3 Temmuz 2022

Dünyadaki ekonomik ve askeri güç bakımından yükselen ülkelerin, çatışma durumlarında güç kullanımına ve insani krizlere yönelik tepkileri ve nasıl reaksiyon geliştirdikleri, uluslararası ilişkiler alanında cevaplanamamış sorulardan biridir. 

Sürmekte olan Rusya-Ukrayna çatışması, dünya ölçeğinde Batılı güçlere alternatif olarak ortaya çıkan yeni uluslararası aktör ve kurumların sahip oldukları prensipler için önemli bir sınav oldu. ABD, birçok Avrupa ülkesiyle birlikte hem açıklamaları hem de yıkıcı yaptırımları ile Rus saldırganlığına hemen yanıt verirken, BRICS ülkeleri gibi yeni dünya sisteminde kendilerine has ekonomik ve siyasi yapılara sahip olan yükselen güçler, Rusya'ya karşı tavır almak, Rusya’yı müdahaleyi durdurmaya çağırmak için istekli davranmıyor, tarafsızlık ötesinde nötr kalıyorlar.  Bu durumda şu soruyu sorma ihtiyacı doğuyor: Yeni dünya sisteminde, Batılı güçlere bir alternatif olarak yükselmekte olan yeni aktörler, kurumlar ve onların yeni prensip ve kuralları bir devletin uluslararası askeri ve hukuki ilkelere aykırı olarak güç kullanımını sınırlandırma ve engellemede rolü olabilir mi? Cevap “Evet” ise nasıl? 

Söz konusu  devlet ve kurumların en popüler olan ilkelerinden biri, diğer devletlerin iç işlerine herhangi bir siyasi veya ekonomik dış müdahalede bulunulmamasını ifade eden müdahale etmeme (non-interference) ilkesidir. Bu ilke, Bretton Woods kurumlarının ve geleneksel Batılı ülkelerin dünya düzenine sundukları kural ve prensiplerin tam tersidir. Örneğin Batı temelli dünya düzenindeki ekonomik küresel yapının ana kurumları olan IMF de Dünya Bankası da üyelik ve krediler için bir ön koşul olarak ülkelerin siyasi ve ekonomik yapılarında Batılı değerler ve Batılı iktisat için reformlar talep etmekte, yani ciddi müdahaleci bir tavır almaktadır. 

Müdahale etmeme ilkesi, ilk olarak, Çinli politikacı Zhou Enlai tarafından bir dış politika aracı olarak kullanıldı. Daha sonra, gelişmekte olan dünya ve onların iş birliği forumları arasına merkezi normlardan biri olarak yerleşti. Müdahale etmeme ilkesi, yardım edeceği ülkelerde insan hakları, demokrasi, ekonomik büyüme ve koruma sorumluluğu (Responsibility to Protect R2P) konusunda ön şartlar koşan Batılı liberal, ama müdahaleci yaklaşım ve zorlamayı, devletlerin egemenliğine ve bölgesel bütünlüklerine bir saldırı olarak görmektedir.

İlk bakışta, ülkelerin siyasi ve ekonomik yapılarında reformlarla uğraşmadan, iç işlerine müdahale etmeden küresel ticaret ve yatırım ilişkilerini sürdürmek üzere ekonomik ilişkiler kurmak, yatırım ya da destek alan ülkeler için kazançlı görünmektedir. Çünkü bu anlayış, büyük yatırımları ve ticareti teşvik ederken, otoriter ya da demokratik ülke olmayı veya bu yapılarda değişiklik olmasını beklemez, küresel alanda iç meselelerini sorgulamadan heterojen bir korporasyonu desteklemektedir. 

Güney Afrika hükümeti, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada şiddetli çatışmaları önlemek ve taraflar arasındaki gerilimi azaltmak için bir çözüm bulmaya çağırdı. 2 Mart 2022 BM Genel Kurulu oylamasında da Rus işgalinin kınanmasında çekimser kaldı. Hindistan, tarafsız kaldığını ve bir çözüm umduğunu belirterek Moskova'nın eylemlerini doğrudan kınamadı. Çin, işgalin başladığı 24 Şubat'tan bu yana ABD ve Avrupa tarafından uygulanan ağır yaptırımlar karşısında, acilen ekonomik ve mali yardıma ihtiyacı olan Rusya için ekonomik kurtarıcı olarak görülüyor. Buna bağlı olarak Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, basın açıklamasında, herhangi bir yaptırım uygulanıp uygulanmayacağı sorusuna Rusya ile aralarındaki stratejik partnerliği ve uzun süredir devam eden ekonomik ve diplomatik iş birliğine atıf yaparak herhangi bir üçüncü kanadın ikili ilişkilerine müdahalede bulunamayacağını belirtti.[1] Ancak, bir süper güç olarak Çin, Bidenhükümetinin baskıcı tavrına rağmen Rusya’nın işgali konusunda bir kınama açıklamasında bulunmadı. Benzer seyri Hindistan ile Pakistan arasındaki Keşmir, Suriye, Tayvan'ın Bağımsızlığı, Kırım'ın İlhakı vb. gibi diğer çatışmalarda da görmemiz mümkün. 

Sonuç olarak, küresel sistemin geleneksel aktörü olarak Batılı güçlerin ve prensiplerin Rusya'ya karşı net, açık bir duruşu vardır ve bu durum pratik hayata olduğu gibi yansımaktadır. Ancak, son yıllarda yükselen güçlerin dünya meselelerinde, özellikle ekonomik konularda önemli roller almaya başlamışken, Batı endeksli sistemin üç asırdır sorgulandığı günümüz dünyasında, güç kullanımına ve insani krizlere karşı tepkileri ve ilkeleri küresel olaylar üzerine etkileri ve ortaya çıkacak sonuçlar için henüz belirsizliğini  koruyan bir durumdur. 

[1] https://www.fmprc.gov.cn/eng/zxxx_662805/202203/t20220308_10649559.html

Yazar Hakkında:

Melike METİNTAŞ

Melike METİNTAŞ

Melike Metintaş, Şehir Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimleri Bölümü öğrencisidir. Cemiyet hayatında siyasi ve sosyal olaylar ilgi alanıdır.