1 Ekim 2022

İnanılacak gibi değil, bizler sıcak koltuklarımızda oturup çatışmaları seyrederken Ukrayna'da savaş birinci ayını doldurmuş, serseri deniz mayınların boğazlara savrulduğu bir ortamda yaptığımız tek şeyin de sadece seyretmek olduğu söylenebilir.  Evet sevgili okurlar, maalesef endişe dolu gözlerle olup bitenleri sadece seyretmekle yetiniyoruz. Görüyorsunuz, zirveler birbirini kovalıyor, bu arada söyleyelim, Brüksel, bir değil, üç zirveye birden ev sahipliği yapmıştır. Avrupa Birliği (AB) Liderler Zirvesi'nde Ukrayna'ya yeniden imar fonu kararlaştırılırken, NATO ve G7 zirvelerinden Rusya'ya "savaşı derhal durdur" meydan okuması çıkmıştır. Gelin görün ki, kim dinler, Brüksel’in yaptırımsız meydan okumasını…  Zannediyorsunuz ki, Putin de NATO ve Zenginler Zirvesinin “savaşı derhal durdur” ağır salvosuna “yes sir” ya da ne bileyim Kıbrıs şivesiyle “Yes be annem” diyecek, göz bulunmamaktadır. Eski Dünya Adası (Afrika-Avrasya) ‘na ayak basan, Yeni Dünya Adasının lideri Biden ayağının tozuyla sadece “Yeni Dünya Düzeni”martavalı ile yetinmiştir.  “Abartı, Uydurma, İşkembeden Sallama, Haybeden Atma” anlamına gelen “Martaval” sözünü bilinçli olarak ifade etmeye çalışıyorum, yani bunu “At Martini Debreli Hasan” yaklaşımı olarak hiç algılamayın. Hepimiz biliyoruz ki, bu martavalın arkasından sadece ve sadece halkların kan ve gözyaşları geliyor. Babalar çocuklarını gömmeye başlıyorlar. Ateşin düştüğü yer dışındakiler hiç de oralı değiller. 2001’de Afganistan, 2003 ikinci kez Irak, 2011’den sonra Suriye ve Libya saldırılarında böyle olmadı mı? 

Rusya’nın saldırı ve işgaliyle başlayan Ukrayna Saldırısı aslında Küresel Güçlerin karşılıklı Meydan Okuması (Challenge & Respond) ve de hesaplaşması, kendi anavatanlarından uzakta seçilen yerler Ukrayna gibi kurban sunakları. Ülkelerin canı yanarken ABD’nin derdi “Tek Kutupluluk” ve “Yeni Dünya Düzeni”.  ABD’nin “Yeni Dünya Düzeni”nden muradı da kendi çıkarı ve egemenliği. İkinci Dünya Savaşının bitimine doğru, Kırım’da Yalta Konferansından beri dünyaya hâkim olan “Güçlünün Haklı Olduğu Bir Düzen”. ABD’nin “Haklının Güçlü Olduğu Bir Düzen” den yana bir tavrı hiç olmadı, olamaz da. Daha adil bir dünyanın mümkün olabileceği düşüncesi onu hiç ama, hiç ilgilendirmiyor. Bu arada söyleyelim, şu anda dünyada mütecaviz konumundaki Putin de 2007’deki Münih Güvenlik Konferansındaki tarihî konuşmasıyla bu duruma itiraz etmişti. Tek egemenin, tek erkin, tek güç merkezinin, tek efendinin egemen olduğu bir dünyaya açık ara itiraz etmişti. Haklıydı. 

AB liderler zirvesi sonrası yayımlanan belgede Ukrayna'daki savaş sonrasında yeniden imar çalışmaları için kullanılmak üzere bir dayanışma fonu oluşturulmasına karar verilmiştir. Uluslararası partnerlerin fona katkıda bulunmaya çağırılmıştır. Fona kaynak sağlanması için bir uluslararası konferans düzenlenmesi de öngörülmektedir. Fonun öncelikle Ukrayna'da kurumların işlerliğinin sağlanması, Rusya'ya karşı savunma ihtiyaçları ve acil yardımları kapsaması, uzun vadede ise yeniden inşa ve büyük yatırımlar için kullanılması planlanmaktadır. Bunun anlamı Ukrayna halkı kendini RF’dan kurtarsa bile Batıya borçlandırılmaktadır. Ukrayna halkının bundan sonraki tüm çabaları Ukrayna’yı ayağa kaldırmakla uğraşması anlamına gelmektedir. 

Sadece ABD’nin çıkarları mı, ön plandadır? Kuşkusuz değil. Güvenlikleri İkinci Dünya Savaşından bu yana ABD tarafından sağlanan ülkelerin RF zaafı, zayıflığı elan devam etmektedir. Diğer ticaret ilişkisini bir tarafa koyuyorum. Eski dünya adasının üç sömürgeci devletinin RF’na silah satışı kesilmeden devam etmektedir. RF’nın Kırım’ı ilhak etmesinden, yani 2014’ten bu yana uygulanan silah ambargosu karşın Fransa, Almanya, İtalya, Avusturya, Bulgaristan, Çekya, Hırvatistan, Finlandiya ve Slovakya tarafından silah satışı devam etmektedir. 2015-20 yılları arasında RF’na yapılan 346 Milyon Euro’luk silah satışının 152 Milyon Euro Fransa’nın, 121,8 Milyon Euro Almanya’nın ve 22,5 Milyon Euro da İtalya’ya ait olduğunu özellikle belirtelim. Bir çarpıcı bilgi vermek gerekirse RF’na satılan füze, roket, bomba, savaş gemisi gibi, silah, araç, gereç ve donanımlar halen Rus Silahlı Kuvvetleri tarafından Ukrayna’da kullanılmaktadır. Rusya'ya satılan donanımlar arasında binden fazla Rus tankını donatmayı amaçlayan termal kameralar, Rus Hava Kuvvetlerine ait savaş uçakları ve helikopterleri için navigasyon sistemleri yer almaktadır. Ateş açma özelliğine de sahip termal kameralar, geceleri insanları hedef alabilmekte ve 10 kilometre mesafedeki araçları tespit edebilme yeteneklerine haiz bulunmaktadır. İyimser bir şekilde söylemek gerekirse 152 milyon avro ile en çok silah satan ülke konumunda Fransa, sadece o da baskı ile Rusya'ya kimyasal silah satmayı bırakmıştır. (1) Ne diyelim, Zamanında müteveffa Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın pek sevip, sürekli kullandığı deyimle ‘Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu’. Z kuşağı bunu daha güzel bir şekilde belirtiyor. "Kardeş sen ne demiştin? Ne yapıyorsun şimdi?"

RF’ye uygulanmaya çalışılan yaptırımlar konusunda AB ülkeleri arasındaki RF lehine görüş ayrılıkları halen bütün hızıyla sürmekte olduğu tespitini de yapalım. Özellikle enerji alanındaki yaptırımlar konusunda AB ülkeleri arasındaki görüş ayrılıkları bir türlü aşılamamıştır. Neden? Karakışın egemen olduğu Avrupa’da halklar üşümeyi istememektedirler. Diğer bir deyişle enerji alanında büyük ölçüde Rus doğal gazına bağımlı olan AB ülkeleri, Rusya'ya yaptırımların kendilerine zarar verecek sonuçlar doğurmaması gerektiğine de bu nedenle dikkat çekmektedirler.

Almanya, Avusturya, Hollanda ve Belçika'nın da yer aldığı grup enerjide bu tutumu savunurken Rusya'ya coğrafi olarak daha yakın konumda olan ve Rusya tehdidini daha yoğun bir şekilde algılayan Polonya, Finlandiya ve Baltık ülkeleri "Rusya'dan enerji alımları yoluyla savaşın finanse edilmemesi gerektiğini ve yaptırımların sertleştirilmesini” savunmaktadırlar. AB, elektrik üretimi, ısınma ve endüstri tedariki için kullanılan doğal gazın yüzde 90'ını ithal etmekte, RF da Avrupa'nın doğal gaz ihtiyacının yüzde 40'ını, petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 25'ini karşılamaktadır. 

Ama şu da bir gerçek, Biden, NATO zirvesinde yaptığı açıklamada “Biden’ın yeni kurşun askerleri”konumundaki Slovakya, Romanya, Bulgaristan ve Macaristan'dan oluşan yeni bir "dörtlü muhabere grubu"oluşturulduğunu duyurması NATO içerisindeki “itaatkâr hizmetkar” (Obedient servant) devlet durumunu da pekiştirmektedir. Hatta öyle ki Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır, o satıh bütün vatandır” vecizesine benzer bir biçimde “NATO topraklarının her santimini müşterek savunacağımız ve koruyacağımızın güçlü bir işaretidir.” (2)  Yeni Biden konseptini yumurtlayıvermiştir. Ne diyelim, dersine iyi çalışmış. 

Bütün bunlardan sonra “NATO zirvesinde çözüme kavuşan ne var?” diye soracak olursanız, ben de derim ki, on yıllardır NATO içinde ortada kalan bir tartışma konusu olan savunma harcamalarının artırılması meselesinin birden çözüme bağlanması bile NATO’nun kısa zamanda bu konuda ne kadar büyük bir mesafe alabildiğini göstermesi açısından önemlidir. İkincisi ise bence de oldukça önemli, ABD Başkanı Joe Biden’ın Ukrayna’da sıcak savaşın sürdüğü bir sırada Brüksel’de NATO karargâhından çıkıp Avrupa Birliği zirvesine katılması ve buradan yapılan işbirliği açıklamaları, ABD, NATO, AB ekseni üzerinden Transatlantik bağların olabilecek en güçlü şekilde vurgulandığı bir olgu olmuştur. ABD ile Avrupa, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonraki dönemde hiçbir zaman birbirlerine bu kadar yakın durmamışlardır. Neredeyse birbirlerine karşı mesafeli duran kardeşler duruşundan güçlerini birleştirmeyi arzulayan kardeşler seviyesine yükselmişlerdir. Putin’in Kremlin’deki en büyük stratejik hedeflerinden biri NATO’yu çözmek ve Transatlantik bağları zayıflatmak amacı Ukrayna’nın işgali ile bunun tam tersi bir süreci tetiklemiş bulunmaktadır. Putin Avrupa’nın birleşimine bütünleştirilmesine önemli katkıda bulunmuştur. Bir başka deyişle Putin’in hamlesi, alanda yarattığı sonuçlar itibarıyla NATO’ya yeni bir ruh veren, kurumsal işleyişini dirilten, özetle ittifakı güçlendiren hem bir katalizör hem de bir tutkal işlevi görmüştür. (3)

NATO Genişleme sürecinin yaratmış olduğu dinamik 2010 yılında Lizbon Zirvesinde NATO Devlet ve Hükümet Başkanlarınca kabul edilen mevcut Stratejik Konseptte İttifakın temel görevlerini aşağıdaki şekilde genişletmiştir:

1) Kollektif savunma (İttifak topraklarının savunulması)

2) Kriz yönetimi (İttifak toprakları dışındaki misyon ve harekatlar)

3) İşbirliğine dayalı güvenlik (ortaklıklar) 

 

Bu genişleyen görev tanımı ile birlikte günümüzde NATO’nun caydırıcılığı üç temele oturmuştur. 

1) Konvansiyonel yetenekler

2) Balistik füze savunması sistemi

3) Nükleer yetenekler teşkil etmektedir. 

İşte bu nedenle Soğuk Savaşın sonuna kadar olası bir SSCB saldırısına karşı Avrupa’nın kollektif olarak savunulmasına odaklanan NATO, Soğuk Savaşın ardından dünyadaki krizlere odaklanmış ve ilk olarak, Balkanlar’da ortaya çıkan krizlerin çözüme kavuşturulmasında önemli roller üstlenmiştir. Bilinenin aksine bu kapsamda NATO tarihinde ilk defa 1994 yılında fiilen muharebe ortamına girmiştir. Dayton Barış Anlaşmasının ardından NATO, BM kapsamında 60.000 mevcutlu Uygulama Gücünü (IFOR) ülkede konuşlandırmıştır. Bunu, Aralık 1996’dan itibaren 32.000 mevcutlu İstikrar Kuvvetinin (SFOR) konuşlandırılması izlemiştir. NATO Bosna-Hersek’teki mevcudiyetini 2004 yılında EUFOR-ALTHEA Harekâtını başlatan Avrupa Birliği’ne devretmiştir. Avrupa Ordusu düşüncesi bu açılımın bir ürünüdür. 11 Eylül 2001’de ABD’de meydana gelen terör saldırıları NATO için yeni bir dönüm noktası teşkil etmiştir. Saldırıların ardından NATO, Müttefiklerin ABD’yle dayanışmasını ortaya koymak üzere, tüm Müttefiklerin oydaşması temelinde, 12 Eylül 2001’de, İttifak tarihinde ilk defa Vaşington Antlaşmasının 5. Maddesini işletmiştir. Bu kapsamda, Ekim 2001-Mayıs 2002 döneminde ABD’nin hava savunmasını desteklemek üzere yedi NATO AWACS uçağı, ABD hava sahasında “Kartal Yardımı” (Eagle Assist) Harekâtını icra etmişlerdir. Keza 5. Madde kapsamında 26 Ekim 2001’de Akdeniz’de Aktif Çaba Harekâtı (Active Endeavour) başlatılmış ve Ekim 2016’da sonlandırılana kadar aralıksız devam etmiştir. (4) 

Türkiye, NATO’nun Komuta ve Kuvvet yapısına en kapsamlı katkılar yapan Müttefiklerden biridir. NATO, 2014’te Rusya’nın Kırım’ı işgalinin ardından “Çok Yüksek Hazırlık Seviyeli Müşterek Görev Kuvveti”ni (VJTF)oluşturmuş, bu kuvvetin komutasını 2021 yılı boyunca Türkiye üstlenmiştir. Türkiye, bu kuvvete 4.200 dolayında asker tahsis etmiştir. Bu gücün komutası bu yılın başında Türkiye’den Fransa’ya geçmiştir. İlginç olan durum şudur ki, Ukrayna’daki savaş geçen yıl patlak vermiş olsaydı, Türkiye’nin bu kuvvete komuta etmesi ve tahsis ettiği birlikleri NATO’nun doğu cephesine intikal ettirmesi gerekecekti. Şans Türkiye’den yana olmuştur. Ayrıca İttifakın Komuta Yapısında yer alan NATO Kara Komutanlığı (LANDCOM) ülkemizde bulunmaktadır. Ayrıca, NATO Kuvvet Yapısındaki Yüksek Hazırlık Seviyeli dokuz kara kuvveti karargâhından biri olan NATO Hızlı Konuşlandırılabilir Kolordu Karargâhı (NRDC-TU) (3’üncü Kolordu Karargâhı, İstanbul) ülkemizce sağlanmaktadır. NATO Mukabele Kuvveti (NRF)kapsamındaki Çok Yüksek Hazırlık Seviyeli Görev Gücüne 31Aralık 2021 tarihine kadar 2021 yılında liderlik etmiştir. Bununla birlikte, Millî Savunma Bakanlığı’nın Türkiye’nin NATO’ya katılışının 70’inci yıldönümü dolayısıyla 18 Şubat’ta yaptığı bir açıklamaya bakılırsa, Türkiye 2022 yılında aynı müşterek görev gücü (VJTF) kapsamında bu kez (ikinci sırada) “Öncü Müteakip Kuvvet Grubu Görevi”ni icra etmektedir. Bu kuvvet NATO Başkomutanı tarafından verilecek bir görevle RF karşı her an yığınaklanabilir. 

NATO Balistik Füze Savunması mimarisi kapsamında Malatya/Kürecik’te bulunan tespit ve takip radarına (X-Band radar) ülkemizce ev sahipliği yapılmaktadır. NATO Balistik Füze Savunmasının diğer bileşenlerini Romanya mevcut bulunan ve 2020’de Polonya’da devreye girmiş olan önleyici sistemler (Aegis Ashore) ile ABD’nin İspanya’nın Rota limanını üs olarak kullanan dört “Aegis Ashore” destroyeri teşkil etmektedir.

Türkiye ayrıca, ulusal imkânlarla İttifaka katkı olarak sunduğu NATO Terörizmle Mücadele Mükemmeliyet Merkezine (TMMM) ve Barış İçin Ortaklık Eğitim Merkezine (BiOEM) Ankara’da; Çok Uluslu Deniz Güvenliği Mükemmeliyet Merkezi’ne (MARSEC CoE) ise İstanbul’da evsahipliği yapmaktadır (MARSEC’in akreditasyon işlemleri devam etmektedir). Bu cümleden olmak üzere Türkiye 2023 yılında deniz gücüne; 2025 yılında da hava gücüne liderlik edecektir. 

Türkiye Cumhuriyeti uzun ince bir yolda batı serüvenine devam ederken içinde bulunmuş olduğu şanslı zaman dilimleri mevcut dış politika açılımlarına yardımcı olduğu görülmektedir. Özellikle Ukrayna meselesinde gerek Rusya’yı gerekse Ukrayna’yı “Karadeniz’den komşumuz olan iki ülke” olarak nitelemekte ve her iki ülkeye eşit ve mesafeli bir biçimde davranmaya azami dikkat etmekte ve ihtiyatlı bir dil kullanmaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, alınan kararların tamamen NATO’nun caydırıcılık ve savunma yapılanmasını güçlendirmeye yönelik adımlar olduğunu, “NATO’nun Rusya’ya ya da başka bir üçüncü ülkeye tehdit oluşturabilecek bir yapılanma içinde olmadığını” özellikle vurgulamaktadır. 

Bütün bunlardan sonra demem odur ki, Türkiye Cumhuriyeti, RF ile olan ilişkilerini herhangi bir şekilde riske atacak, aynı zamanda bu savaşta oynamak istediği arabuluculuk rolünü tehlikeye sokacak bir dil kullanmaktan özenle kaçınmak zorundadır, sevgili okurlar. 

Dipnotlar

(1) Yeni Çağ Gazetesi, “AB ülkeleri Rusya’ya milyon euroluk silah satmış. İşte ambargoyu delen o ülkeler” 23 Mart 2022; https://www.yenicaggazetesi.com.tr/bu-nasil-ambargo-ab-ulkeleri-rusyaya-milyon-euroluk-silah-satmis-ulke-ulke-aciklandi-523534h.htm/Erişim Tarihi 27.03.2022/

(2) “Today’s establishment of four new battle groups in Slovakia, Romania, Bulgaria, and Hungary is a strong signal that we will collectively defend and protect every inch of NATO territory.”

(3) Sedat Ergin, “NATO zirve bildirisinin Türkiye’nin önüne koyduğu bazı sorular”, Hürriyet Gazetesi, 26 Mart 2022; https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sedat-ergin/nato-zirve-bildirisinin-turkiyenin-onune-koydugu-bazi-sorular-42030139/Erişim Tarihi 27.03.2022/

(4) NATO Genel Bilgi Notu, https://www.mfa.gov.tr/data/nato-bilgi--notu.pdf/ Erişim Tarihi 27.03.2022/

  

Yazar Hakkında:

Esat ARSLAN

Esat Arslan, İstanbul’da 15 Nisan 1947 tarihinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da; yükseköğrenimini Ankara’da tamamlayan Esat Arslan, Savunma Bilimleri, Kamu Yönetimi dallarında yüksek lisans; Türkiye Cumhuriyeti Tarihi dalında doktorasını ise Ankara Üniversitesinde yaptı. Şam Büyükelçiliği nezdinde askerî ataşelik görevinde de bulunan Esat Arslan, Türkiye’ye döndükten sonra doçent oldu.

1997-2005 yılları arasında Bilkent Üniversitesinde, Türkiye Cumhuriyet Tarihi Koordinatörlüğü görevini yürüten Prof. Dr. Esat Arslan; 29 Mart 2000 tarihinde “Türkiye Cumhuriyeti Devlet Övünç Madalyası” ile ödüllendirildi. Ayrıca kendisine, Türkiye–Ermenistan ilişkilerine yapmış olduğu katkılardan dolayı, Avrasya Araştırmalar Merkezi (ASAM) nin bünyesindeki Ermeni Araştırmalar Enstitüsü tarafından «2002 Yılı Özel Ödülü» verildi. 2005 yılında Çağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde göreve başlayan Esat Arslan, 2012 yılına kadar Bölüm Başkanlığı yaptı. 2010-2015 yılları arasında BM nezdinde Uluslararası Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu üyeliği de yapan Esat Arslan, halen Türk Askeri Tarih Komisyonu Genel Kurulu Üyeliğini yapmaktadır. Bu komisyonun üyesi olarak ülkemizi, Güney Afrika, Brezilya, İspanya, İtalya, Portekiz, Bulgaristan ve Çin’de temsil etmiştir. Sekiz kitabı bulunan Esat Arslan 2002-2012 yılları arasında, TBMM Tarih Araştırma Grubu üyeliği sırasında yazmış olduğu 1852 sayfalık üç cilt halindeki «XVI. Dönem Parlamento Tarihi» adlı eseri 2013 Aralık ayında TBMM Meclis Başkanlığı tarafından yayınlanmıştır.

Suriye Devlet Arşivleri, İran Dışişleri Bakanlığı Belgeler Arşivi, Washington Ulusal Arşiv Dairesi ve Amerikan Kongre Kütüphanesinde araştırmalar yapan, Prof. Dr. Esat Arslan, SKYTURK televizyonunda dış politika yorumculuğu ATA Tv. de, ART televizyonlarında her hafta yayınlanan “Bakış Açısı” ve “Vizyoner” programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlenmiştir.

Prof. Dr. Esat Arslan iyi derecede İngilizce, Arapça, orta derecede Farsça, İspanyolca, Makedonca ve uzmanlık seviyesinde Osmanlıca bilmektedir.”

 

Yazarın diğer makalelerinden: