günümüz Türkçesine aktardığımızda, şu cümleleri kurabiliriz:

“Üstte Mâvi Gök, altta Yağız Yer kılındıkda, ikisi arasında insan oğlu kılınmış. İnsan oğlunun üzerine ecdâdım Bumın Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini, töresini tutuvermiş, düzenleyivermiş. Dört taraf hep düşman imiş. Ordu sevk ederek dört tarafdaki milleti hep almış, hep tâbi kılmış. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş. Doğuda Kadırgan Ormanı’na kadar, batıda Demirkapı’ya kadar kondurmuş. İkisi arasında pek teşkilâtsız Kök Türk, öylece oturuyormuş. Bilgili kağan imiş, cesûr kağan imiş. Buyruğu (maiyeti) yine bilgili imiş tabiî, cesûr imiş tabiî. Beyleri de, milleti de doğru imiş. Onun için ili öylece tutmuş tabiî. İli tutup töreyi düzenlemiş. Kendisi, öylece vefât etmiş.”

Türk yazılı kültür târîhinde adına “siyâsetnâme” denilen bir eser çeşidi vardır. Siyâsetnâmelerde, devlet adamlarına devlet idâresi dersleri verilir, nasîhatler edilir. Bu kabîl dersleri ve nasîhatleri verecek kişilerin, yâni siyâsetnâme müelliflerinin, bizzat kendileri siyâset içinde pişmiş tecrübe sâhibi kimseler olması, yazılan eserin âyârını yukarıya çıkarır. Türk târîhinde, Dünyâ çapında şöhrete kavuşmuş siyâsetnâmeler yazılmıştır. Yûsuf Hâs Hâcib’in “Kutadgu Bilig”i, Nizâmülmülk’ün “Siyâsetnâme”si, Lûtfî Paşa’nın “Âsâfnâme”si, bu vâdîde akla gelen ilk eserlerdir. 

Geniş bir çerçeveden bakılınca, Orhun Âbideleri’nde yer alan metinler, siyâsetnâme târifine tıpatıp uymaktadır. Zîrâ, Orhun Âbideleri’nde, Türk Devleti’nin geçmişi, bugünü ve geleceği üzerine pek parlak huzmeler tutulmaktadır. Orhun Âbideleri, aynı zamânda, Türk soyunun en mânâlı mezâr taşlarıdır. Bu âbideler, Kök Türk Devleti’nin üç büyük ismi Bilge Kağan, Kül Tigin ve Bilge Tonyukuk adlarına dikilmişlerdir. Tonyukuk Âbidesi’nin metni de Tonyukuk’a âittir. Âbidelerin ilk dikileni Tonyukuk olduğu için, o, bizim adı bilinen ilk yazarımız olma şerefine de ulaşmıştır. Kül Tigin ve Bilge Kağan âbidelerindeki metinleri de yine bir Kök Türk tigini, yâni şehzâdesi olan Yolluğ Tigin kaleme almıştır. Dolayısıyla, Orhun Âbideleri diye bilinen bu siyâsetnâmelerin iki yazarı vardır: Tonyukuk ve Yolluğ Tigin. Bu iki uluğ Türk, Yûsuf Hâs Hâcib, Nizâmülmülk ve Lûtfî Paşa ile aynı mevkide, fakat onlara kıdem farkı atarak yer almaktadırlar.

Kül Tigin Âbidesi’nin Doğu Cephesi’nden aldığımız yukarıdaki satırlarda, Kök Türk Devleti’nin kurucusu iki kardeş, Bumın ve İstemi Kağanlar anlatılmaktadır. Bilge Kağan, Bumın Kağan’ın iki asır sonraki torunudur ve bu âbideyi, ölümü ile ülkeyi yasa boğan kardeşi Kül Tigin için diktirmiştir. Yolluğ Tigin, âbide metnini, büyük ihtimâlle Bilge Kağan’ın sözlerini taşa aktararak yazmıştır. Burada ortaya konan devlet manzarasını, târîhin her çağındaki bir Türk devleti için rahatlıkla düşünebilirsiniz. Etrâfı düşmanla çevrili, fakat gayret ve azmi ile o düşmanları alt etmeyi başarmış bir Türk devleti, târîh boyunca hiç değişmemiştir. Böyle durumlarda neler yapılması gerektiği, Bumın ve İstemi Kağanların şahıslarında, inci dânesi kelimelerle ifâde edilmiştir.

Orhun Âbideleri’ni okumayan ve ondan ibret dersleri çıkarmayan bir neslimiz var. Ne kadar esef etsek azdır…

 

[1] ilig tutup törüg etmiş: ili (ülkeyi, vatanı) tutup (koruyup) töreyi düzenlemiş.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: