6 Temmuz 2022

Ah şu kelimeler yok mu capcanlıdır onlar. Özellikle bir cümlede hak ettikleri yere konduğunda keyiflerine diyecek yoktur. Konuşmak isteyenlerle konuşur, anlamak isteyenlere en gizli ve örtük mesajlarını verir. Uyumayan zekalar bu mesajları en kısa zamanda alır. Her birine çoğu zaman ortak anlamlar yüklenir ama bir cümle içerisinde yerlerini aldıklarında anlam zenginlikleri ya artar ya da zayıflar. Bu duruma sebep de o kelimeleri kullananlar olur. Bunlar bazen bir hatip, bazen bir yazar bazen de bir sohbet adamı olur. Kelime deyip geçenler kelimeleri hafife alanlardır. Çünkü yerinde kullanıldığında kelimeler var ki uyuyanı uyandırır, kelime var ki insanı pısırıklaştırır, kelime var  kalabalıkları ya başarıya ya da yıkıma götürür. Aynı kelime kullanıldığı yer ve zamana, hedef kitlesine göre de anlam yüklenen davranışlara sebep olur.

Mesela kelimelere hamaset yükleniyor veya kelimeler hamaseti çağrıştırıyorsa görevlerini hedef kitlenin anlayışına göre yerine getirir. İşte bu durumda hamaset kelimesi karşımıza çıkar. Kendisine sarılanları coşturan akıldan çok duygulara eşlik eden bir kelimedir hamaset. Bununla birlikte ardından hakikat kelimesini de hatırlarız.

Hakikat, kutsalı da olmayanı da çirkini de güzeli de çelişen bütün eşlemelerin tamamını da açıkça gösterir. Hamaset, insana, kitlelere sadece tutkularını gösterir. Her güzel görünenin dışını işaret eder, içindeki kötülükten, çirkinlikten bahsetmez. Bunun için hamaset daha çok çekicidir, çekici gelir, sürükleyicidir, aynı zamanda güdücüdür de. Yerine göre vatan, millet, din, iman, adalet, özgürlük vb. kelimeler, kavramlar içleri doldurulmadan dillerden düşürülmez ama bunlar anlamlarından hiçbir iz de taşımazlar. Çünkü burada saçmalama devreye girmiştir. Nitekim öyle zamanlar olmuştur ki hamaset ve hamasilik kitleleri peşinden sürüklemiştir. Toplumların psikolojik gücüne güç kattığı da olmuştur. Bu kelimenin anlamı içerisindeki çağrışımlar artık zamanımızda asıl görevini tamamlamış gibi görünmektedir. Çünkü insanlar yaşamış oldukları tarihi ve sosyal birikimlerden sonra artık “kuru hamaset” yerine içi dolu hakikate yönelmiştir.  Ayakları yere basmayan vaatler kadar hamaset yüklü söylemler de pek inandırıcı gelmemektedir. Hakikat içi boşlara, ayakları yere basmayanlara, gerçeklikten kopmuşlara yani hamasete yüz vermez. Çünkü adalet gibi diğer sayılan kavramlar da havada dolaşıp durmaz, insana, insanların arasına girdiğinde, toplumlarda yaşandığında ve insanlarda yaşatıldığında canlanırlar, bir anlam kazanırlar. Onlar kuru birer kelime olmaktan çıkarlar. Hamaset bu değerleri, benzerlerini sadece dillendirirken hakikat bunların yaşatılmasının ta kendisidir.

 Toplumda hamasetin kendisi kadar hamaset yapan kişiler, hakikati söyleyenler karşısında daha da sorun haline gelmiştir. Hakikati söyleyenlerin, yazanların sesleri hamasetçiler tarafından bastırılma, yok sayılma saldırganlığına itilmiştir. Hamaset üslubunda anlama ve dinleme fazla olmadığından bu anlayışa hakikat daima acı gelmiştir. Hamasiler içinde yaşamış oldukları gerçekleri görmek yerine daha çok düne ve yarınlara sığınmakla da hakikatlerden uzaklaşmış olmaktadırlar.

Hamaset, özellikle çağımızda asıl anlamından koparılmış bir kelimedir. Çünkü hamasilik artık yiğit ve mert insanlardan bahseden genellikle destan olan ama arada bazen şiir olarak da ifade edilen yazı türü olmaktan çoktan çıkmıştır, çıkarılmıştır. Her şeyin “gibi” olduğu bir görevi üstlenmeye başlamış veya hamasete böyle bir rol verilmiştir. Artık hamaset sözde yiğitlik, kahramanlık, cesaret göstermek olmuş ve hakikatte bunlarla yüzleşmekten kaçmanın göstergesi haline gelmiştir. Belki konferans verirken, bir konuşma yaparken yine dinleyenleri heyecanlandırmak ve etki altında bırakmak için başvurulan abartılı anlatım biçimi olarak başvurulan bir yöntem. Ama artık bu söylemlere kimse pabuç bırakmıyor. Akıl yürütenler artık hamasetle avlanamıyor. Bu çağda insanlar olayların ve sorunların çözümüne daha somut, daha gerçekçi gözle bakıyorlar. Temel dayanakları olmayan güzel ifadelere hemen kanma yerine bunları sorguluyorlar.

Hamaset; hamasi bir cümle ile ifade edilecek olursa, hamasetin engelleri hakikatlerin yoluna döşenmiş hoş kokulu zehirlerdir. Hamaset insanların hakikate giden yollarına hoş kokulu, gül görünümlü engeller koyarak gerçeğe, amaçlarına ulaşmasını zorlaştırır. Hoşa gideni anlatır ama hoşa gidene ulaşmayı hiçbir zaman gerçekleştirmez. Hamasilik üretilendir, olması istenen, hayal edilendir. Birçoğunun ayakları yere basmaz. Bunun için hayal kırıklıkları hamasetten sonra gelen en büyük yıkımlardır. Nitekim içlerinde daha çok hamasilik barındıran ve hamasi sloganlarla desteklenen sözde fikir-düşünce akımlarının bağlılarının hayal kırıklığına uğrama sebeplerinin başında hamasi söylemlere kapılmak gelir. Bir fikrin aslını, temelini anlama çabası yerine onun sadece hamasi tarafının peşinden gidenler hep pişmanlık ve neticede şaşkınlık yaşamışlardır. Çünkü üretilmiş hamasilik hakiki hakikatleri perdeler, üretilmiş hamasilikten arındırılan söylemler, çabalar ancak gerçeklikle yüz yüze geldiklerinde somut, ayağı yere basan çözümlere ulaşırlar.

Hamaset hayalin, hakikat gerçeğin kendisidir. Hamasette sadece kişinin gönlüne hoş gelenler, olmasını istediği arzuları, söylemleri vardır hakikatte hoş olan da olmayan da bulunur. Hamaset tutkuları körükler, bir anlamda camekandan bal yalatır ama hakikat gerçekle yüzleştirir, balı yiyemediğini açıklar, gerekirse ispat eder.

Hamasette hoşa giden sözler sıkça tekrarlandığından yalancı bir gerçeklik algılaması ortaya çıkar. Toplumda bu duruma inanan arttıkça hamasi sözlerin büyüsü de her kesime yayılır. Böylelikle gerçeği görmek, kabullenmek zorlaşır. Sıfatları  ‘aydın’ da olsa ömür boyu bir takım hamasi sloganların borazanlığını yapanlardan özgün fikirler çıkmaz. Çünkü hamasetin hakikati gölgelediğini ancak aydınlık zihinler fark eder.

Hamasetle yaşayanlar hakikatle karşılaştıklarında ya hayal kırıklığına uğrarlar ya da hakikatlerden kaçarlar. Hakikatleri yalancılıkla suçlayanlar hamasetin esirleri içinden çıkar. Hakikat, içinde barındırdıklarıyla yalan da olsa doğru da olsa, acı da olsa, tatlı da olsa gerçektir. Hamasetin içinde barındırdıkları hususunda doğru bir kanıya ulaşmanın, gerçek anlam yüklemenin kolay olamayacağı da bir gerçektir. Hayaller gibi yalanlar da daha çok hamasette kendisine yer bulur. Hep hayal kurup hamaset yapanlar sonunda hakikat arayışına yönelmiyorlarsa bunlarda hayal kırıklıkları hayatlarının bir gerçeği olarak var olacaktır. Çünkü “hakikat kırıklığı” diye bir söz yoktur ama “hayal kırıklığı” vardır. Bunun için hakikatin değil daha çok hayalin kırıklığı yaşanır. Hayal kırıklığına sıkça uğrayanlar daha çok hamaset dünyasında dolaşanlardır. Gibi sanılanlar insanları hayal kırıklığına uğratırlar. Gibi bilinenlerin dayanakları zayıf, fikri temelleri muğlaktır, hatta gibi bilinenler çelişkilerle doludur. Mesela “dürüstlük, doğruluk, ahlaklılık” gibi konuları dillerinden düşürmeyenler davranışlarında bu özelliklerinden hiçbiri bulunmuyorsa bunlar hamaset yoluyla “gibi” olmaya sığınanlardır. Olduğu gibi görünenlerden ve olduğu gibi kabul edilenlerden hayal kırıklıkları fazla yaşanmaz. Çünkü onları hamasetin, sanıların gözlüğü ile değil hakikatin gözü ile görürüz. Eksiği ile yanlışı ile bilindiği ve tanındığı için onlardan beklenenleri de fazla yanıltmaz. İnananları yıkıma uğratan hamasiliğin başlangıcı değil neticesinin boş çıkmasıdır.

Hamaset her zaman tatlı ama hakikat bazı zamanlar acıdır. Çünkü arzuları hamasetin yerine getirdiği, dünyamızı güzelleştirdiği sanısına kapılmak bile insana yalancı ve geçici bir haz verir. Böylelikle geçici hazlar gerçek hazlara yetişmenin önünde hep engel olur. Hayalde kalarak ve acıdan kaçarak hakikate ulaşmak, hakikatle yaşamak hiç kolay değildir. Hatta mümkün değildir. Güneşin nesneler üzerine doğduğunda meydana gelen gölgeleri eşyanın kendisi sanmak ne kadar akıl dışı ise, gölgeler yok olduğunda eşyanın da yok olacağını sanmak akla ziyandır.

Hamasete hayal, hakikate akıl eşlik eder. İkisinde de umut vardır ancak hamasetin hayalci umudu hiçbir zaman somutlaşmaz, hayatın içinde yer almaz. Hamasette yalancı bir kahramanlık, yalancı bir huzur, sevgi, kendine temelsiz bir güven ve bilgiçlik taslama vardır. Bunun için sadece hamasete açık olanlar hakikatle yüz yüze gelmekten hep kaçınır, rahatsız olur, gerekirse onları yok sayar, hayal kırıklıklarına uğrayacağı kaygısını üzerinden atamaz.

Hamaset yapanların sesi içi boş büyük bidonların (siloların) rüzgârda tuhaf, bazen  korkutucu sesler çıkarmasına benzer. Dinleyenlerin bazılarını hamasete getirirler, bazılarını da korkutabilirler sadece.

Hamaset, olmayanı varmış gibi sanmaktır, var saymaktır. Bazen de gerçek olanla olmayanı karıştırmaktır. İnsanları dolduruşa getirmek ama ifade edilenlerin arkasının boş çıkması hamasetin oyunudur. Hamaset yel değirmenlerine kılıç sallama, hayalde yaratılanları geçerek sollama sanısıdır. Hamaset sıcak havalarda kısa bir süre esen serin yel gibi insanları canlandırabilir lakin hakikat bu kısa süren canlılıktan sonra tutkunlarını gerçekle tanıştırır. Bu tanışıklık hamasilerin pek hoşuna gitmez. Tepki olarak yeni baştan uyuşukluğa yönelenler, uyumakta direnenler hamasiliğin peşinden sürüklenirler. Hamaset gaz verir ama depoya gaz doldurmaz. Hamasiler hakikati ancak niyetlerinin, amaçlarının yolda kaldığını, engellendiğini fark edince anlar.

İster bir kişi, isterse bir millet olsun hamaset hayalinden hakikatin gerçeğine dönmediği sürece hayatının hiçbir alanında başarıyla yürüyemez. Tarihte kalan destanlarla, başarılarla, kahramanlıklarla övünmeye devam eder. Bilim, siyaset, sanat, politika üretemez. Hamasetle beslenenler hayallerinin yıkılması karşısında savunma mekanizmaları geliştirir, eksikliğini kabullenmez, yenilgilerinin sebebini icat ettiği düşmanlara yükler. Karşılaşılan engellerin, başarısızlıkların, yenilgilerin sebepleri olarak bahaneler üreterek de hamasetten kurtulmak mümkün değildir.

Hamasetle avunan, hamaset üreten, hamasette kalan aydınların trajedisi toplumu da hakikatlerden uzaklaştırır. Bir yazarın (Bernard Williams) ifade ettiği gibi önce şu sorulara cevaplar aramamız gerekir: “Dili ve birbirimizi anlamakta aslında hakikat nosyonunun hayati bir rol oynadığını kavramamız gerek. Bu rolün kendimize dair kişisel, toplumsal ve siyasi kavrayışımız için hayati olan daha kapsamlı düşünce yapılarıyla nasıl bağlantılı olabileceğini sormamız gerek.  Kendimize, birbirimize ve içinde yaşadığımız topluma dair kavrayışlarımızı destekleyen anlatılar hakikate ulaşmaya ne kadar muktedir?  Bu anlatılarda eksik olan hakikat mi? Hakikati anlatmadan hakikatli olabilirler mi?”

Amaç insanların, toplumun birbirini daha doğru anlaması ise bu sorulara hamasiliği değil hakikati yöntem olarak seçmekle gidilebilir. Buna karşılık dile de hayale de hamasilik tatlı ve kolay gelir. Hamasetle kendilerini kandıranlar başkalarını da kandırdıklarını sanırlar. Hamaset yapan içi boş da olsa egosunu, hayallerini, arzularını geçici bir doyuma ulaştırırken karşısındakilerin veya okuyucuların da kendi hayallerine malzeme sağlar. Yani alan memnun satan memnundur. Bu durumdan sadece gerçekler, sadece hakikatler uzak kalır. Hakikatlerden uzak kalanlar da hakikati hiçbir zaman arama ihtiyacı hissetmezler veya hissetseler de karşılarına daima hamaset çıkar. Hakikati özümsemeyenler de hamasetli olabilirler ama hiçbir zaman hakikatli olamazlar. Hakikat adına bu durum da ayrı bir tür yoksunluktur.

Hamasetin uyardığı anı hakikat iyi kullanmasını bilirse, hamasetle iş birliği yaparsa gerçekler daha çok kabul görür. Hakikat her türlü yalanın karşısına mertçe durarak “hakiki” kimliğini göstermiş olur. Ancak hakikate hamaset karıştırıldığında onun gerçek duruşu zayıflar. Tam da bu noktada hamaset-hakikat karışıklığı doğar ki bu durumdan daha çok hamasetin hatipleri, tutkunları fayda görür. Hamaset akıl yürütmeyi boğar. Olan yine hakikate olur. Bunun için hayata, bilime, sanata gerçekçi tutunmak için hakikatlerin hamasilikle mücadelesi şarttır.

Yazar Hakkında:

İhsan KURT

Yazarın diğer makalelerinden: