8 Aralık 2022

Orhan Gâzî’nin Nîlüfer Hâtûn’dan doğma oğulları Süleyman ve Murâd, annelerinin ismine yaraşır biçimde, suda açan çiçekler misâli, Rûmeli’ne geçmişler; tez zamânda kollarını ötelere uzatarak fetih bahçemize güller serpmişlerdi. Bu iki kardeşden büyüğü, “Rûmeli Fâtihi” nâmıyla ebedîleşen Gâzî Süleyman Paşa, küçüğü de “Balkan Fâtihi” olarak gönlümüze taht kuran Murâd-ı Hudâvendigâr’dır. 

Tâlihsiz bir kazâ sonucu vakitsiz göçüp giden Süleymân’ın rûyâ ve hülyâlarını da hakîkat iklîmine dâhil eden Sultan Murâd, pek geniş Balkan coğrafyasıyla berâber Doğu Rûmeli’nin de fâtihi ve buradaki nice şehrin bânisidir. Kosova Sahrâsı’nda, kazandığı zaferin sevincine tebessüm etmeye dahî fırsat bulamadan hâince şehîd edilen Sultan Murâd-ı Hudâvendigâr, Balkanlar ve Rûmeli uğruna ödediğimiz bedelin en kıymetli ve bahâya gelmez kısmıdır.

Ruslar başta olmak üzere, Avrupalı devletlerin tahrîkleri sonucu, Balkan ve Rûmeli topraklarındaki Osmanlı tebaasından bir kısım Hristiyan unsurlar ayaklanma provaları yapmaya başladıklarında XIX. asrın yarısına yaklaşılıyordu. Yunan, Sırp, Ulah derken, bu furyadan Bulgarlar da nasîblenmek istediler. Onların sırtını sıvazlayan Rus ve Sırp elleri, aynı zamânda bize de silâh doğrultuyordu. 1876 yılındaki Birinci Meşrûtiyet hengâmesi içinde, Midhat Paşa’nın başını çektiği siyâsî hizbin hazırladığı psikolojik havada, târîhimizin en meş’ûm savaşlarından birine girdik. Gâzî Süleyman Paşa ile Sultan Murâd-ı Hudâvendigâr’ın kemiklerini sızlatan gelişmelerle Yeşilköy’e kadar gelen Rusları, biz değil, İngiliz tehdîdi durdurdu.

Ayastefanos adıyla kayıtlara giren andlaşma, bir ucu Adalar Denizi’ne açılan ve Makedonya’nın tamâmına yakın kısmını alan bir geniş Bulgaristan Prensliği’nin kurulduğunu ilân ediyordu. Menfaatlerinin Rusya’ya kaptırılmasından kaygıya düşen İngiltere, yanına öteki Avrupa devletlerini de alıp Berlin’de yeni bir andlaşma metni hazırladı. Bulgaristan’ın Akdeniz’le irtibâtını kesen Berlin Andlaşması, Osmanlı Devleti’ne bağlı ve merkezi Filibe olan Doğu Rûmeli Vilâyeti’nin kuruluşunu da kabûl ediyordu. Karadeniz sâhilindeki Burgaz’dan başlayarak, bu vilâyette Hasköy, Tatar Pazarcığı, İslimye, Yanbolu, Eski Zağra, Kırcaali şehir ve kasabaları yer alıyordu.

Zamân köprüsünün altından sular geçtikçe, üzerimize çullanan düşman tasallutu, çâre kaynaklarımızı iyice tüketti, 18 Kasım 1885 (10 Safer 1303) Çarşamba günü, Bulgaristan, tek taraflı bir beyânnâme yayınlayarak Doğu Rûmeli (Rûmeli-i Şarkî) Vilâyeti’ni ilhâk ettiğini bildirdi. Eski Zağra’nın Kızanlık (Kazanlık) beldesinde yetişen kırmızı güller, kan misâli yüreğimize düştü. Nîlüfer Hâtûn’un Bursa’daki türbesine daral geldi. Kıt’a cesâmetindeki bizim diyârların ortasında kurulan Edirne, 1885’de öksüz, yetim, buruk ve iflâh olmaz hislerin işgâline uğradı.

Rûmeli’ne ve Balkanlara fetih kanatları açarken ne kadar şendik. 1885 aynasında yüzümüzü tanımakta sıkıntıya düştük. Evlâd-ı Fâtihân, bükülü dizlerini doğrultamıyordu. Ne yapalım? Kendimiz ettik, kendimiz bulduk…

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: