6 Temmuz 2022

 

Kazakistan alevler içinde…

Devlet Başkanı Tokayev’in aldığı önlemlere rağmen, olaylar durulmuyor, daha da şiddetleniyor.

Doğal gaz zammı bahane edilerek başlatılan olaylar, giderek Kazakistan’ın “raydan çıkması” sonucunu doğurabilecek bir sürece doğru ilerliyor.

2021 yılında 30. Bağımsızlık yılını kutlayan ülke, yeniden Rus pençesine düşme ihtimali ile karşı karşıya.

Kazakistan’daki olayların arkasında ABD’nin/Soros’un olduğu iddiaları kanaatimce tamâmiyle gerçek dışı.

Bu iddiaların, Rusya tarafından el altından ortaya atıldığını düşünüyorum. Bu şekilde, hedef şaşırtmak, Kazakistan’a müdahale için gerekçe oluşturmak, bu müdahaleye meşruiyet kazandırmak istiyorlar.

2 Ocak günü barışçıl bir şekilde başlayan gösterilerin, sonraki günlerde şiddet yanlısı gurupların göstericilerin arasına karışması sonucu kontrolden çıkması, “bilinçli bir kışkırtma” ihtimalini akla getiriyor. Sözkonusu kışkırtma, "gösterilerin güç kullanarak bastırılması için siyâsî-hukûkî gerekçe oluşturmak amacıyla" yönetim tarafından yapılabileceği gibi, Kazakistan yönetiminin bilgisi dahilinde “Rusya’nın Kazakistan üzerindeki etkisini artıracak bir sürecin başlatılabilmesi için” Rusya tarafından yapılmış olması da kuvvetle muhtemel görünüyor.

Bu kaygımız boşuna değil…

Putin Rus İmparatorluğunu yeniden kurmak istiyor.

Aksi takdirde, Rusya, Baltıklardan Karadeniz’e, Kafkaslardan Türkistan’a kadar, çevrelenmiş olacak.

Deli Petro’nun deyimiyle, soğuk kıtaya hapsedilecek.

Putin, bu çemberi kırmak ve Rus İmparatorluğunu yeniden tesis etmek için, bir satranç oyuncusu gibi hamleler yapıyor.

Batı’nın, özellikle de ABD’nin aymazlığı; bu ülkelerin devlet adamı vasfı taşımayan, uzağı göremeyen, -bırakın uzağı- burnunun ucunu dahi görmekten aciz siyasetçiler tarafından yönetiliyor olması, Rus ve Çin devlet başkanlarının en büyük şansı.

Kazakistan, Rusya için en az Ukrayna kadar önemlidir.

Ukrayna’dan sonra sıranın Kazakistan’a geleceği aslında belliydi. Fakat, Ukrayna konusunda müdahale için uygun zemini yaratamayan Ruslar, dikkatleri Kazakistan’a çekmek sûretiyle, kendilerine bir fırsat yaratmak istiyorlar.

Kazakistan’ın karışması, uranyumdan buğdaya, doğal gazdan envai çeşit emtiaya kadar, dünya piyasalarında dalgalanmaya yol açacak.

Putin, Batılı siyasetçilerin zayıf tarafını biliyor. Kovid-19 salgınıyla zâten zor günler geçiren Batı ekonomileri, Ukrayna ve Kazakistan gibi uzak ülkeler için ağır sıkıntıları kaldıracak durumda değil.

Batılı toplumlar, özellikle de demirperdenin yıkılmasından sonra, küreselleşme sürecinde, büyük ölçüde depolitize oldular. Batılı toplumları, soğuk savaş döneminde olduğu gibi, arzu edilmese de, sonunda sıcak çatışmaya evrilebilecek gerginlikler sebebiyle yaşanabilecek sıkıntılara katlanmak konusunda ikna etmek, siyasetçiler için hiç de kolay değil. Kaldı ki, onların da böyle bir öngörüsü yâhut niyeti yok.

Üstelik, Batı’nın bütün büyük ülkeleri, zayıf yönetimler ya da koalisyonlar tarafından yönetiliyor.

İkinci Dünyâ Savaşı’ndan sonra Yalta’da yapıldığı gibi, ABD ve Rusya arasında yeni paylaşım sözkonusu olabilir mi? Ukrayna Batı’nın etki alanında bırakılırken, Türk Cumhûriyetleri Rusya’nın hegemonya alanına terkedilebilir mi? Rusya’nın Ukrayna’dan vazgeçmesi zayıf bir ihtimal, ancak büyüyen Çin tehlikesine karşı böyle bir paylaşım anlaşmasının yapılması da ihtimál dışı değil.

Çin, dünyânın en büyük ekonomisi olma yolunda hızla ilerliyor. ABD’yi çoktan geride bıraktığını ileri süren yorumcular mevcut. Dolayısıyla, büyük hammadde kaynaklarına ve pazarlara ihtiyaç duyuyor. Zayıf Türkistan Cumhûriyetleri, Çin’in karşısında kendi güçleriyle varlıklarını koruyamazlar. Ve, zaman geçtikçe, Çin, bu ülkelerdeki yatırımları ve imzaladığı anlaşmalarla varlığını pekiştiriyor. Zaman ilerledikçe, Çin’in bu ülkelerdeki gücünün etkisizleştirmek giderek güçleşecek.

ABD’nin, Çin’in Türkistan’daki operasyonlarına engel olabilmesi kabil değil. Afganistan’ı terketmek sûretiyle, böyle bir niyetinin olmadığını da beyan etmiş oldu. Irak ve Afganistan’da yaşanan başarısızlıklardan sonra, ABD yönetiminin yeni bir maceraya girmesi de beklenemez. Bu durumda, Ukrayna ve Baltık ülkelerinin egemenliklerine saygı gösterilmesi karşılığında, ABD Türkistan’ı Rusya’nın egemenlik alanı olarak kabûl etmiş olabilir. Böylece, Çin’in bu ülkelerde etkinlik kurmasının da önüne geçilebileceğini hesaplamış olabilirler.

Peki, eğer varsa böyle bir hesap, ABD ve Batı âlemi için uygulanabilir nitelikte midir? Hiç zannetmiyorum. Rusya, Ukrayna’dan ve Baltık ülkeleri üzerindeki emellerinden vazgeçmeyecektir. Türkistan üzerinde etkinliğini yeniden tesis ettikten sonra, tekrar Batıya dönecektir.

Hattızatında, Batı, Türk Devletleri Birliği’ni desteklemek sûretiyle, geleceğin ekonomik ve siyâsî sıklet merkezi olma istidadındaki Avrasya’da Rus-Çin egemenliğini dengeleyebilir. Fakat, günümüz Batılı liderler arasında ne yazık ki böylesine “geniş ufuklu” birisini bulmak zor. Bizim de bu konularda plânlı-proğramlı girişimlerde bulunduğumuz, bir strateji belirlediğimiz söylenemez.

Gösterilerde, Kazakistan’ın kurucu lideri Nur Sultan Nazarbayev’in hatırasına saygısızlık sergilenmesi, heykellerinin yıkılmaya çalışılması, endişe verici. Yaşayan Türk liderleri arasında Türklük bilinci en yüksek, en şuurlu devlet adamlarından birisi olan bu saygın insanın hedef alınmış olması, gösterilerin amacı/hedefi konusunda etraflıca düşünmeyi gerektiriyor.

Yüzölçümü olarak Türkiye’nin üç katı büyüklüğünde bir ülke, Kazakistan. Çok zengin yeraltı/yerüstü kaynaklarına sahip. Geçmişte, Ukrayna ile birlikte SSCB’nin buğday ambarıydı. Petrol, doğal gaz, uranyum ve daha nice değerli kaynağa sâhip. Çin’in, denizde kendisine karşı ABD tarafından kurulmak istenen ablukayı aşmak için geliştirdiği Kuşak-Yol Projesinin can damarı olan ülkelerden birisi. Özellikle Çin için, hem bir hammadde kaynağı, hem de zengin bir pazar.

Rusya, Kazakistan’da etkinlik sağlamayı başarırsa, Azerbaycan ve Özbekistan dışındaki Türk Cumhûriyetlerine pençesini geçirmekte hiç zorlanmayacak. Böylece, Türkmenistan ve Kazakistan’ın petrol ve doğal gaz kaynakları üzerinde zâten var olan etkinliğini daha da artıracak, tam söz sahibi olacak.

Üstelik, ABD baskısına karşı Çin ile kurmak zorunda kaldığı “zoraki ittifak” ilişkisinde de, oldukça avantajlı bir duruma geçecek. Çünkü, Rusya için asıl tehlike ABD değil, Çin.

Toprağı bol olsun, Medeniyetler Çatışması tezinin mucidi Samuel P. Huntington,  ABD liderlerinin dikkatini dört ülkeye çekmekteydi; Rusya, Japonya, Türkiye ve Meksika. “Rusya’yı aramıza alamayız, ancak karşımıza da almamalıyız.” diyordu. Ancak, günümüzün çapsız ABD liderleri, bu vasiyetin mâhiyetini anlayabilecek durumda değiller. Putin de onlara bu fırsatı vermiyor. Bu aymaz politika sebebiyle, Rusya, Çin ile zoraki bir ittifak tesis etmek zorunda kalırken, ABD, Rusya ve Çin gibi iki küresel güce karşı yapayalnız kalıyor. Üstelik, bu bilek güreşinde kendisine en çok ihtiyaç duyacağı Türkiye’yi de arkasından hançerlemekten geri kalmıyor.

Demek ki, kaht-ı rical yalnız bize has bir durum değil.

Bu son olay, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin ve Karabağ konusundaki yakın işbirliğinin ne kadar önemli olduğunu bir kere daha göstermiş oldu.

Meselâ, Türkiye ile Türk Dünyası arasında sokulan bir hançer olan Zengezur arazisi Ermenistan işgâlinden kurtarılabilmiş olsa, Türkistan’ın bütün doğal zenginlikleri karayolu/demiryolu/denizyolu/boru hatları vasıtasıyla Avrupa’ya aktarılabilecek. Böylelikle, özellikle doğal gaz konusunda Avrupa’yı kendisine bağlamış olan Rusya’nın elinden bu büyük koz alınmış olacak. Türkistan, Azerbaycan, İran ve -eğer gerekli boru hatları inşa edilebilirse- Ortadoğu’dan gelecek doğal gaz sayesinde, Avrupa’nın Rus gazına hiç ihtiyacı kalmayacak. Böylelikle, Ukrayna ve Baltık Cumhûriyetleri konusunda -ve, tabii diğer ihtilaflı konularda- Rusya’ya karşı daha dirençli olabilecek.

Bahsedilen projenin Türkiye’nin stratejik önemini daha da artıracağı ise, belirtilmesine bile gerek olmayan bir durumdur.

Putin’in, bütün bu krizleri umûmiyetle kış aylarına denk getirmesi de sebepsiz değil. Ruslar, târih boyunca, ülkelerinin coğrâfî derinliğinden ve Rus bozkırlarının tahammül edilmesi zor kış şartlarından ustaca yararlanmasını bildiler. Napolyon ve Hitler bu şekilde püskürtüldü. Putin şimdi aynı yöntemi, özellikle iklim faktörünü rakip ülkelere karşı kullanıyor. Kış ayları, doğal gaz bağımlılığı sebebiyle, özellikle Avrupa’nın hareketsiz kalmasında büyük etken. Putin, "vatandaşlarının soğuktan donması, elektriklerin kesilmesi, fabrikaların durması" ihtimalini hiçbir Batılı hükûmetin göze alamayacağını biliyor.

Henüz söylenti düzeyinde olmakla birlikte, Rusya’nın, olayların önlenmesi konusunda yardımcı olması karşılığında, Kazakistan’dan bir takım isteklerde bulunduğuna dâir haberler alınıyor; Kazakistan topraklarında askerî üs kurmasına izin verilmesi, Kazakistan’da bulunan nükleer araştırma/deneme istasyonlarının ve Baykonur Uzay üssünün Rusya’ya devredilmesi, Rusça’nın ikinci dil ilân edilmesi, Kiril alfabesine geçilmesi, Kırım’ın ilhakının tanınması, Rus azınlığa özerklik verilmesi vs.

Bu söylentilerin gerçek olup olmadığını henüz bilmiyoruz, ancak Rusya’nın, içinde bulunduğu müşkil durumdan istifade ederek, Kazakistan’dan bu taleplerde bulunması hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.

Demirperde’nin çözülmesine, SSCB’nin yıkılmasına, iki asırdır Rus esâretinde bulunan Türk Ülkelerinin -üstelik de bizim hiçbir dahlimiz olmadan- bağımsızlıklarına kavuşmasına hiçbir hazırlığımız yoktu. Bunun acısını çok çektik, hâlâ da çekiyoruz.

Şimdi de, Rusya’nın yeniden Türk Cumhûriyetlerine karşı taarruza geçmesi konusunda bir hazırlığımız -maalesef- yok.

Türk Devletleri Teşkilatı, eğer bu krizde, Kazakistan’ın bu bâdireyi kazasız-belâsız atlatması konusunda kaydadeğer bir etkide bulunabilirse, rüştünü ispat etmiş olacak, gelecek için ümitleneceğiz.

Kazakistan kaybedilirse, Türkistan kaybedilir. Türk Birliği ülküsü, belki de asırlar boyunca, uzak bir hayâl olarak kalır. Kazakistan’ın yanında olmalıyız. Rus ayısına meydanın boş olmadığını göstermeliyiz.

Türk Birliği, Kızılelma’mızdır. Kazakistan, Türk Birliği’nin en önemli unsurlarından birisidir. Rusların insafına terkedilemez.

Mustafa TEZEL

Yazar Hakkında:

Mustafa TEZEL

Mustafa TEZEL

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü'nden mezun olan Mustafa TEZEL, yüksek lisansını Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Maliye Bölümünde yapmıştır. Çalışma hayatına bir kamu bankasında müfettiş yardımcısı olarak başlayan TEZEL, anılan kurumda müfettişlik ve "sorunlu krediler tasfiye kurulu başkanlığı" gibi görevlerde bulunduktan sonra, bilâhare özel sektörde menkûl kıymetler alanında faâliyet gösteren bir kuruluşta Genel Müdür ve Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yapmıştır. Hâlén Ulaştırma Bakanlığı'na bağlı bir kuruluşta Başmüfettiş olarak görev yapan TEZEL'in demiryolları, yatırım teşvikleri, küreselleşme, kültür ve dış politika alanlarındaki makaleleri muhtelif dergilerde yayımlanmıştır.