8 Aralık 2022

Beklenen oldu. Bir kararlılık gösterisi olarak Rusya meydan okumasını sürdürdü, söylediğinin arkasında durdu ve de dediğini yaptı. Hep birlikte gördük, izledik. Aslına bakarsanız biraz akademik ifade edelim, bir anlamda ‘Primakov Doktrini’nin yeni bir seçmeci öğretisini devreye soktu. Ne diyelim, “Hoş geldin, ‘Primakov Doktrini’nin Putin Öğretisi”. Adıyla müsemma ‘Primakov Doktrini’ tamamen NATO yayılmacılığına karşı üretilmiş bir öğretidir. Soğuk Savaşın bitmesiyle birlikte 16 ülkeden meydana gelen NATO altı genişlemeyle eski Varşova Paktı üyelerinin devşirilmesinin 30 ülkelik dev ve hantal bir siyasal yapıya dönüşmüştür. Ama bu merkezde yatay genişleme, kuruluş mevzuatına göre karar alamayacak bir yapıyı da beraberinde getirmiştir. “Bol laf az iş” şeklinde özetlenen çözüm ve eylem üretemeyen palyetif bir yapı. Primakov'un doktrini esasen Andrei Kozyrev, Pavel Graçev ve Evgeni Ambartsumov'un imzasını taşıyan “Yakın Çevre Öğretisi”nin genişletilmiş bir halidir. Atlantikçilerin “kenar kuşak, çevreleme(containment), kuşatma” ile betimlenen bir jeostratejik eylem planıdır.  Peki, bu bir karşı hareket olarak görülebilir mi? Evet, tabii ki. Ama her şeyden önce tüm bunlar ‘Avrasyacılık’la bütünleşmektedir. Çok fazla doktriner yapılara gerek yok ama bu doktrinlerin temelinde Napolyon’u mağlup ederek kendisini Avrupa’ya uyum (concert) ile kabul ettiren Çarlık dönemi, Sovyet devrimi ve devrime muhalif aydınların entelektüel müktesebatı ve iki kutuplu soğuk savaş döneminin etkileri yatmaktadır. (1)

Her ne kadar Rus dış politikasına egemen olan ‘Primakov Doktrini’ Genelkurmay Başkanı Gerasimov’a atfedilse de askeri doktrinin aslında Primakov doktrininin biçim ve araç değiştirmiş hali olduğu bu işin uzmanları tarafından kabul edilmektedir. Hadi şimdi hep birlikte anımsayalım. Brejnev döneminden süzülerek gelen ‘sıcak savaşsız savaş’ fikri bu dönemde Rus Genelkurmay Başkanı Gerasimov ve General Vladimirov’un çalışması ile ‘Hibrit Savaş’a dönüşmüştür. Peki ‘Hibrit Savaş’ ne demek? Hibrit savaş olgusunu, askeri ve askeri olmayan araçların ve unsurların devletler ya da devlet dışı aktörler tarafından önceden duyarlı noktaları analiz edilen hedeflere yönelik sistematik ve yüksek derecede koordineli bir biçimde diplomatik, ekonomik, teknolojik imkanların, medya, manipülasyon, terör ve suç örgütleri ile askeri önlemlerin eşgüdümlü kullanımı olarak açıklamak mümkündür. Bazı mahfiller, soğuk savaşın tekrar geldiğini ifade ettikleri gibi, hatta daha da ileri giderek, İkinci Dünya Savaşı sonrası Rusya’nın baskıyla yayılmacı meydan okumasının geri geldiğini de söylemektedirler. Lütfen hatırlayınız, Varşova Paktı üyelerine karşı uygulanan baskıcı, sindirici, Rus yanlısı politika uygulamayan devletlere karşı uygulanan “Devlet Terörü” açılımlarını.  Anımsadınız değil mi? Çekoslovakya’nın başkenti Dubçek’in reformlarını bastırmak isteyen Sovyet ve Varşova Paktı askerleri tarafından işgal edilmişti. Prag’ta işgal karşıtı başlayan halk gösterileri işgalci askeri birlikler kullanılarak bastırıldıydı hani. Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Leonid Brejnev, içinde bulunulan Soğuk Savaş halini sıcak bir savaşa çevirmemek amacıyla diğer ülkelerde “devrim ihracı” ile güçlenmeyi hedeflemişti. Ülke yönetimlerinin sadece proleter devrim ile iktidara gelen Sosyalist bir rejimle yönetilmesi gerektiğini savunması sebebiyle Brejnev Doktrini aynı zamanda batı dünyasında “Sınırlı Egemenlik Doktrini” olarak da anılmıştır. Brejnev Doktrini’ne göre karmaşık bir bürokrasi ağ yapısına sahip olan Sovyetler Birliği, kendisini dünyanın merkezine yerleştirmiştir. Neredeyse Rusça da cennette konuşulan mertebesine kadar yükseltilmiştir. Özetle bu doktrin; doğu bloğunun dışında gerçekleşen devrim hareketlerinin Sovyetler Birliği’ni güçlendirmesini ve kapitalist yapılara karşı baskın bir hale gelmesini amaçlamıştır. Sovyetler Birliği, devrimci değişimin büyümesi ve batı karşıtı bir kurtuluş mücadelesi olarak Orta Doğu’daki ülkelere hem koruyucu oldu hem de müttefik olarak destek vermiştir. Ancak bu sert müdahale bölge ülkelerini çok uzun süre Sovyet şemsiyesi altında tutamamıştır. Silahlanma yarışı, işgal girişimleri, uluslararası sistemi ülkeler bazında sosyalist devrimlerle etkileme girişimlerinin maliyetleri, ekonomik krizler ve Baltık’tan yükselmeye başlayan bağımsızlık sesleri Sovyet Moskova’yı zorlamaktaydı. (3) Tabii bu durum sorunsallaşarak büyümüştür.  Yevgeniy Primakov bu durumu, Prestorayaka’yı ve Gorbaçov’u sorgulayarak işe başlamıştır. Sovyetlerin yıkılışını sorguladığı paragrafın ilk sorunsalı aşağıdaki şekilde belirginleşmiştir: 

“Sovyetler Birliği’nin varlığı neden sonlandı? Bu soruya tek bir cevap vermek mümkün değil. SSCB’nin çökmesinin nedenlerinden bir kısmı federal yapısının mükemmel olmamasından, öznel beceriksizliklerden ve Sovyet yöneticilerinin hatalarından kaynaklanmaktadır.”

Peki bu doğru mu idi? Son derece doğru idi. Batı bunu süratle irredantizm olarak ortaya koydu. İrredantizm; bir ülkenin başka bir ülkede yaşayan, dil ve etnik köken bakımından kendisinden saydığı topluluklar üzerinde hak iddia etmesi, bu topluluğun yaşadığı toprakları kendi sınırlarına katmak istemesi anlamında kullanılagelmiştir.  Yukarıda da ifade edildiği gibi Primakov’un bu doktrini “Yakın Çevre Doktrini” ismiyle 1993 yılının sonunda Rusya Federasyonu’nun ilk resmi dış politika doktrini olarak ortaya çıkmıştır. ‘Perestroyka’yla beraber Rus Dış Politikasının önceliği olarak görülen Batıyla ilişkiler, bu tarihten itibaren yerini merkezi Avrasya’yı hedefleyen yaklaşıma bırakmıştır. Sovyet sonrası dönemde Güney Kafkasya bölgesi, etnik çatışmalar, Hazar’daki enerji kaynakları ve petrol boru hattı güzergahları gibi konularla uluslararası politikada öne çıkmıştır. Putin ile beraber eskiye dönüş hızlanmıştır, ama çıkış noktası Primakov Doktrini’dir.‘Primakov Doktrinin Putin Öğretisi'nin Devletleşme Adımları şöylece özetlenebilir;

*Ayrılıkçı Unsurları (Milis kuvvetleri) ve Paramiliter yapıları destekle

*Mikro ulus oluştur

*Mikro devlet oluştur

*De Facto devlet oluştur

*Enerji ve Maden politikalarına yön ver

*Devleti tanı (state recognition)

*Üniter Devlet oluştur. (2)

Açıkça görüldüğü gibi bu durum batının ulusal şuur yaratılarak önce, mankurtlaştırılmış birey, yandaş toplum, yandaş millet, daha sonra uydu devletçik ile devletleşme statiğini dikte ettirmektedir. Aslında olay para politikalarına yön veren Dünya Bankası, Uluslararası Para fonu gibi, enerji ve maden politikalarına yön veren bir oligark stratejisidir. Oligark, hükümetlere yakın markaj duruşlarıyla devlet ihalelerinden zenginleşen yeni zengin sınıftır. Bir başka ifadeyle özelleştirmeler sayesinde inanılmaz servetlerin üzerine konan kodamanlara verilen yeni burjuva sınıfıdır. Ukrayna özelinde açıkça görüldüğü gibi Ukrayna’nın iki kazananı vardır. Bunlardan biri ABD Savunma Sanayii, ikincisi de RF Oligarklarıdır. Bu da bir başka makalenin konusu olsun değerli okurlar. 

BM ve dünya kamuoyuna karşı Putin’in elinde önemli bir koz daha bulunmaktadır. O da bundan tam sekiz yıl önce 5 Şubat 2014 tarihinde Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'nca (AGİT) imzalanmış olan Minsk Protokolü'nün maddeleri içerisinde aşağıdaki maddedir: 

“En geç 30 gün içinde Ukrayna Meclisi'nin 19 Eylül'de kabul edilen Donetsk ve Luhansk'a 'özel statü veren kanun' maddesi gereği karar alması."

Acaba Minsk Protokolü'nün maddeleri gerekleri en azından yukarıdaki madde yerine getirilseydi, Rusya bugün attığı adımları atabilir miydi? Luhansk ve Donetz kent (Oblast)’lerinin Halk Cumhuriyetleri (Narodni Respublika, People’s Republic)’nin önüne geçilir, bugünkü bir ulusun çaresizliği olmazdı diye düşünüyorum, sevgili okurlar. Belki de yanlış düşünüyorumdur. Küçülerek kontrollü büyüme de devletleşme sistematiğinde bir ara hedeftir.

Bu durumda söylemem odur ki, George Soros destekli seçilmiş Cumhurbaşkanı Zelenski ile birlikte hem ABD hem de Rus oligarkları uzun vadede bu oyunun kazananı olabileceklerdir. Unutmayalım, Putin’in karşısında Zelenski değil yılların politik deneyimi Biden bulunmaktadır. Bu savaş, basit bir savaş değildir. Biden, Putin’i ve Rusya’nın işi gittikçe içinden çıkılmaz hale getirebileceği değerlendirmektedir. Hile ve desise ile dolu Demokratların oyunu hissedilir, ama orta ve uzun vadede. Ne diyeyim benden söylemesi.

Dipnotlar

(1) Levent Kemal-M. Çağatay Cebe, Prag Baharı’ndan Günümüze Rusya’nın Dış Politika Doktrinleri;https://actafabula.net/prag-baharindan-gunumuze-rusyanin-dis-politika-doktrinleri/Erişim Tarihi 27.02.2022/

(2) Modelleme Yardımcım Müh. Ahmet Öven tarafından oluşturulmuştur.

(3) Levent Kemal-M. Çağatay Cebe, Prag Baharı’ndan Günümüze Rusya’nın Dış Politika Doktrinleri, age. 

Yazar Hakkında:

Esat ARSLAN

Esat Arslan, İstanbul’da 15 Nisan 1947 tarihinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da; yükseköğrenimini Ankara’da tamamlayan Esat Arslan, Savunma Bilimleri, Kamu Yönetimi dallarında yüksek lisans; Türkiye Cumhuriyeti Tarihi dalında doktorasını ise Ankara Üniversitesinde yaptı. Şam Büyükelçiliği nezdinde askerî ataşelik görevinde de bulunan Esat Arslan, Türkiye’ye döndükten sonra doçent oldu.

1997-2005 yılları arasında Bilkent Üniversitesinde, Türkiye Cumhuriyet Tarihi Koordinatörlüğü görevini yürüten Prof. Dr. Esat Arslan; 29 Mart 2000 tarihinde “Türkiye Cumhuriyeti Devlet Övünç Madalyası” ile ödüllendirildi. Ayrıca kendisine, Türkiye–Ermenistan ilişkilerine yapmış olduğu katkılardan dolayı, Avrasya Araştırmalar Merkezi (ASAM) nin bünyesindeki Ermeni Araştırmalar Enstitüsü tarafından «2002 Yılı Özel Ödülü» verildi. 2005 yılında Çağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde göreve başlayan Esat Arslan, 2012 yılına kadar Bölüm Başkanlığı yaptı. 2010-2015 yılları arasında BM nezdinde Uluslararası Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu üyeliği de yapan Esat Arslan, halen Türk Askeri Tarih Komisyonu Genel Kurulu Üyeliğini yapmaktadır. Bu komisyonun üyesi olarak ülkemizi, Güney Afrika, Brezilya, İspanya, İtalya, Portekiz, Bulgaristan ve Çin’de temsil etmiştir. Sekiz kitabı bulunan Esat Arslan 2002-2012 yılları arasında, TBMM Tarih Araştırma Grubu üyeliği sırasında yazmış olduğu 1852 sayfalık üç cilt halindeki «XVI. Dönem Parlamento Tarihi» adlı eseri 2013 Aralık ayında TBMM Meclis Başkanlığı tarafından yayınlanmıştır.

Suriye Devlet Arşivleri, İran Dışişleri Bakanlığı Belgeler Arşivi, Washington Ulusal Arşiv Dairesi ve Amerikan Kongre Kütüphanesinde araştırmalar yapan, Prof. Dr. Esat Arslan, SKYTURK televizyonunda dış politika yorumculuğu ATA Tv. de, ART televizyonlarında her hafta yayınlanan “Bakış Açısı” ve “Vizyoner” programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlenmiştir.

Prof. Dr. Esat Arslan iyi derecede İngilizce, Arapça, orta derecede Farsça, İspanyolca, Makedonca ve uzmanlık seviyesinde Osmanlıca bilmektedir.”

 

Yazarın diğer makalelerinden: