19 Mayıs 2022

Türk Milliyetçiliği bir ülkü ve düşünce biçimi olarak asırlardır Türk Milletinin gönül ve zihin dünyasında kök salmaktadır. Fakat yol haritası ve düşünce yöntemine katkıda bulunurken tutum ve davranışlarımızın nasıl olması gerektiği netlik arz etmemektedir. Türklük Ülküsünde düşüncenin, heyecanın ve zaruri şartların yeri belirlenmeden iyi niyetli her çaba hayal kırıklığını bünyesinde barındırmaktadır.

Önceliklerin tespiti olmadan hiçbir şahsi, fikrî ve sosyal hareket başarıya ulaşamaz. Sözlerimi açacak olursam düşünce, mantık, duygu ve hayatî zaruretler (fizyolojik ihtiyaçlar) zemininde denge temin edilmeden birey ve millet açısından sonuç daima hüsran olmaktadır. Ölçü beynimizin nasıl çalıştığından başlamak olmalıdır. Çünkü fikrî ve sosyal hareketler mensuplarının beyinlerinin çalışma tarzları ile doğru orantılıdır. 

Beynimizin korteks denilen kabuk kısmını(üst beyin) yani düşünsel kısmını ne kadarı kullanılmalıdır. Beynimizin limbik sistem dediğimiz duygusal (orta beyin) ve en son doğal ihtiyaçları sağlayan beyin kökünün (alt beyin) olması gereken katkılarının bilinmesi gerekmektedir.  Beyin yaklaşık 100 milyar sinir hücresi ile bunun 7- 8 katı destek hücresinden oluşur. Sinir hücreleri arasında sinaps dediğimiz bağlantıların artırılması ve destek hücrelerinden yıldız hücrelerinin çalışması ile düşünce boyutlarımız genişler. Limbik sistem duygu dünyamızın ana merkezi olurken; beyin kökü ise solunumdan dolaşıma üremeden beslenmeye kadar hayatta kalma ihtiyaçlarımızı kontrol eder. 

Bilindiği kadarıyla beyin kökü yaklaşık 500 milyon, limbik sistem 200 milyon, beyin kabuğu 400 bin, beyin kabuğunun ön kısmının önü ise 40-50 bin yıllık takvimsel bir gelişim sürecine sahiptir. Bu gelişim basamaklarına baktığımızda Üst beyin insan ve toplum hayatında yaklaşık %70, orta beyin %20 alt beyin ise %10 civarında kullanılmalıdırFakat birey ve toplumda bu oran bazen tam tersine de dönebilmektedir. Hâlbuki bunlar arasında dengeli bir iş birliği ile zihin ve fikir dünyasında “sistematik düşünen birey ve toplum” oluşacaktır. Tersi durumlar da fikir hareketleri de akıl, mantık, duygu ve ihtiyaçlar arasında bocalayacaktır.

Örnek vermek gerekirse “Türk Milliyetçiliği” dediğimizde acaba; akıl mı, mantık mı, duygu mu, doğal bir ihtiyaç mı ön plana çıkmaktadır. Düşünceyi öne çıkaran veya duygusal (romantik) olan yahut sadece fizyolojik maddi ihtiyaçlar sebebiyle farklı farklı algılar karşımıza çıkabilmektedir. Bunun tarihî ve günümüz benzerlerini bulmak çok kolaydır. Bir fikir hareketinin mensupları her halükarda insan beyninin çalışmasını dikkatli bir şekilde incelemeli ve beynin çalışmasını öğrenmelidir. Aynı zamanda beyinin en önemli ürünü olan sistematik düşünceyi tutum, alışkanlık ve davranışlarına aktarabilmelidirler. Bu eğitim tarzı fikir hareketinin yola çıkmadan haritayı ve pusulayı kullanmaya bir nevi öncelik vermesidir. Felsefî hareketlerden fikir hareketlerine ve inanç sistemlerine kadar dengeli bir beyin kullanımı onları her türlü aşırılıktan da uzak tutacaktır. 

Türk Milliyetçiliği mensuplarının farklı tutum ve davranışlarının temelinde, düşüncelerinin oluşumu ve hayata bakışlarının değişiklikler arz etmesi çok önemlidir. Bu ise beyin-hayat arasındaki tercihle ilişkilendirilebilir. Beyinin hangi fonksiyon sahası üstünde çok durulmuş ve o bölge geliştirilmişse dünya görüşleri de ona göre şekillenmektedir.

Bunu şu şekilde özetlemek mümkündür:

1-      Tepkisel-duygusal Türk Milliyetçiliği

2-      Mantıksal-düşünsel Türk Milliyetçiliği

3-      Sistematik-bütüncül Türk Milliyetçiliği

Daha farklı sınıflandırmalarda yapılabilir. Bu ise düşünce ve bilinçlenme algısına zenginlikler katacaktır.

Beyin anatomik ve fizyolojik olarak aşağıdan yukarıya; alt, orta ve üst beyin olarak  sınıflandırıldığında tanımlardan; tepkisel-duygusal olanlar alt ve orta beyinlerinin büyük kısmını, mantıksal-düşünsel olanlar ağırlıklı olarak üst beyinlerini, sistematik-bütüncül olanlar ise tüm beyin kısımlarını dengeli bir şekilde kullanmaktadır. Bu da bize göstermektedir ki; fikir hareketleri şahısların beyinlerini ve onun ürünlerini kullanmalarındaki takındıkları ön tercihleri ile paralellik arz etmektedir. Tabii ki bu beyinin gelişimi veya geliştirilmesi ile de direk bağlantılı olmaktadır. Eğer bireyler beyin kabuğunu (gri cevher) çok az işletip duygusal (limbik sistem) ve tepkisel beyin(beyin kökü) kısımları ile yetinirlerse cemiyette ve tarihte etkileri ve kalıcılıkları da o denli geçici olacaktır. Tepkisel-duygusal Türk Milliyetçiliğini/Turancılığı Pan-Slavizme karşı Osmanlı ve diğer Türk coğrafyalarında yaşayan aydınların önemli bir kısmında görebilmekteyiz. Salt mantıksal çerçeveden bakanlar bilimsel bir yöntem izlediklerini ifade etseler de toplumlar için sıkıcı katı kalıpları temsil etmişlerdir. Bu ve benzerlerinden insanlık da yıllar boyu insanî/estetik değerlerinden çok şey kaybettirmiştir. Sistematik-bütüncül bakış ise hem mensubu olduğumuz Türk Milletine hem de insanlık ailesine olumlu ufuk açıcı katkılar sunacaktır. Bunun siyasi bilgelik açısından örnekleri; uzak Türk tarihinde Bilge Kağan yakın tarihimizde ise Mustafa Kemal Atatürk olmuştur. Düşünce insanları yönüyle baktığımızda Mâtürîdî-Ziya Gökalp çizgisinin Türk fikir hayatına katkıları görülmektedir.  Buradaki yazılarımızdan tek tip, tek yöntem, tek kalıp bir anlayışın doktrine edilmesi anlaşılmamalıdır. Sistematik-bütüncül bakış sağlıklı-dengeli bir akıl, mantık, zeka, duygu ve hayatta kalışın estetik/ahenkli bir özetidir. İnsan vücudunun, tabiatın, evrenin denge üzerine kurulduğunu düşünürsek fikir hareketleri mensuplarının “fikrin dengesinde dikkat ölçü ve yöntemlerini” de araştırması gerekmektedir. Eğer bir fikrin iç ve dış dengeleri sağlanamazsa onun hayatta karşılığı gerçekçi olamayacaktır. Hangi fikir mensubu veya fikir insanı olursa olsun, beyinin çalışma sistemini ve bunun dengelerine dikkat etmelidir. Bunun sonucunda fikir hareketinin sosyolojik zemindeki dengeyi ve ahengi oluşturma çabaları anlamlı olacaktır. Kısaca beyin içinde başlayan bir fikir ve hareket öncelikle mensupları arasında yaşanarak, tecrübe edilerek, kültürlenerek gelişecek sonra topluma anlaşılır bir şekilde sunulma aşamasına gelecektir. Bireysel psikolojiden, sosyal psikolojiye birçok disiplinin bilimsel verileri ışığında bir fikrin temsilcileri kendilerini yetiştirmeye çalışacaktır. Tecrübenin değerini göz ardı etmeden sadece tecrübe ile de yetinilmemelidir. Bununla birlikte kütüphane kurdu olmakla da hayatta başarılı olunacağı zannedilmemelidir. İnsanların ve milletlerin hayatta kalma bilinci bunlardan teki ile sağlanamaz. Bilincin ve onun tarihe yön verme hakikatinin temelinde bilinen ve bilinmeyen birçok neden bulunmaktadır. Turan yolculuğumuzda bunları hep birlikte araştırmalıyız. Araştırdıkça öğreneceğiz öğrendikçe yaşamaya çalışacağız; yaşadıkça insan beyninin morfolojisinden işlevsel halini değiştirebileceğiz. Bu aynı zamanda beyni paslanmayan insanların oluşturduğu fikir hareketlerinin toplumları da yolculuklarına katabildikleri fark edilecektir.

Türk Milliyetçiliği Tarihinde ister metin analizleri isterse olgu sunumları olsun değerlendirmeleri “beyinin kullanılması” ekseninde değerlendirilmelidir. Beyin kelimesinin yazılarımızda sık sık geçmesi maalesef çoğu okuyucuya soğuk gelecektir. Hâlbuki beyin sanıldığı ve göründüğünün aksine enerjik, aşırı tatlı ve çok havalıdır. İnsan vücudunun %2 si beyin olmasına rağmen şekerin %16 sı, Oksijenin %20 si enerjinin % 20 si beyin tarafından kullanılır ve tüketilir. Beyinin %75-80’i de sudan oluşur. Bu da insan yurdunun merkezi organının beyin olmasından kaynaklanmaktadır. Hepimiz beyinle ilk kurban bayramlarında yahut sakatatçı vitrinlerinde karşılaşırız. Tıbbiyeye gidenlerde onu soğuk anatomi veya patoloji laboratuarlarında görürler. Beyin cerrahları da ameliyathanelerde. Hal böyle iken vücudumuzun en üst kısmında en korunaklı halde onu taşımaktayız. Onunla görür, onun iştir onunla düşünürüz. Tehlikeleri onunla bertaraf ederiz. Güzelliği de kötülüğü de onunla fark ederiz. O biyolojik yapısıyla bir organdır organ olmasına fakat tarihi değiştiren fikirler onda üretilir, hayata yön veren düşünceler ondan çıkar, aklın, mantığın duyguların, istek ve arzuların mekânı orasıdır. O halde tarihe yön vermek isteyenler, düşünceleri geliştirmek, duyguları dengelemek, arzu ve istekleri orta yola çekmek akıl ve mantığın varlığa hizmet edilmesini sağlamak onunla mümkündür. İşte bu sebeple metin ve olay analizlerinde ölçümüz o olacaktır. Şu an bilim dünyasının ulaştığı bilgi birikimi ile bu ölçülendirmede sadece Türk Milliyetçiliği değil tarihteki tüm fikir hareketleri ve inanç sistemleri faydalanacaktır. Gelecekte şüphesiz bilgi kaynakları daha da artacaktır. Yorumlardaki objektiflik daha da gelişecektir. Fakat her dönemde ilim ve onun üretildiği insanî kaynak her zaman beyin olacaktır. Yapay zekâ dâhil gelecekte ortaya çıkacak her türlü gelişme de yine beyinlerimizin ürünü olacağına göre yeryüzündeki her insanın bu hazinesini tanımaya çalışması gerekmektedir. Düşünen ve akliden insanlardan oluşmuş bir dünyada sistematik düşünce seviyesi ile neler başarabileceğini insanlık mutlaka görecektir. Düşünmek her insanın öz be öz kendi servetidir. İsterseniz buna genetik, kültürel kadim miras diyelim. İsterseniz epigenetik çabalar olarak kabul edelim. Nasıl bakarsak bakalım karşımıza ilk anda beyin çıkacaktır. 

Göktürk Kitabeleri, Divan-ı Lügat-i Türk, Kutadgu Bilig yahut Divan-ı Hikmet’i bu açıdan analitik bir sistematik düşünceye tabi tuttuğumuzda onların bu ve gelecek yüz yılın insanlarına nasıl konuştukları görülecektir. Bu metinlerdeki ifadelere; beynimizin içindeki; tepkisel, duygusal, mantık ve düşünsel yahut bütüncül mirası ile bakıldığında o zaman ortaya daha anlamlı ve tutarlı yorumlar çıkacaktır. Bir örnek daha vermek gerekirse Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk ve Söylevlerini demeçlerini bu çerçeveden değerlendirdiğimizde sağlıklı bir düşüncenin tarihten günümüze nasıl aktarıldığı görülmektedir. Türk Milliyetçileri için bunun ne kadar önemli olduğu da anlaşılacaktır. Kadim Türk metinlerinde Turan veya Türk Milliyetçiliği ifadeleri ister geçsin isterse geçmesin yine de Turan’ın tecrübesini ve bilgi birikimini her kuşağa aktaracaktır. Klasiklerini sistematik düşünceye tabi tutmamış bir milletin üyeleri kadim medeniyetler ile irtibat kuramadığı gibi gelecekte de o medeniyetleri aşacak yenilerini de inşa edemez. Dünyanın yaşadığı her olay her geçen gün medenî/uygar insanlıktan uzaklaşmakta olduğumuzun göstermektedir. Umulur ki “aklını işletmek” “sistematik düşünceyi” alışkanlık haline getirmek ve hayata “bütüncül” bir bakış açısı ile yaklaşmakla bu badireleri aşarak “Turan’ın ebedî ülkesi[1]”ne kavuşuruz. Burada önemli bir parantez açılması gerektiği de düşünülmelidir. Çünkü Türk Milliyetçiliği akımı sadece Türkler tarafından değil akraba uluslar ve yabancılar gözü ile de değerlendirilmiştir. Hatta Yabancıların Türk Milliyetçiliği için bulduğu kaynaklar ve yazdıkları biz Türklerden daha fazladır. Bu açıdan yabancı kaynakların özellikle eleştirel bir süzgeçten geçirilmesi zarureti bulunmaktadır. Aksi halde duygusal yaklaşımlarla Türk Milliyetçiliği Türk Milletinin hedefleri doğrultusunda değil yabancı akademisyenler hatta istihbarat servisleri tarafından yönlendirilecektir. Vatan aşkından asla şüphe etmediğimiz Enver Paşa Alman politikasının uygulayıcısı olmak durumundan kurtulamamıştır. Duygusal Türk Milliyetçiliği/Turancılığı ile heyecan ve enerjisini Türkistan topraklarında canı pahasına ödeyerek şehit olmuştur. Diğer taraftan Mustafa Kemal Atatürk her hareketini, sistematik düşünce içinde adım adım gergef gibi işlemiştir. Bu düşünce tarzı ile yıkılan bir imparatorluktan ve I. Cihan Harbinin ateş çemberinden Millî bir devlet inşa etmiştir. 

Dipnot 

[1] Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan

Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan

Ziya Gökalp

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden