8 Aralık 2022

Bana sorarsanız, ABD’ye anahtar teslim ülkesini teslim etmiş olan Başbakan Kiryakos Miçotakis Türkiye’den o kadar korkmaktadır ki, Yunanistan’a yönelik en ciddi güvenlik tehdidinin kendisini tekrardan NATO üyesi yapan Türkiye’den geleceğine inandığını her vesileyle davullar çaldırarak duyurmaktadır. Miçotakis, Türkiye’yi her vesileyle saldırgan, mütecaviz gösterdiği gibi, Türkiye’nin Yunanistan’a saldırması halinde, NATO’nun ortak savunmaya ilişkin ünlü 5. Maddenin uygulanamayacağını adeta haykırmaktadır. Fransa’yla birlikte sanki kendilerinin NATO’ya dönmelerinde önünü açan ülkenin Türkiye olduğunu unutarak, hemen her zeminde Türkiye’nin başlangıçtan itibaren NATO’ya girmesinin hata olduğunu dillendirmektedirler. ABD ve NATO yetkilileri, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından yapılan temaslarda Yunanistan’ı NATO’nun askeri kanadına döndürme girişimlerine hız verdikleri gibi, darbe hükümetinin meşruiyetini bile bu konuya bağladıkları açık seçik görülmüştür, yaşanmıştır. Nitekim, darbeden sadece 35 gün sonra 17 Ekim 1980 tarihinde Orgeneral Kenan Evren’i Ankara’ya gelerek ikna eden NATO Başkomutanı Orgeneral Bernard W. Rogers’un çabalarıyla alarma geçen NATO yetkilileri üç gün sonra 20 Ekim 1980 tarihinde NATO Savunma Planlama Konseyi’ni hızla toplayarak Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına dönüşünü onaylamışlardır. Üstelik bu girişin bir ikramiyesi, ödülü ve bonusu olarak hiçbir hazırlığa gerek duymaksızın Yunanistan 1981 yılbaşında AB’ye de kabul edilmiştir. Ancak, Yunanistan’da aynı tarihlerde iktidara gelen Papandreu hükümeti küstah bir tavırla NATO’ya dönüş anlaşmasını tanımadığını açıkladığı gibi, kendi ulusal çıkarlarına göre bir düzenlemeye gitmiş, bu durum hoşgörüyle karşılanmıştır. (1) İşte onun için Yunanistan Avrupa’nın şımarık çocuğu, GKRK de Avrupa’nın haylaz çocuğudur. Bu arada bir yerlere not edelim, başta Yunan solu olmak üzere, Yunan sağı da ABD ‘ye karşı mesafelidir. 

Yunanistan’da tek kalıcı olan şey nefret boyutuna kadar yükseltilmiş olan Türk Karşıtlığı (Turcofobia)’dır.  Türk düşmanlığı, Türk karşıtlığı ya da Türk fobisi, Türklere, Türk kültürüne, Osmanlı Devleti'ne, devamı olan Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Türk halklarına karşı düşmanlık olarak tanımlanır. XIX. yüzyıl sonlarında William Gladstone ‘Türkofobi’yi Büyük Britanya politikasında Osmanlı Devleti'ne karşı bir siyaset değişikliği olarak ortaya atmıştır. Aslında Avrupa’da Türk akınlarının, denizlerde de Türk etkinliğinin yoğun olduğu dönemlerde Avrupa’da bu konuda yüzlerce eser yazılmıştır. Geçmişten günümüze Yunanistan’ın kuruluşundan itibaren fobi haline gelmiş Türkiye korkusu ülkeyi yeniden kendi başına hareket edemeyecek duruma getirmiştir. Bunun doğal bir sonucu olarak da Yunanistan'da Türk düşmanlığı devlet politikası haline dönüşmüştür. Bu nedenle Yunan Başbakanı Miçotakis, NATO şemsiyesi dışına çıkarak “Bu yüzden farklı bir güvenlik garantisine ihtiyacımız var; bu garantiyi Avrupa’nın sağlamasını beklediğimizi AB’ye açıkça ifade ettik” (2)şeklinde ifade ettikten sonra, Yunanistan, 28 Eylül 2021 tarihinde Fransa ile ‘Savunma ve Güvenlik için Stratejik Ortaklık’ anlaşmasından imzalamıştır. Hemen arkasından gecikmeksizin, iki yıl süren müzakerelerden sonra, 14 Ekim 2021 tarihinde de ABD ile mevcut Savunma İşbirliği Anlaşması’nın (MDCA) güncellenmiş yeni protokolü Washington’da imzalanmıştır. ABD ile imzalamış olduğu bu yeni protokolle ülke bütünüyle bir ABD üssü haline gelmiş ve ülke anahtar teslim edecek tarzda  verilen imtiyaz bölgeleri olarak adeta ABD’ye altın bir tepsi içerisinde sunulmuştur. ABD Silahlı Kuvvetlerine tanınan ayrıcalıklı bölgeler şunlardır:

- Meriç’te İpsala sınırına yaklaşık 45 kilometre mesafedeki adeta ABD ordusuna tahsis edilmiş olan Dedeağaç (Aleksandrupolis) Limanı ile Dedeağaç şehrinde bulunan “Yanuli” 156. Motorlu Topçu Taburu Kışlası. ABD son olarak geçtiğimiz aylarda, 145 taarruz helikopteri, 1800’den fazla zırhlı araç ve 20 binden fazla askeri personelini, Dedeağaç limanı üzerinden Balkan ve Avrupa ülkelerine sevk etmiştir. Tam olarak teyit edilmemekle beraber, ABD’ye dönüş nakliye ücretleri pahalı olduğu, Birinci Körfez Harekâtı sırasında getirmiş olduğu askeri malzemeyi bölge ülkelerine hibe etmiş olduğu cihetle aynı yaklaşımı Balkanlarda da sergileyebileceği başta Yunanistan olmak üzere getirmiş olduğu araç, gereç, mühimmat ve donanımı bölge ülkelerine bağışlayabileceği değerlendirilmektedir. Getirilen malzemenin önemli bir özelliği de burada belirteyim, askeri malzeme savunma amaçlı değil, taarruzi amaçlıdır. Öte yandan bu durumu, Türkiye’ye karşı göreceli muharebe gücünü Yunanistan lehine döndürmede bir ABD çabası olarak anlamak gerekmektedir. 

- Kuzey Yunanistan’da Selanik’e 92 kilometre mesafedeki Litohori ilçesinde bulunan atış talim sahası.

- Larisa şehrinde, Stefanovikio Hava Üssü yakınında bulunan “Yeorgula” Piyade Taburu Kışlası. ABD, zaman zaman insansız hava araçlarını (İHA) geçici olarak Stefanovikio Hava Üssü’nde konuşlandırmaktadır.

- Girit adasının Suda mevkiinde bulunan ABD üssünün alanının genişletilmesi.

Müzakereler sırasında Yunanistan, İskiri (Skiros), 1915 Çanakkale Savaşının İtilaf Devletlerinin Donanma Üssü olan Limni, Kerpe (Karpathos) ve Rodos adalarında da askeri kolaylıklar önermiş, ancak ABD’nin Türkiye ile ilişkilerinde sorun yaratabileceğinden bu önerileri kabul etmediği basına yansıyan haberler arasındadır. (3) Protokolün içeriği Yunanistan’ı açıkça memnun etmediğinden, büyük ölçüde ABD Dışişleri Bakanı Blinken’in yazacağı teminat mektubuna bel bağlamıştır. 12 Ekim 2021 tarihli Blinken mektubunda olası bir saldırı halinde, ABD’nin Yunanistan’a yardım etmesini öngören herhangi bir hüküm yer almaması Yunanistan’da büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Oysa, Yunanistan’ın Fransa ile 28 Eylül 2021 tarihinde imzaladığı “Savunma ve Güvenlik için Stratejik Ortaklık” anlaşmasının 2. maddesinde, “Taraflar, herhangi birinin egemenlik bölgesine karşı silahlı bir saldırı yapıldığını müştereken tespit ederlerse, ellerindeki tüm uygun araçlar ve gerekirse silahlı güç de kullanarak birbirlerine yardım ve katkıda bulunacaklardır” şeklinde bağıtlanmıştır.

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) AB Çalışmaları Direktörü Nilgün Arısan’ın da belirttiği gibi, ABD’nin Yunanistan'daki askeri üslerini kuvvetlendirmesi, zaman zaman da Türkiye’nin de göstermelik olarak davet edildiği ‘Defender Europe’ gibi ABD'nin Yunanistan'la ve bazı NATO üyelerinin katıldığı ortak askeri tatbikatları, bir çeşit "Türkiye'ye karşı yedekleme" olarak görülmektedir. DW Türkçe tarafından TEPAV AB Çalışmaları Direktörü Arısan’a neden böyle düşündüğü sorulduğunda "ABD uzun zamandır Türkiye'yi güvenilir bulmadığı için Yunanistan'a yatırım yapıyor. Önceden Türkiye ile Yunanistan'ı eşit gören bir ABD yönetimi yok artık. Türkiye'nin öngörülebilir bir dış politikası olmadığı gibi Batı karşıtı tutumu da ortada. Bu yüzden Türkiye'yi sadece 'NATO'da gören ancak onunla iş yapmayan' bir ABD var" sözleriyle açıklamıştır. Türkiye’nin Ankara merkezli akilane açılımlarını “Türkiye'nin öngörülebilir bir dış politikası olmadığı gibi Batı karşıtı tutumu da ortada” biçiminde yorumlayan TEPAV AB Çalışmaları Direktörü Arısan’a verilebilecek en güzel cevap, kuşkusuz ‘uzman olmak tarafsız olmak demek değildir’ betimlemesi olacaktır. 

Yunanistan, Antik Yunanistan’ın Truva’ya karşı savaşında Delfi Ligini güçlendiren Kral Agemennon’a nazire, Fransa, ABD ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden sonra Suudi Arabistan'la da ortak tatbikat düzenleyen Yunanistan, Türkiye sınırına sadece 7,5 kilometre uzaklıkta bulunan ve gayri askeri statüdeki Sakız Adası'nda bile tatbikat düzenlemiştir. İnanılası değil, ama İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Alsancak’ta yeni inşa edilen yüzer iskeleye 60’ın üzerinde site devletlerini bir araya getiren “Agememnon” ismini layık görmüştür. Oysa 18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Savaşında itilaf Devletlerinin büyük armadasının birinci divizyondaki dretnotunun adı Agememnon’dur, 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Ateşkes antlaşması Limni adasında demirli bulunan bu gemide imzalanmıştır. 

Şimdi yanıtlanması gereken soru şudur? Dedeağaç’taki ABD yığınaklanması gerçekten de Türkiye için midir, RF’na karşı mıdır, yoksa hem Türkiye hem de RF’nun çevrelenmesine mi matuftur? Bence üçüncüsü akla daha yakın görülmektedir. İkinci Dünya Savaşı ve özellikle de Normandiya Çıkarması sonrası yani 1945 Haziran ayında zirveye çıkan hegemonyası 80’lerden itibaren azalmaya başlamıştır. Birlikte anımsayalım, ABD’nin en güçlü nesli İkinci Dünya Savaşını bir anlamda sonlandıran Normandiya çıkarmasını yapan nesli olmuştur. Bu nesil NATO’yu kurmuş, İkinci Dünya Savaşı sonrası Soğuk Savaş döneminin ilk sıcak çatışması olan Kore Savaşı’nda Türk Silahlı Kuvvetleriyle birlikte olmuştur. Hiçbir ittifak içerisinde yer almadan, İkinci Dünya Savaşını atlatan Türkiye Cumhuriyeti, ABD’den sonra Kore’ye kara kuvveti göndereceğini bildiren ilk ülke olmuştur. 25 Temmuz 1950 tarihinde Türkiye’ye gelen Amerikalı Senatör Mc Cain, basına verdiği demeçte, ‘General Mc Arthur’un karargahında BM bayrağının yanında dalgalanmakta olan Amerikan bayrağı ile Türk sancağının da yan yana dalgalanması, Türkiye’nin Kore savaşına fiilen yardımı Atlantik Paktına (NATO) girmesini sağlayacaktır’ demiştir. Aynı gün, yani 25 Temmuz 1950’de Ankara hükümeti Kore’ye asker gönderme kararını almış, Kore savaşında en ağır kaybı Türk birlikleri vermiştir. Evet sevgili okurlar, zor zamanlar güçlü adamlar yaratır, kolay zamanlar zayıf adamlar yaratır.  Şimdi ise yönetsel bakımdan zayıf adamlar ülkesi ABD deyim yerindeyse hiçbir kıymet-i harbiyesi olmayan bir duruma kadar gerilemiştir. Lafı uzatmaya, evelemeye gevelemeye gerek yok, ABD Afganistan’da rezilâne bir biçimde başarısız olmuştur. Ütopik bir hedef peşinde koşan ABD Orta Asya’ya girip ÇHC ile RF’nu bölememiştir. Çin beklediğinden hızlı gelişmiş ve Pasifik’te ABD’nin tehdidi olmuştur. Her şeyden önemlisi Ukrayna’da önce Soros ile kurgulanan, ABD’nin kurmakta olduğu oyun Rusya tarafından doğru okunmuş ve bunun doğal bir sonucu olarak RF maalesef Kırım’ı işgal etmiştir. Doğu Avrupa ve Baltık ülkelerinin elden çıkmasına ses çıkarmayan RF Ukrayna’nın da elden çıkması halinde jeopolitik olarak kuşatılacağını doğru bir biçimde fark etmiştir. Çünkü Ukrayna Avrupa ve Rusya arasında savunma için bir tampon bölge oluşturmaktadır. Ukrayna jeopolitik olarak Avrupa ve Asya’yı bağlayan bir kara köprüsüdür. Ukrayna Avrupa’nın doğu kapısıdır. Tarih boyunca Avrupa’yı ele geçirmeye çalışan Asyalı kavimler öncelikle Ukrayna’yı ele geçirmişlerdir. İkinci Dünya Savaşında Hitler de aynı şeyi yapmış, Ukrayna’ya sahip olan Avrupa’yı kontrol altında tutmuştur, tezinin sahibi olmuştur. (4)

Rusya’nın batı güvenliği Ukrayna’dan geçmektedir. Kuşkusuz İkinci dünya Savaşında Stalin’in gadrine uğrayan Kırımlı soydaşlarımız bu durumdan olumsuz etkilenmişlerdir. Ana vatanlarını terk etmek zorunda kalan Kırım Tatarı soydaşlarımız için Ukrayna’da Kiev, Mikolayiv ve Kerson şehirlerinde TOKİ eliyle 500 konut inşa edilmesine başlanmıştır. (5)

Askerlerin diplomasiye de uyarladıkları veciz bir ilkesi vardır. “Yığınaklanmada yapılan hatalar, operatif seviyedeki manevra ve taktik sahada yapılan hamleler ile giderilemez.” ABD’nin Dedeağaç’ı seçerek yapmış olduğu yığınaklanma hatası aynen birinci düğmeyi yanlış ilikleyenin ikincisini doğru ilikleme şansı yoktur" özdeyişi gibidir. Büyük hatadır. ABD Başkanı Biden'ın "Eski ABD geri döndü" açıklamasının arkasındaki NATO ve ABD gerçeği eski dünya düzenindeki yerine tekrardan geri dönmesi demektir. Rusya liderliğindeki Varşova Paktı’nın dağılmasından önceki saldırgan olarak kızıl tehdit olma durumu, bu tehdit karşısında oluşturulmuş bir NATO örgütlenmesini dikte ettirmektedir. Ancak gelin görün ki, soğuk savaş galibi NATO ruhunu yitirmiş, bitkisel hayata dönerek, en az on kat geri gitmiştir. NATO eski NATO değildir. Üyeler NATO’nun yaşaması için yapılan gayretlere ayak sürümektedirler. İşte bu nedenle ABD’nin Yunanistan konuşlanması stratejisi ne NATO’ya ne de ABD’ye başarılar değil, hezimet getireceği de açıkça görülmektedir. Bir de üstüne üstlük ABD stratejisinin en büyük hatası Türkiye’nin devre dışı bırakılması ve yığınaklanma yeri olarak Yunanistan’ın seçilmesi seçeneğidir. ABD’nin Yunanistan’ı seçmesinde şüphesiz Montrö antlaşması önemli rol oynamıştır. Türkiye’nin Montrö’ye sadık kalması, ABD’nin Montrö’yü delmeye cesaret edememesine neden olmuştur. Bu durumda Montrö’yü by-pass edecek şekilde Bulgaristan, Romanya’daki ABD üsleri üzerinden Ukrayna’ya karadan ulaşacak şekilde Yunanistan üzerinden bir konuşlanma tercih edilmiştir. Bu yeni demiryolu güzergahı Montrö’nün alternatifi olarak görülmüştür. Güzergahı milimetrelik olarak bilinen bir demiryolu güzergahı hiçbir zaman deniz yoluna alternatif olamayacağı Almanya’nın İkinci Dünya Savaşındaki demiryolu stratejisi ile ortaya konulmuştur. 

Özetleyelim, Ukrayna’da çıkacak bir savaşı ABD asli olarak mecburen güneyden ve Ege denizinden günlere baliğ olacak bir biçimde desteklemek zorunda kalacaktır. Karadeniz mecburen RF kontrolüne terk edilecek ve RF’nın Karadeniz üzerinden Ukrayna’ya saldırması karşısında çaresiz kalınacaktır. Ege denizinde ise savaş zamanında Rusya’nın engellemesi olduğu taktirde bu stratejiye göre ABD desteğinin Ukrayna’da çok sınırlı kalacaktır. Görünen odur ki bunda ısrar edildiği takdirde Ukrayna tek başına kalacak ve kaderine terk edilecektir. Türkiye’nin devrede olduğu bir durumda ise deniz yoluyla Ukrayna’ya günler değil saatler bazında doğrudan destek sağlanabilecektir. Bu şekilde Karadeniz Rusya’ya terk edilmeyecek, Ukrayna’nın güney kanadı emniyet altına alınabilecektir. (6) Bu durumda NATO’nun güney kanadını teşkil eden Türkiye’nin rolü burada büyük bir ehemmiyet arz etmektedir. Unutulmamalıdır ki Birinci Dünya Savaşı esnasında Çanakkale’yi kahramanca savunan Türk Silahlı Kuvvetleri Rusya’ya destek gönderilmesini engellemişler, bu da Rus çarlığının devrilmesine ve Rusya’nın savaştan çekilmesi gibi çok kritik bir sonuca yol açmıştır. (6)

Uzun lafın kısası bölgede Türkiye’yi dışlayan hiçbir çözümüm başarıya ulaşması mümkün değildir. Bir kez daha görülmüştür ki, ABD yayılmacılığı Mao Zedong’un veciz ifadesiyle “Amerikan emperyalizmi kâğıttan kaplandır”özdeyişini doğrulamaktadır. Mao bu deyişi ilk kez 1946 yılında Amerikalı gazeteci Anna Luisie Strong’a verdiği röportajda kullanmıştır. “Kâğıttan Kaplan” sözü görünüşte güçlü ve yenilmez, ancak içi boş ve zayıf olan varlıklar için kullanılan eski bir Çin özdeyişidir.  Bütün bunlardan sonra demem odur ki, yine söyleyelim, ABD’nin Dedeağaç yığınaklanması, Türkiye’ye karşı oluşturulmamıştır. Ancak yine de tekraren ifade edelim, ABD’nin Türkiye’yi göz ardı etmesi önce Ukrayna’yı ardından da Avrupa’yı kaybettireceği ayan beyan ortadır. Ayakları yere basan bir ABD hiçbir zaman Türkiye’yi göz ardı etmemiştir, edemeyeceği de görülecektir. Bu nedenle umutsuzluğa, karamsarlığa kapılmayalım ve her şeyden önemlisi ve de enseyi karatmayalım, sevgili okurlar. 

Dipnotlar

(1) Cüneyt Akalın Yunanistan NATO’ya dönüşünü Evren’e mi borçlu?” Aydınlık Gazetesi, 13 Eylül 2020; https://aydinlik.com.tr/yunanistan-nato-ya-donusunu-evren-e-mi-borclu-218146#1/Erişim Tarihi 05.12.2021/

(2) Eleni Varvitsioti & Ben Hall, “Miçotakis’in Türkiye Korkusu”, Financial Times, Oksijen gazetesi, 19 Kasım 2021; https://gazeteoksijen.com/dunya/micotakisin-turkiye-korkusu/Erişim Tarihi 30.11.2021/

(3) Yorgo Kırbaki, Yunanistan’dan yeni hamle: Fransa’dan sonra ABD ile anlaşma, Hürriyet Gazetesi, 05 Kasım 2021; https://www.hurriyet.com.tr/dunya/yunanistandan-yeni-hamle-fransadan-sonra-abd-ile-anlasma-41914401/Erişim Tarihi 05.12.2021/

(4) Ali Poyraz Gürson, “Ukrayna’da neler oluyor? Bizim için neden önemli?”, Strasam, 03.12.2021; https://strasam.org/ua-iliskiler/uluslararasi-sorunlar/ukraynada-neler-oluyor-bizim-icin-neden-onemli-346/Erişim Tarihi 05.12.2021/

(5) Aybüke İnal Kamacı, “Bakan Kurum, Kırım Tatarları için Ukrayna'da TOKİ eliyle 500 konut inşa edileceğini bildirdi.”, Anadolu Ajansı, 10.04.2021; https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/bakan-kurum-kirim-tatarlari-icin-ukraynada-toki-eliyle-500-konut-insa-edilecegini-bildirdi/2204895/Erişim Tarihi 05.12.2021/

(6) Ali Poyraz Gürson, “Ukrayna’da neler oluyor? Bizim için neden önemli?”, Strasam, 03.12.2021; https://strasam.org/ua-iliskiler/uluslararasi-sorunlar/ukraynada-neler-oluyor-bizim-icin-neden-onemli-346/Erişim Tarihi 05.12.2021/   |

Yazar Hakkında:

Esat ARSLAN

Esat Arslan, İstanbul’da 15 Nisan 1947 tarihinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da; yükseköğrenimini Ankara’da tamamlayan Esat Arslan, Savunma Bilimleri, Kamu Yönetimi dallarında yüksek lisans; Türkiye Cumhuriyeti Tarihi dalında doktorasını ise Ankara Üniversitesinde yaptı. Şam Büyükelçiliği nezdinde askerî ataşelik görevinde de bulunan Esat Arslan, Türkiye’ye döndükten sonra doçent oldu.

1997-2005 yılları arasında Bilkent Üniversitesinde, Türkiye Cumhuriyet Tarihi Koordinatörlüğü görevini yürüten Prof. Dr. Esat Arslan; 29 Mart 2000 tarihinde “Türkiye Cumhuriyeti Devlet Övünç Madalyası” ile ödüllendirildi. Ayrıca kendisine, Türkiye–Ermenistan ilişkilerine yapmış olduğu katkılardan dolayı, Avrasya Araştırmalar Merkezi (ASAM) nin bünyesindeki Ermeni Araştırmalar Enstitüsü tarafından «2002 Yılı Özel Ödülü» verildi. 2005 yılında Çağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde göreve başlayan Esat Arslan, 2012 yılına kadar Bölüm Başkanlığı yaptı. 2010-2015 yılları arasında BM nezdinde Uluslararası Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu üyeliği de yapan Esat Arslan, halen Türk Askeri Tarih Komisyonu Genel Kurulu Üyeliğini yapmaktadır. Bu komisyonun üyesi olarak ülkemizi, Güney Afrika, Brezilya, İspanya, İtalya, Portekiz, Bulgaristan ve Çin’de temsil etmiştir. Sekiz kitabı bulunan Esat Arslan 2002-2012 yılları arasında, TBMM Tarih Araştırma Grubu üyeliği sırasında yazmış olduğu 1852 sayfalık üç cilt halindeki «XVI. Dönem Parlamento Tarihi» adlı eseri 2013 Aralık ayında TBMM Meclis Başkanlığı tarafından yayınlanmıştır.

Suriye Devlet Arşivleri, İran Dışişleri Bakanlığı Belgeler Arşivi, Washington Ulusal Arşiv Dairesi ve Amerikan Kongre Kütüphanesinde araştırmalar yapan, Prof. Dr. Esat Arslan, SKYTURK televizyonunda dış politika yorumculuğu ATA Tv. de, ART televizyonlarında her hafta yayınlanan “Bakış Açısı” ve “Vizyoner” programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlenmiştir.

Prof. Dr. Esat Arslan iyi derecede İngilizce, Arapça, orta derecede Farsça, İspanyolca, Makedonca ve uzmanlık seviyesinde Osmanlıca bilmektedir.”

 

Yazarın diğer makalelerinden: