25 Haziran 2022

 

Öncelikle şu çıplak gerçeği bir kez daha anımsamakta yarar var. Devletleşme sistematiğine göre nispeten yeni devletler konumunda bulunan ABD ile Rusya ortak tarihlerinin hiçbir evresinde doğrudan karşı karşıya gelmemiş oldukları gerçeğidir. Daha da öte her iki devlet karşı karşıya gelmeleri elzem oldukları bir zaman diliminde bile ön planda bulunmamaya özel dikkat göstermişler, hatta öyle ki bu alandan da ilk fırsatta uzaklaşmışlardır. Bunun daha da ötesi müttefik olup aynı cephede bile savaşmış olmalarıdır. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları bunun en belirgin örneklerindendir. Ama aralarında çıkar mücadelesi ve meydan okuma örtülü ve örtüsüz bir biçimde hep olagelmiştir. Aralarındaki rekabetleri ve mücadelelerinin alana yansıması hep başka aktörler üzerinden yapılmıştır. Bana göre Vekalet Savaşı (Proxy War) bu rekabetçi ilişkiyi anlatmada son derece betimleyici iyi bir örnektir. Rusya’nın, Vietnam savaşında Kuzey Vietnam’ı desteklemesi, Amerika’nın, Rusya Afganistan’ı işgal ettiğinde Yeşil Kuşak kuramı gereği Taliban'ı desteklemesi gibi. Irak-İran savaşı sırasında ABD Saddam Hüseyin Irak’ını desteklemiş, savaş bittikten üç yıl sonra da Birinci Körfez savaşında Irak’a karsı savaşmıştır. Ancak, burada bir önemli hususu büyük harflerle ifade etmekte yarar var. ABD ve RF örtülü bir biçimde karşı karşıya gelişlerinde, kullandıkları vekillerinin duyarlılıklarının, hassasiyetlerinin hep istismar edilmesi, bunlardan yararlanılması yoluna gidilmesidir. Bir başka deyişle vekil ülkede düalist kutuplaşmayı desteklemeleridir. Bir başka gerçek ise destekledikleri vekil ülkelerde ayrımsallıkları kurumsallaştırmaları sonucunda mutlaka bir iç savaşın çıkma olasılığının yüksek olmasıdır. O kadarki ülke evlatları kanlı bıçaklı bir biçimde karşı karşı getirilmeleri bir vaka-yı adiyedir. Aslında bu durum da Batı tarafından önce bizzat Rusya’da sergilenmiştir.

ABD, 1917 Bolşevik İhtilali’ni müteakip Kızıllarla Çarlık rejimi yanlıları arasında yaşanan iç savaş sırasında da Bolşevik karşıtı Çarlık Rusyası kara ve deniz kuvvetleri “Beyazordu”nun arkasında durmuş, örtülü bir şekilde onları desteklemiş, ancak savaşa doğrudan müdahil olmamıştır. Neticede “Beyaz Ordu” Kızılordu karşısında savaşı kaybedince 1919 Nisan’ından başlayarak, özellikle Kasım 1920’deki Kırımdan yapılan büyük tahliyede ABD deniz kuvvetleri fiili olarak kullanılmış sivil mültecilerin İstanbul ve çevresine; sayıları 60.000 bulan Beyazordu birliklerinin ise Gelibolu’ya yerleştirilmesine yardımcı olmuşlardır. (1) Bu durum tipik bir Anglo-Amerikan dayanışmasıdır. Türkiye’ye getirilen Beyaz Ordudan geriye kalanlar başka olasılıklar yanında ‘Kuva-yı Milliye’ye karşı kullanılması bile düşünülmüştür. Bolşevik iktidarının devrilemeyeceğini anladıklarında da ‘Beyazordu’dan desteğini çekip, bir anlamda onları yüzüstü bırakarak Sovyet Rusya ile anlaşma yoluna gitmeyi yeğlemişlerdir. Örneğin 16 Mart 1920 gibi çok erken bir tarihte Moskova ile ticaret anlaşması imzalayan ilk devlet de yine Büyük Britanya olmuş, ABD de bu anlaşmadan yararlanma yolunu tutmuştur. Şimdi de böyle değil mi? ‘Pax Anglo-Amerikana’dan Pax Amerikana’ya evrildiği günümüz ortamında durum bundan pek farklı değildir. Bu süreçte kullanıldıklarından sonra köşeye atılanların en çok kullandıkları betimlemelerden biridir “Batı ya da ABD bizi sattı” demek. Çünkü ABD’nin tıyneti budur. Bazen zihniyet ve tıynet kombinasyonu biçiminde ‘tıyniyet’ sözcüğü bile kullanılmaktadır. Ancak söyleyelim  dilimizde böyle bir kelime bulunmamaktadır. Şunu söylemeye çalışıyorum. Sadece ABD’nin işini görmek için kullanılmaya razı olanlar, kıymet-i harbiyeleri kalmadıklarında da kullanılmış bir mendil gibi fırlatılıp atılmaya razı olanlardır.  

ABD ile birlikte hareket edenler bu çıplak gerçeği görmek durumundadırlar. İkinci çıplak gerçek ise ABD’nin müttefiklerinin arkasında sonuna kadar durmama ve savaşa takaddüm eden gerginliğin ileri aşamasında sahadan uzaklaşması ya da alanı terk etmesi realitesidir. Onun için Mao Zedung, Çinliler'in ince kağıtlardan kesme sanatına atıfta bulunarak ABD’nin bu davranışı için "Kâğıttan Kaplan” benzetmesi yapmıştır. Tüm dünya kamuoyu Ukrayna gerilimine kilitlenmişken, ABD üst perdeden sesini yükseltmeye devam etmiş, ancak bir başka yerde ufak çapta Suriye’de bir görüntü sergilemiştir. Evet sevgili okurlar, NATO destekli Ukrayna – RF geriliminde neredeyse savaşa ramak kala gündem bir anda Biden’ın açıklamasıyla Suriye’ye kaymıştır. RF-Ukrayna geriliminde İdlip bölgesi adeta gerginliği azaltma bölgesi olarak kullanılmış, hem de RF ile yapılan bir eşgüdüm çerçevesinde. Biden 3 Şubat 2022 tarihinde yaptığı açıklamada; 

"Dün gece, benim talimatımla Suriye'deki ABD askeri güçleri, Amerikan halkını ve Müttefiklerimizi korumak ve dünyayı daha güvenli bir yer haline getirmek için başarılı bir terörle mücadele operasyonu gerçekleştirdi.

Silahlı Kuvvetlerimizin beceri ve cesareti sayesinde yola çıktık. IŞİD lideri Ebu İbrahim el-Haşimi el-Kureyşi'yi savaş alanından kaldırdık. Amerikan halkına açıklamalarda bulunacağım. Tanrı birliklerimizi korusun’’ demiştir.

Arkasından Reuters'a konuşan üst düzey yetkili ise, ABD'nin Suriye'deki operasyonu başladığında DAİŞ liderinin kendisini ve ailesini havaya uçurduğunu belirtmiş, bunun üzerine Biden “kuşatmayı görünce, Kureyşi üzerindeki bombayı patlattığını ve 13 kişilik kadın ve çocuktan oluşan ailesiyle birlikte öldüğünü açıklamak zorunda kalmıştır. 

Takip ettiniz değil mi? 3,750.000 kişinin olmak ya da olmamak sınırında yaşadığı terörün başkenti haline getirildiği İdlip’te Biden’ın ABD Başkomutanı sıfatıyla DAİŞ Liderine karşı operasyon adı altında yönetmiş olduğu fiyaskoyu hep birlikte gördük ve izledik.  Irak Tel Afer doğumlu Türkmen asıllı Ebu İbrahim el Haşimi el Kureyşi 27 Ekim 2019 tarihinde öldürülen Ebu Bekir El Bağdadi’nin ikinci İslam Halifesi olarak yerine geçmiştir. Gerek Bağdadi’nin gerekse Kureyşi’ye yapılan her iki operasyon bölgesi arasındaki mesafe ise sadece 3-3,5 km kadardır. Naaşların görüntülerinin olmadığı bir ortamda Obama Usame Bin Ladin, Trump Bağdadi’yle ünlendiği bir ortamda iç meselelerin ağırlığıyla boğuşan Biden da Ortadoğu, Afganistan’daki güven kaybını Kureyşi ile gidermeye çalışmıştır. Liderliği bile tartışılan DAİŞ lideri Kureyşi yaklaşık 10 gün önce Haseke Sina Hapishanesine yapmış olduğu saldırı sonrası hapishaneden 3.000 DAİŞ militan ve sempatizanın kaçırılmasına önderlik etmekle suçlanmış, anılan harekât bu amaçla yapılmıştır.

Kuşkusuz söz konusu hapishane ABD müttefiki Suriye PeKaKası(YPG/PYD) kontrolünde tutuluyordu. Hapishaneye yapılan bu saldırının arkasında Türkiye olduğu şayiası da Suriye PeKaKası tarafından dillendirilmiştir. İşte bu nedenle ABD bölgeye operasyon yapması için Suriye PeKaKası tarafından ivedilikle çağrılmıştır. Cumhurbaşkanı Biden da yapmış olduğu yazılı açıklamada bu nedenle hem Suriye PeKaKasına hem de Peşmerge'ye desteklerinin sürdürüleceğini aktarmıştır. Her ne kadar İdlip’te Atme (Katma) kasabasında yapılan operasyon, aslında pek de dilim varmıyor, buna, çıplak gözle bakınca birçok kara deliğin olduğu açık seçik görülmektedir. Şüphesiz Türkiye’nin burnunun dibinde bu operasyonun yapılmasından hem Türkiye’nin hem de RF haberi ve eşgüdümü bulunmaktadır. ABD’nin bölgeye yapmış olduğu operasyon, Türkiye’nin 2 Mart 2022 tarihinde 6 farklı üsten 80 hava hedefine karşı yapmış olduğu başarılı Kış Kartalı Hava Operasyonunun bir getirisi olarak icra edilmiştir. Hem Suriye’nin hem de Irak’ın kuzeyindeki hedeflerine aynı anda hava harekâtı icra eden Türkiye sınırından 165 km derinliğe kadar müdahale etmiştir. Bunun anlamı çok açıktır. Hem RF hem de ABD Türkiye’nin bu harekâtına yeşil ışık yakmışlardır. Bir başka deyişle her üç ülkenin çıkarları birbirleriyle örtüşmüş, Ukrayna Krizi içerisinde bile Türkiye ABD ve RF birbirine yaklaştırmıştır. İnce eleyip sık dokuyan RF Suriye hava sahasını Türkiye’ye bu nedenle açmış, ABD de geçen hafta Doğu Akdeniz Boru Hattında Türkiye lehine gösterdiği güzellemeyi Kış Kartalı Hava Operasyonunda da sürdürmüştür.

Doğruyu söylemek gerekirse diplomaside de hedefte zaman ilkelerine göre hareket eden Ankara’nın doğrudan doğruya bir başarısı olmuştur. ABD’nin Suriye PeKaKası yol göstericiliğinde 50 Delta askeri, iki Apachi helikopteri ve yakın hava desteğinde yapılan operasyonda ABD özel kuvvetleri bir helikopterini kaybetmiştir. Ayrıca bu harekatta İHA, SİHA’ların da kullanıldığı da ifade edilmektedir. Sahadan alınan bilgilere göre Apachi Helikopterinin operasyon esnasında atılan bir RPG- 7 ile düşürülmesi yönündedir. Her ne kadar delilleri ortadan kaldırmak için ABD’nin maddi delil olarak düşürülen helikopteri ortadan kaldırmaya çalışmışsa da meydana gelen bu çıplak gerçek kamuoyunun gözünden silinememiştir. DAİŞ’ le mücadele görüntüsü adı altında aslında bölgede mekânsal düzenleme yapmak amacıyla ve bir fiyasko olarak nitelediğimiz bu operasyonda diğer bir kara delik helikopterlerin çok fazla süre havada kalması ve bir türlü hedefi bulamamasıdır. 1.750.000 kişinin bir insanlık dışı dramının yaşandığı Atme Kasabasındaki Sarmada’daki nokta hedefi bir türlü bulunamamıştır. Harekât Cinderes’in kuzeyindeki bir evden yönetilmiştir. (2) Bir başka bilgi ise ikinci helikopterin Türkiye hava sahasını kullanarak kendi üslerine dönmüş olmasıdır. Bunun anlamı Suriye PeKaKası ABD’ye bu harekatta gerekli desteği gösterememiş olmasıdır. Bir başka bilgiye göre öldürülen Kureyşi’nin naaşının vücut bütünlüğü olduğu iddiasıdır. Üzerindeki mühimmatı patlatan bir şahısın vücut bütünlüğü kalmayacağı gibi, üç katlı evde yaşayan Kureyşi’nin aile efradı 13 kadın ve çocuğun operasyona katılan ABD askerleri tarafından öldürülmesinin bir insanlık ayıbı olduğu gerçeğidir. Eğer bu doğru ise ABD askerleri bölgede yeniden bir devlet terörü estirmişler, sadece Kureyşi’nin aile efradı olan bu 13 masum insana karşı uluslararası hukukta yeri olan insanlığa karşı suç işlemişlerdir.  

İki Apachi helikopterinden birinin yitirdiği operasyonumsu bu eylemde, gece görüş aletleri görüntüsü altında ABD Özel Kuvvetlerin harekâtına bakıldığında operasyonda hedefe yaklaşanların tek er muharebe eğitiminde bile yapılmaması gereken hareketleri yaptıkları izlenimi alınmıştır. Bir diğer husus ise bölgedeki Konvansiyonel terör örgütlerine bel bağlamak yanlışlığıdır. Sağlıklı düşünüldüğünde “Suriye PeKaKası”na ya da Irak’ta ‘Peşmerge’ye bel bağlamanın ABD’ye bölgede tekrardan büyük bir prestij kaybına uğramış olduğu düşünülmektedir. 

Suriye’de silahlı isyan, dış müdahaleler, krizlerle örülü on bir yıllık süreç ve savaşla çözüm fikri nedeniyle 3.750.000 kişinin insanlık dramının altında inlediği İdlip bölgesi bölgede kalıcı olmak isteyen RF’nın da aleyhine olmak üzere süratle Afganistanlaştırılmaya götürülmesi istenilmektedir. ABD Başkanı Joe Biden ile birlikte bölgenin Brett Mcgurk’ın biçimlendirmesine yön verilmesi stratejisi, tekrardan bölgesel aktörlerin kendi istikametlerini öne çıkarılmasını kolaylaştırmaktadır. Bu gidişattan süratle uzaklaşılmalıdır, sevgili okurlar.

Dipnotlar

(1) Kezban Acar Kaplan, “Beyaz Rus Mültecilerinin Gözünden Millî Mücadele ve Ankara Hükümeti ile Olan İlişkileri”, Tarih İncelemeleri Dergisi, XXXII / 2, 2017, s. 299

(2) Abdullah Manaz, Daesh (ISIS) Leader Qureshi Dismissed by Pentagon Due to Prison Raid, ManazNet Strategic Studies, 4 Şubat 2022; https://www.manaz.net/daesh-leader-qurehi/Erişim Tarihi 06.02.2022/

Yazar Hakkında:

Esat ARSLAN

Esat Arslan, İstanbul’da 15 Nisan 1947 tarihinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da; yükseköğrenimini Ankara’da tamamlayan Esat Arslan, Savunma Bilimleri, Kamu Yönetimi dallarında yüksek lisans; Türkiye Cumhuriyeti Tarihi dalında doktorasını ise Ankara Üniversitesinde yaptı. Şam Büyükelçiliği nezdinde askerî ataşelik görevinde de bulunan Esat Arslan, Türkiye’ye döndükten sonra doçent oldu.

1997-2005 yılları arasında Bilkent Üniversitesinde, Türkiye Cumhuriyet Tarihi Koordinatörlüğü görevini yürüten Prof. Dr. Esat Arslan; 29 Mart 2000 tarihinde “Türkiye Cumhuriyeti Devlet Övünç Madalyası” ile ödüllendirildi. Ayrıca kendisine, Türkiye–Ermenistan ilişkilerine yapmış olduğu katkılardan dolayı, Avrasya Araştırmalar Merkezi (ASAM) nin bünyesindeki Ermeni Araştırmalar Enstitüsü tarafından «2002 Yılı Özel Ödülü» verildi. 2005 yılında Çağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde göreve başlayan Esat Arslan, 2012 yılına kadar Bölüm Başkanlığı yaptı. 2010-2015 yılları arasında BM nezdinde Uluslararası Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu üyeliği de yapan Esat Arslan, halen Türk Askeri Tarih Komisyonu Genel Kurulu Üyeliğini yapmaktadır. Bu komisyonun üyesi olarak ülkemizi, Güney Afrika, Brezilya, İspanya, İtalya, Portekiz, Bulgaristan ve Çin’de temsil etmiştir. Sekiz kitabı bulunan Esat Arslan 2002-2012 yılları arasında, TBMM Tarih Araştırma Grubu üyeliği sırasında yazmış olduğu 1852 sayfalık üç cilt halindeki «XVI. Dönem Parlamento Tarihi» adlı eseri 2013 Aralık ayında TBMM Meclis Başkanlığı tarafından yayınlanmıştır.

Suriye Devlet Arşivleri, İran Dışişleri Bakanlığı Belgeler Arşivi, Washington Ulusal Arşiv Dairesi ve Amerikan Kongre Kütüphanesinde araştırmalar yapan, Prof. Dr. Esat Arslan, SKYTURK televizyonunda dış politika yorumculuğu ATA Tv. de, ART televizyonlarında her hafta yayınlanan “Bakış Açısı” ve “Vizyoner” programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlenmiştir.

Prof. Dr. Esat Arslan iyi derecede İngilizce, Arapça, orta derecede Farsça, İspanyolca, Makedonca ve uzmanlık seviyesinde Osmanlıca bilmektedir.”

 

Yazarın diğer makalelerinden: