18 Mayıs 2022

SDG endeks, ülkelerin Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ulaşma konusundaki güncel durumunu değerlendiren dünya çapındaki bir gösterge olup,  Cambridge Üniversitesi’nin yayımladığı son rapor, 2021 yılında Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na yönelik ilerlemeleri göstermiştir. Dünya çapında hükümetler, koronavirüs salgınına yanıt olarak 1600’den fazla sayıda kısa vadeli sosyal koruma önlemi uygulamaya koysa da; 2021 itibarıyla hala 4 milyar insan sosyal koruma kapsamında değildir. Pandeminin bir sonucu olarak, en az 119 milyon kişi aşırı yoksulluğa itilirken;  161 milyon kişide açlık çekiyor. Bu olumsuz tablo ise Yoksulluğa Son, Açlığa Son ile İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme başlıklı amaçlar açısından ciddi gerilemeye sebep olmuş durumda. Değerlendirmeye alınan 165 ülke arasından 70. sırada olduğumuz endekste, ülkemizin durumuna gelince; Türkiye, toplam 17 SDG içerisinde Yoksulluğa Son ve Nitelikli Eğitim amaçlarında ilerleme kaydetmiştir. Açlığa Son, Sağlık ve Kaliteli Yaşam, Temiz Su ve Sanitasyon, Erişilebilir ve Temiz Enerji, Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı, Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar ile Amaçlar için Ortaklıklar başlıklı amaçlarda kısmi ilerleme göstermiştir. 

Ancak, Eşitsizliklerin Azaltılması amacında ise net bir gerileme yaşanmıştır…

LİNK- WEF tarafından 17'ncisi yayımlanan Küresel Riskler Raporuna göre;

https://www.dunya.com/surdurulebilir-dunya/iklim-ve-toplumsal-krizler-2022nin-en-onemli-riskleri-haberi-645637

Pandeminin 3. yılına girdiğimiz günlerde 17.’ncisi yayımlanan Dünya Ekonomik Forumu (WEF) Küresel Riskler Raporu 2022, iklim krizi**** ve geçim sıkıntısı*****, toplumsal bölünmeler, bulaşıcı hastalıklar ve akıl sağlığı sorunları gibi risklerin en kısa vadeli küresel riskler olarak göründüğünü ortaya koyuyor. Aşırı hava olayları raporun kısa vadeli risklerinin başında gelirken, ikinci sırada geçim sıkıntılarına bağlı krizler geliyor. Özellikle 5-10 yıl için öngörülen küresel riskler tablosunda 10 riskin ilk 5’i iklimle ilgili. Biyoçeşitlilik kaybı, doğalgaz krizi ve insanın çevreye vereceği zararlar da bu riskler arasında. Gelecek 10 yıllık süreçte sonuçları en ağır olması beklenen riskler ise şöyle sıralanıyor: İklimle mücadelede başarısızlık, aşırı hava olayları, biyoçeşitlilik kaybı, toplumsal bölünme**, geçim krizleri, bulaşıcı hastalıklar, insanın çevreye verdiği zararlar, doğal kaynak krizleri, borç krizi*** ve jeoekonomik ihtilaflar*.

Riskleri * işareti ile T.C. için sıraladım. Jeoekonomik ihtilafları* yoğun olarak yaşıyoruz ve toplumsal bölünme ** derinleşirken, borç krizi*** gelecek kuşaklara mutsuz bir umut bırakıyor. İklim krizi**** geçim sıkıntısını***** yaygınlaştırıyor.

Ülkemizde küresel ve ulusal ekonomipolitik risklerden, sosyal ve çevresel risklere karşı önlemleri; başta sanayici ve iş adamları oda-dernekleri olmak üzere, tüm sivil toplum kuruluşları alabilir. Söz konusu raporlara,  herkes kolayca ulaşabilir. Kenan Evren 1980 de kamu bürokrat ve teknokratlarını tasfiye ettiğinden, kamu personelinin ekonomi politik riskleri analiz ederek, sosyal ve çevresel konularda önlem alma ve ekonomipolitik stratejiler geliştirme yeteneğinde, iyileşmeye açık alanlar bulunmaktadır. Kenan Evren in yökü üniversitelerin bilimsel özerkliğine ciddi zararlar vermesi, risk analizleri yaparak strateji geliştiren akademisyenlerin, büyük kısmını sistem dışı bırakmış, kalanlar ise pasifize edilmiştir. Riskleri analiz etmesi gereken siyasi aktörlerinde,  entelektüel kapasitesi düşerken aynı zamandan parlamenter olma motivasyonları da çok değişmiştir. Yolsuzluk-rant ekonomisinin ülkemizde yükselmesi, Birleşmiş Milletler kalkınma amaçlarında ülkemizin 70. Sıraya kadar düşmesine neden olmuştur. Sanayici ve iş adamı oda ve dernek üyeleri, dünya da ki ekonomipolitik riskleri günlük olarak çok yoğun yaşamakta,  ama önlem almak için iş birliğine gidememektedir. İş dünyası için iş birliği ciddi bir zihin yapısı-mind set- problemidir. İş- kümelenme modeli- de birlik olmadan, fikirde –milli burjuvazi- birlik olmaz. Daha önce ki yazılarımızda detaylı açıkladığımız gibi “milli burjuvazi” mizin “ zihin yapısı- mind set-  SDG indeksinde ki yerimizi belirlediği gibi; AB yeşil mutabakat döngüsel eylem planına göre dönüşen yeşil zihin yapısı –the green new deal- ile tekrar 1933 T.C. planlı karma ekonomisini başarısı yinelenebilir. Ömer Koç gibi “milli” burjuvazimiz Atatürk’ü gerçekten anlarsa ve sözünü eyleme geçirirse (hayatta en hakiki mürşit bilimdir sözü), mutsuz bir umut vardır, gençlik için; öyle 10 kasımda halkla ilişkiler tv reklamları ile anmak yerine… Zihinleri hür bırakılan gençlik, Atatürk ü çok iyi anlıyor ve Nutuk ‘u okuyor. Sabrediyor…

Düzen değişmez ise iklim değişir, iklim değişir ise kuraklık, açlık gelir. Gıda krizinin derinleşme riskine karşı  AB tohumdan tarlaya tarım politikası benimsenmek zorundadır. Sığınmacıların yaratacağı sosyoekonomik kriz riskine karşı, ülkelerine dönüş şartlarının sağlanması şarttır. İşsizlik sorunun çözümü için AB yeşil mutabakat döngüsel eylem planına göre üretimin desteklenmesi konusunda sanayi ve ticaret odaları-dernekleri kendi aralarında şirket birleşmeleri ile iş birliği –küçük olsun, benim olsun kafasını değiştirmek zorundadır-yapmak zorundadır. Etnik ve dinsel illegal hareketlerin finans kaynakları engellenerek, gençlerin yeteneklerini kullanarak, özgürce geleceklerini belirleyecekleri bilimsel, teknik ekosistemleri yaratmak sanayi ve ticaret oda derneklerinin birinci görevidir. Beyin göçüne şirketlerimiz daha fazla dayanamaz. Düşük ve orta teknoloji seviyemiz bile korunamaz.  Şirketlerimiz elindeki yaşlı kadrolar ile nasıl arge yapabilir, nasıl yüksek teknoloji ürünler tasarlayabilir? Bırakın dördüncü sanayi devrimine yetişmeyi, dijital 5g yapısını kimle kurabilir? Yurt dışına giden mühendis ve doktorlarımızın sayısını, sanayici ve iş adamlarımız biliyor mu? Toplumsal eşitsizlikleri azaltmak için sanayi ve ticaret oda, derneklerinin yaptığı verimli, inovatif işler yanında, yapabileceği çok sayıda sosyal sorumluluk projeleri vardır. Gençlerimizin tersine beyin göçü için şirketlerin sivil toplum kuruluşları ile birlikte tasarımlarını yapabileceği çok sayıda sosyal girişimler, projeler olabilir. Gençler umudumuzdur. Genç beyinleri kaybetme riskini hiçbir şirket göze alamaz. Koç holding bile olsa Yok holding olur, rekabet edemez. Her fabrika bir kaledir. Milletler şirketleri kadar katma değer yaratabilir. Dünya da ki ilk 100 şirket de kaç şirketimiz var ki g20 ülkesi olmak ile öğünüyoruz.

LİNK ÖMER KOÇ DİYOR Kİ

https://www.dunya.com/ekonomi/omer-koc-piril-piril-genclerimiz-istikbalini-neden-yurtdisinda-ariyor-haberi-645803

“Bilhassa vurgulamak isterim ki, ülkemizin kısıtlı imkânlarıyla yetiştirdiği pırıl pırıl gençlerimizin giderek artan bir şekilde kazanımlarını ülkemize aktarmak yerine istikballerini yurt dışında arama gayretine düştüklerini görmek beni hem fevkalâde üzüyor, hem de had safhada endişelendiriyor.

Bu noktada, Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Bütün ümidim gençliktedir’ sözünü aklımızdan çıkarmadan gençlerimizi anlamak ve kendileri açısından hiç de kolay olmayan bu yolu neden tercih ettikleri üzerinde etraflıca düşünmek gerekiyor. Kuşkusuz farklı sebepler var. Ben bunların hepsinin çözümünün Ulu Önder Atatürk’ün çizdiği çağdaş uygarlık yolunda saklı olduğunu düşünüyorum.”

Tarikat holdinglerinin finansmanı sağladığı fiziksel simülasyon ortamında -hücre evleri-  gençlerimiz gelecek umudunu kaybederken, sosyal medya yankı odalarında –simülasyon ortamlarında- bir birinden etkilenen donanımlı, eğitimli meslek sahibi gençler ise gelecek umudunu dışarıda arıyor. Ülkemize gelen milyonlarca mesleksiz, eğitimsiz sığınmacı ise toplumun psikososyal gerilimi artırırken, yolsuzluk-rant ekonomisi ile elde edilen servet, yurt dışına legal veya illegal transfer edilirken, yoksulluk; fabrikaların ve işletmelerin kapanması ile yaygınlaşıyor, geniş yoksul kitleler de mutsuz bir umut ile bir lokma ekmek bulduğu için dua ediyor. BM sürdürülebilir kalkınma amaçlarına göre hazırlanan raporda eşitsizliğin yükseldiğini, tüm dünya görüyor. Ömer Koç gibi tüm zenginler de SDG indeks ve WEF risk raporunu okuyor, fevkalâde üzülüyor, hem de had safhada endişeleniyor ve hatta tüsiad geleceğin inşası diye rapor bile yayınlıyor, müsiad ile istişare ediyor, her ikisi de the green new deal yapıyor.  Maalesef illegal organizasyonlara karşı, ülkemizi bekleyen risklere karşı önlem alabilecek, Kenan Evrenin ayakta bıraktığı tek legal sivil toplum kuruluşu, sanayici ve işadamları dernek ve odalarıdır. Kırmızılar yayıncılık a.ş. gibi global ve ulusal riskleri analiz eden, çözümler üreten binlerce düşünce kuruluşu var. Dünya’daki riskleri ve gelişmeleri yakından izleyen, ülke sorunları üzerine düşünüp çözüm üreten yüzbinlerce aydın var. Sadece iş adamları ve sanayici dernek ve odalarının bu kaynakları izleyip, gerçekçi projeler üretmesi gerekir, kur, faiz, enflasyon fasit dairesinden çıkmak için. Sorunlar, sorun yaratan kafalarca çözülemez.

MUSTAFA İMİR diyor ki “Türkiye’nin bu dönemi de atlatacağına inanıyorum. 

Geleceğimizi aydınlık görüyorum. 

Çünkü biriken bu enerji mutlaka bir takım başka arayışlara ve başka kapıların açılmasına vesile olacaktır. 

Bir nevi ‘mutsuz umut’ durumu var: Kendimiz görmedik bari çocuklarımız görsün sabrı, umudu ve çabası… 

Ancak düze ve aydınlığa çıkmayı bekleyecek sabır da aşındırılıyor.

‘Beyin göçü’ giderek hızlanıyor. Kısacık ömürlü insan, ömrünü kaotik bir ortamda geçirmemenin yollarını arıyor. Demek ki dayanma katsayısı giderek azalıyor.”

MUSTAFA İMİR MUTSUZ UMUT MAKALE LİNKİ

https://millidusunce.com/misak/mutsuz-umut-yine-siyaset/

Bilgi paylaştıkca çoğalır. Dayanma katsayısını artırmak için böyle kaynaklar umut pınarı gibi korunmalı ve suyun-bilgi- değerini bilen sivil toplum kuruşlarınca paylaşılmalıdır.  Çeliğe su vermek gerek. Dayanmak gerek. Yurt dışına gidilse bile <dayanışma >bağlarını sıkı sıkı tutmak, bilgi iletişim kanallarından suları akıtmak gerek. Bilgi sudur.

Su akar yolunu bulur. 

https://www.kirmizilar.com/tr/index.php/guncel-yazilar3/4849-uc-buyuk-muhendislik-sisteminden-biri-dogu-turkistan-in-turpan-bolgesinde-karez-su-dagitim-sistemi

2500 yıl önce kurduğumuz karez kanallarından akan su Turfan ı hala suluyor, bereket saçıyor.

 Okumak yaydır.

Yazmak  ise ok.

“Köni, Uz, Tüz, Kişi” YÖNETİŞİM ilkelerini benimseyen yüz binin üzerinde ki sivil toplum kuruluşu, Biruni-AKI Evren ekosistemini geliştirebilir. Kutadgu Bilig den referans alabileceğimiz yönetişim ilkelerimiz var. İsterseniz bunun güncellenmiş halini OECD kurumsal yönetişim ilkelerine göre, AB yeşil mutabakat döngüsel eylem planı diyerek de benimseyebilirsiniz. Aklın yolu bir.

https://www.turktoyu.com/oguz-torug-dort-degismez-ilkesi

Sürdürülebilir yaşam kültürü tasarımı için KORKUT ATA boylarından, soylarından tekrar doğaya saygı duymayı öğrenebiliriz. Sarıkeçeliler ile birlikte yaşayarak da öğrenebilirsiniz. Yaş kesen,  baş keser atasözünü kulağımıza küpe yapsa idik,   ormanlarımız  böyle kesilir mi idi, yanar mıydı.  Su gibi aziz ol sözünü kulağımıza küpe yapsa idik, tuz gölü kurur mu idi, Marmara denizini müsilaj kaplar mı idi.  İsterseniz buna SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK deyin, aklın yolu bir. Yeryüzünü fütursuzca tüketmemizle derinleşen iklim krizinin çözümü, sürdürülebilir yaşam kültürünü tesis etmekten geçiyor.  Cümlesinin yer aldığı yazının devamı için link

https://stories.350.org/ikizdereli-kubey-hatun/

DOĞAN KUBAN ‘ın Tao Yolu Öğretisi YEM yayınları kitabından SON SÖZ –syf 59- alıntı ile bitirmek istiyorum, egüncemi. “Tao öğretisi, çağdaş insanı ve toplumları kemiren, maddi başarı ölçütü para üzerine kurulu, insana saygısı olmayan kapitalist dünya görüşünün karşıtı düşünceler içerir. Doğanın varlığını olduğu gibi kabul eden ve doğa gözlemlerine dayalı basit metaforlarla insanları doğaya uygun davranışlar anlatan bu öğütler kitabı yazarı günümüz dünyasını hayal bile edemezdi….. Binlerce yıllık bu öğütlerin hala önemini kaybetmemiş olması bir gerçeği kanıtlıyor. Bugün cinayet ve savaşla ayakta kalmaya çalışan ve bütün gerçeklerin kendinde olduğunu söyleyen batı uygarlığı sözcüleri, zenginliklerini sürdürmek ve tüketim hırslarını tatmin etmek için zorbalığı ve insanların yok edilmesini savunanlar; yetinmek, alçak gönüllülük gibi ilkeleri yücelten, kazandığı zaferden memnun olmayan komutanları öven öğütlerini kabul edemez. Uzun süreli bir dünya egemenliğiyle gerçeğin tekelini elinde tuttukları  sanan batılılar kapitalizmin getirdiği finans güçlerini sürdürmek için insanı değerden kopmuşlardır…. Doğa insana alçakgönüllülük öğretir. Sadelik çok önemli bir özelliktir. Sade insan kurnaz değildir. Haris değildir. Hırslarıyla dengesini yitirmemiştir. Bu davranışlar sükûnet getirir. Yaşamı aydınlatır. Birbirine böyle davranan insanlar kavga etmez. İyi, yardımsever, aydınlık olur. Geleceğin dünyasının silahlardan çok böyle davranışların egemenliğine ihtiyaç var.”

Özümüze dönmenin yolunu anlatıyor, Doğan Kuban yazılarında ve kitaplarında. 

İster Tao yolu de, ister yeşil yol. Sürdürülebilir yaşam kültürü için harekete geçebilirsiniz. 

Zihinsel yeşil dönüşüm böyle başlar. Üzüm üzüme baka baka yeşerir.

Düzen değişmez ise iklim değişir. Dayanma katsayısı azalıyor. Sabır taşı çatlıyor. 

TUVA DOSTU CAHİT GÜNAYDIN #karezcanal2050 

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden