20 Ağustos 2022

Milletlerin hâfızalarına kazınmış bâzı isimler, mukaddes mefhûmlar gibidir. Onların incinmesine, zedelenmesine, millî vicdân aslâ râzı olmaz. Türk milletinin indinde de, bu kabîl isimler vardır. Evliyâ Çelebî, bu zümreden hürmetli bir Türk oğludur. Onun yazdıklarını okumak, başlı başına bir millî vazîfe addedilmelidir. Zîrâ, Türk çocuğunun Evliyâ Çelebî’den alacağı çok şey bulunmaktadır.

Evliyâ Çelebî, bugün bütün memleket sathına yayılmış bir millî markanın adıdır. Onun adını taşıyan câmiler, sokaklar, caddeler, semtler, istisnâsız Türkiye’nin dört bir tarafına, her bucağına serpilmiştir. Bu hâl, onun çok canlı bir şekilde yaşadığının ve Türk milleti ile aynîyet kazandığının açık bir işâretidir.

Son zamânlarımda, zevk ve şevkle Evliyâ Çelebî’yi okuyorum. Kitap piyasasında pek çok Evliyâ Çelebî çalışması var, ama bendeniz, onu kendi kaleminden okumayı yeğledim. Araya kimseyi koymadan, doğrudan kendisinin yazdığı gibi, “Seyâhatnâme”yi okuyorum. Bitmesine az kaldı ve bitecek diye korkuyorum. On ciltlik ve pek hacimli “Evliyâ Çelebî Seyâhatnâmesi”, aslında büyük bir Türklük ansiklopedisi. Onun içinde târîhden coğrafyaya, folklordan filolojiye, etnografyadan atasözü ve deyim derlemelerine varıncaya kadar, Türk milletinin hemen her sâhadaki haslet, meziyet ve husûsiyetleri, üstelik başka milletlerle mukâyese edilerek verilmiştir.

Evliyâ Çelebî’nin eksiği ve kusûru yok mudur? Elbette vardır. Hem de tümen hesâbı ile. Çünkü, o da bir insandır ve bütün insanlar gibi hatâya, kusûra, eksiğe meyilli olarak yaratılmıştır. Onun yazdıkları arasında, çok açık bilgi yanlışları vardır. Meselâ Akkoyunlu Uzun Hasan’ı Emîr Timur’la muâsır göstermesi, bunlardan biridir. Timur, Yıldırım Bâyezîd’in, Uzun Hasan ise Fâtih Sultan Mehmed Hân’ın muâsırıdır. Bu iki neslin aralarında bir asra yakın bir zamân farkı vardır. Ne var ki, bunun böyle olduğunu bilmek, Evliyâ Çelebî’nin söz lezzetini aslâ ve kat’â aşağıya çekmiyor. Sözün özü, Evliyâ, yanlışı ve hatâyı söylerken de pek câzip, pek lâtif olmayı beceriyor.

Günlerdir, zihnimde ona bizden bir kalem arkadaşı, daha da ötede bir kader yoldaşı aradım. Nice meşhûr Türk’ü, Evliyâ’nın önünden geçirdim. Sonunda, Onun yaptığını, ondan önce denemiş ve yapmış olan mübârek ismi buldum. Evliyâ Çelebî, bizim ikinci Kâşgarlı Mahmûd’umuzdur. “Dîvânü Lügâti’t-Türk” ile “Seyâhatnâme” arasında o kadar çok yakınlık ve benzerlik var ki, insan şaşıp şaşıp kalıyor. Kâşgarlı Mahmûd, fânî Âlem’deki ömrünü Evliyâ Çelebî’den önce tamamladığına göre, bu iki yektâ Türk’den ikincisi, birincisini taklîd etmiştir. Buradaki “taklîd” sözünü, elbette medhetmek maksadıyla kullanıyoruz. Bir kişinin, velev ki o kişi Evliyâ Çelebî olsun, Kâşgarlı Mahmûd’u taklîd etmesi, ona ancak daha yüksek bir rütbe sağlar.

Kâşgarlı’nın eserinden, Kâtib Çelebî haberdârdı. “Keşfü’z-zünûn”daki kitap listesinde “Dîvânü Lügâti’t-Türk” de var. Evliyâ Çelebî ile Kâtib Çelebî, aynı çağın Türkleri. Dolayısıyla, Kâtib Çelebî’nin bildiğini Evliyâ’nın da bilmesi, pek tabîidir. O, rûyâsında gördüğü Hazret-i Peygamber’den “şefâat” yerine dil sürçmesiyle “seyâhat” dilerken, mutlaka yastığının altında bir “Dîvânü Lügâti’t-Türk” nüshası vardı..

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: