19 Mayıs 2022

Uzun süredir COP 26 iklim değişimi, Birleşmiş Milletler sürdürülebilir kalkınma amaçları, Avrupa birliği yeşil mutabakat ve döngüsel ekonomi konularında ki online zirvelere katılıyor, IPCC gibi kurumların iklim değişimi raporlarını okuyorum. Kırmızılar dijital düşünce ağında-digital think tank- sürdürülebilir yaşam kültürünü tasarlamak için, Türk mitolojisini referans alarak iklim değişimi nasıl önlenir diye kafa yoruyorum. Tasası olanın tasarımı olur. İklim değişimini durdurmanın hukuk, teknoloji, finansman ve kültür boyutu vardır.

Ekosentrik etik hukuk kararları, ekosistemleri yaşayan bir organizma olarak savunurken ekokırım, ekolojik borç kavramları evrensel hukuka yerleşiyor.

Şirketler karbon ve su ayak izlerini hesaplayarak yeşil teknolojiler ile 2050 de iklim nötr hedefleri veriyor. Döngüsel ekonomiye geçiyor. AB ve ABD 1.5 DERECE Sürdürülebilir tedarik zincirini yeniden kuruyor.

İklim değişimini önlemek için Sürdürülebilir yaşam kültürü tasarım kaynaklarını Türk Mitolojinde bulabiliriz. Sarıkeçelilerin doğa ile iç içe yaşamını örnek alarak havayı, denizleri, gölleri, toprağı zehirlemekten vazgeçebiliriz. Sanat ile zihinsel yeşil dönüşüm başladı. Doğanın ekonomisinde- kısmen döngüsel ekonomide- birim para değil yaşamdır. Yaşam döngü analizi yaparak tüm ürünler ve prosesler tasarlanabilir. Tarladan sofraya tüm süreçlerde karbon ve su ayak izleri düşürülebilir. Sürdürülebilir yaşam kültürü iklim değişimini önleyecek girişimlere güç verir, motivasyon sağlar.

Ancak iklim değişimi yaratan fosil yakıtlara ve “al, kullan, at “ doğrusal ekonominin dev şirketlerine trilyonlarca dolar finans sağlayan KÖRMES*lerin dünyayı altıncı yok oluş çağına, bile bile neden götürdüklerini anlamak çok zor.  İklim bilimine aykırı bir biçimde “kalgançı çak”ı (altıncı yok oluş çağı)  çağıran körmeslerin davranışlarının bilimsel bir alt yapısı yok. Sağlıklı olmayan ruh yapısı vardır körmeslerin. Körmesler – devletler üstü finansman mekanizması- trilyonlarca doları yönetir. Körmesler bir tür yapay zekâdır, duyguları yoktur, düşünmezler sadece alır, satar. Gezegeni kumarhane gibi görür, ormanlar-amazon dâhil-, dağlar, denizler, ekosistemler alınıp, satılabilir, yok edilebilir. Finans köpüğü reel ekonominin on katından fazladır ve araştıran herkes bu gerçeğe ulaşabilir. Düzen değişmez ise iklim değişir. Madem mantıklı bir analiz yapamıyoruz; mitolojik, kolektif bilinçdışından bir şeyler çıkaralım.

Erlik Han, kadim Türklerde ölmüş ruhlar dünyasının hükümdarıdır.

Erlik küreği olmayan kara kayıkla yüzer, kara tüysüz bir öküze biner.

Türk mitolojik hikâyelerinde Erlik Han ın başlıca işlevlerinden biri yer altı dünyasında ölülere mahkeme kurmasıdır.

Eğer ölen kişinin iyi ve güzel işleri, kötü ve pis işlerinden çok ise Erlik Han onun üzerinde hâkim olmaz.

Paraya tapanlar ise Erlik in hizmetçisi yani körmese* dönüşür.

Körmesler açlığa ve yoksulluğa neden olur.

Körmesler  kalgançı çak; altıncı yok oluş çağını yaratır.

Erlik Han hizmetçilerini Fuzuli Bayat dan okumanızı, izlemenizi öneriyorum.

Link Fuzuli Bayat Erlik Han video linki

Şahin Filiz diyor ki” Tıp, tıbbi hastalık, sağlık kavramı, açlık, yoksulluk gibi bu yazıda geçen ve görünüşte birbirinden farklı olan bu kavramların arasındaki derin ilişkiselliği kurmamızı sağlayan bağlantısallığı, benim Türk dilinde ilk kez kavramlaştırdığım “Felsefi sağaltım” yöntemi sayesinde anlamak mümkündür.”

Eleştirel Tıbbi Antropoloji birçok fiziksel, zihinsel ve duygusal acının sosyoekonomik ve siyasi eşitsizlik biçimleriyle nasıl bağlantılı olduğuna dikkat çekmektedir. Eleştirel Tıbbi Antropologlar bu sağlık koşullarına yoksulluk biyolojisi adını verirler.

Bilge Kağan, Türk milletine hitap ederken yoksulluğun açlıkla sınırlandırılamayacağını vurgulamıştır:

"İyice düşündüm.

 Milletimi kalkındırayım, besleyeyim diye kuzeye, güneye ve doğuya on iki büyük sefer yaptım, savaştım. Ondan sonra, Tanrı bağışlasın, talihimde kısmetim var olduğu için Ötüken'i il tuttum. Açları doyurdum, çıplakları giydirdim. Yoksul milleti zengin kıldım. Az milleti çoğalttım.

Artık kötülük yok.

Ve Türk Kağanı mukaddes Ötüken ormanında oturdukça ülkede sıkıntı olmayacak, Töre yaşayacak! Türk Oğuz beyleri, Milletim işit! Üstte Gök basmasa, altta Yer delinmese senin

İlini ve Töreni kim bozabilir?

 Ey Türk! Titre ve kendine dön!"

“Milleti kalkındırma, besleme, açlarını doyurma, çıplaklarını giydirme, zenginleştirme ve  az milleti çoğaltma”, Bilge kağan’ın yoksulluğu nasıl geniş çerçevede gördüğünü anlatıyor.

 Millet, doyurulup beslenerek zenginleşmez; bu geçici bir tedbirdir.

Asıl olan, zenginleşmesi ve refah içinde yaşamasıdır.

 Zenginleşmek, yoksulluğun her darbesine karşı koyabilecek ekonomik, toplumsal ve sosyal bağışıklık kazanmaktır.

Her açıdan sağlıklı olmaktır.

Link- Şahin Filiz açlığın felsefesi yazı linki

https://www.veryansintv.com/acligin-felsefesi

Ülkemizde ki yüzbinin üzerindeki sivil toplum kuruluşları Birleşmiş Milletler sürdürülebilir kalkınma amaçlarından en az birine odaklanır ise sağlıklı bireyler yaşatılabilir, yetiştirilebilir. Aksi takdirde ruh, akıl  sağlığını kaybediyor, toplumlar. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), sağlık kavramını bu genel çerçevede şöyle tanımlıyor: Sağlık;  kişinin bedensel, zihinsel/ruhsal ve sosyal iyilik halidir.” İyilik yap, denize at. Körmesler iyilik denizinde boğulsun. Bilge Kağanın sözüne kulak vermeli tüm sivil toplum kuruluşları “Titre ve kendine dön. “  iklim değişimini önlemek için.

Tuva dostu Cahit Günaydın #karezcanal2050

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden