16 Ocak 2022

Odgurmuş: İnsanımız ya da kısaca bizler iyi insanlar mıyız, yoksa iyi görünen insanlar mıyız? Sorusunu sorsam ne dersiniz. 

Ögdülmüş: Evet; Galip Erdem'in dediği gibi, "İyi görünmek yetmiyor, iyi olmak lazım". Galip Erdem bu sözü topyekûn Türk Milleti için değil, kendisini Milliyetçi olarak gören ve öyle takdim eden insanlar üzerinde bir tesbit yapıyor. 

Evet... 

Açıkça söylemek gerekirse; iyi insanlar olmaya çalışmak yerine iyi görünmeye çalışıyoruz gibi bir görüntü veriyoruz. İyilikten güzellikten çok sık bahsediyoruz, yüksek perdeden konuşuyor, Hoca Ahmet Yesevi’ den,  Yunus’tan, Mevlana’dan, Hacı Bektaş-ı Veli’den, atalarımızdan, onların büyüklüğünden, Milletten, Milliyetçilikten söze diyoruz, bir takım ideal konulara girdiğimiz de doğrudur. 

Özellikle de başkalarını eleştirirken en ideal erdemlerden örnekler veriyor ve eleştirdiklerimizi hizaya getirmeye çalışıyoruz.  Siyaseten katılmadığımız dindar ve mütedeyyin insanlar konusunda eleştiri getirirken kendimiz dört dörtlük ahlak abidesi gibiymiş gibi davranıyoruz. 

Ama. 

Yaşantımız itibari ile iyi olmuyoruz. İdealimizin gerektirdiği gibi yaşamıyor, davranmıyoruz. 

Konuşma sırasında söz ettiğimiz konular sadece konuşmalarda kalıyor. 

“Milli ve manevi değerlere önem veriyorum ve bu düşünceleri taşıyorum ve ben en iyi milliyetçiyim” diyen kişi bakıyorsunuz, trafikte kırmızı ışıkta geçiyor veya trafik kurallarını hiçe sayarak hareket ediyor. 

Ankara’da, herhangi bir Bakanlıkta tayin-nakil, okul-sınav gibi bir işimiz varsa bu işin yapılması için belki yüzlerce kişinin de önüne geçerek hemen tanıdıklar, aracılar, etkili ve yetkililer, torpiller arıyoruz. 

Bankada bir işlem yaptırırken vatandaş gibi sıraya girmiyor, işimizi müdürüyle veya bir tanıdıkla çözmeye, ön alırız. 

Olması gereken “iyi insan” olamıyoruz. Ama “biizzzzz”, diye başlayan çok güzel nutuklar atıyor, en ideal kelimeleri sıralıyor kimseyi beğenmiyoruz. 

Odgurmuş: Gerçekten de bazı şeylere inanmıyor muyuz? 

Ögdülmüş: Aslında, İnandığımız, ya da inanmış göründüğümüz gibi yaşamak zorundayız. Aksi takdirde yaşadığımız gibi inanmaya başlarız ki en tehlikeli yol budur. 

İnandığını yaşamanın, söylediğini yapmanın,  göründüğü gibi olmanın iddiası kolay, icraatı çok zordur. Zora tâlip olmayanlar mükemmel insanlar olamazlar. 

Odgurmuş: Bu gün milliyetçiyim diyen insanların kendi aralarında fikir birliği içinde olmadıkları da bir gerçek. 

Ögdülmüş: Evet kardeşim, öyle de bir durum var. Milliyetçiyim diyen ve milli kültüre önem veren insanların fikir birliği ve görüş aynılığı içinde oldukları söylenemez. Aslına bakarsak milliyetçiyim diyen insan milli değerler etrafında bütünleşen ve milli değerleri savunan ve o değerleri yücelten-yaşayan-yaşatan insan olmalıdır. Fakat görüyoruz ki bu insanların bu değerleri yaşamadıkları gibi aynı değerleri savunmadıkları ve fikir birliği halinde olmadıkları da ayrı bir gerçek. 

Bunun en büyük delili ise şudur ki; Yüzlerce konu hakkında yüzlerce ayrı görüş var. 

Odgurmuş: Çeşitli dernek, vakıf ve ocaklarda, bu kadar çeşitli konu hakkında açıklamalar, yapılan seminerler, yayınlar ve toplantılar insanımızın ortak düşünce etrafında bütünleşmesini sağlayamıyor mu? 

Ögdülmüş: Yok maalesef, bu birlik ve beraberlik ve aynı görüşler etrafında toplanma ne yazık ki mümkün olmuyor. 

Önce şunu tespit edelim,  insanımızda genel kültür bakımından fazla bir eksiği yok. Birçok insan pek çok konuyu genel kültür olarak az çok biliyor,  hatta zaten çeşitli konularda televizyon programları, konferanslar,  toplantılar, sohbetler yapılıyor.  Oralardan bilgi ediniyor. 

Ama görülüyor ki bir eksik var.  Bir şey var ki tam alınamıyor, tam yapılamıyor.  Bütün bu konuların dışında insanımıza asıl olması gereken “Milli Şuur” verilemiyor,  “Milli şuur” kazandırılamıyor. Milli şuur olmayınca, insanlar inandıklarını söyledikleri şeylere tam inanmıyorlar ve o inandıklarını da yaşayamıyorlar. 

İnsanlarımıza pek çok bilginin yanı sıra “milli şuur” da verilemeyince, o insanlar, kendi milletlerine, yabancı bir ülkenin aydını, okumuşu gibi bakıyor-davranıyorlar. İçinde yaşadığı milleti, bizim batıcı-elit-okumuşlarımız da yabancılar gibi acımasızca eleştirebiliyorlar. 

Yüzlerce konu yerine “Milli şuur” u uyandıran,  geliştiren,  güçlendiren sohbetlere önem verilmelidir. 

Milli şuur olmayınca, ne kadar bilgi verirseniz veriniz o insan sadece bilgi sahibi insan, bilgili insan olur. 

İnsanların elde ettikleri bu bilgiyi milli menfaatler doğrultusunda kullanabilmesinin yolu o kişinin milli şuur sahibi olmasından geçmektedir. 

Odgurmuş: Bu fikir birliği nasıl sağlanacak: 

Ögdülmüş: İnsanımıza ısrarla, bıkmadan usanmadan “Milli değerler”, yani; tarihimiz, dilimiz, milletimizin başarıları, eserlerimiz, insanlığa hizmetlerimiz ve özellikle belirtiyorum ki hamaset bilgileri ile verilerek kazandırılabilir. 

Devletimizin tarihteki gücü hatırlanmalı ve hatırlatılmalı. Aşağılık-gerilik duygusundan ancak böyle kurtulur,  Milli şuuru güçlendiririz. Milli şuuru güçlü olan insanlarda artık her meseleyi milli şuur açısından değerlendirir. Milletin menfaatine göre hareket eder.   

İnsanları güçlü yapan şey kendisi ve kendi tarihi hakkında edindiği sağlam bilgilerle donatılmış olmasıdır. Bu şekilde insanımız hem geçmişinden utanmaz, aşağılık duygusuna kapılmaz, hem de geleceğe güvenle bakar. Geleceğinden emin olur. 

Milli şuur sahibi insanlarda da gayri milli düşünce ve icraatlar görülmez. 

Sözün Özü: 

Ruh, insana nasıl can veriyorsa, fertleri milliyetçi yapan ve toplumları millet hâline getiren aslî unsur da millî şuurdur. Millî şuur, milleti millet yapan değerler manzûmesinin; fikir, düşünce, davranış ve fiil olarak ete-kemiğe bürünmesi, din-dil ve tarih şuuru olarak kıyama durmasıdır. 

Kenan EROĞLU

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden