30 Kasım 2022

Anımsayabildiniz değil mi? Putin Ukrayna’da harekâtına başlarken, 24 Şubat 2022 sabahı yaptığı konuşmasında Batı Ukrayna’yı ağzına bile almamaya özel dikkat göstermişti. Bu arada söyleyelim, kıyısından, köşesinden “Ortodoks Rusya X Katolik Ukrayna” meseline dokunmamaya, ilişmemeye özen göstermişti. Putin konuşmasında Doğu Ukrayna’ya ve Doğu Ukrayna’daki "Denazifikasyon" (Nazizm’den Arındırma) ve "Demilitarizasyon" (Askersizleştirme) olarak ortaya koymuştu. Doğru bir siyasal hedef miydi? Geçerli ve geniş olarak seçilmişti.  “Avrupa’nın Almanlaştırılması”na karşı olmak bir büyük hedef olarak seçilmişti. Zaten bir asır öncesi de Rusya dahil “Avrupa’nın Fransızlaştırılması”na karşı savaşılmamış mıydı? Her iki savaştan da Rusya galip çıkmıştı. Ama en son savaş Rusya Sovyet’i liderliğindeki Sovyetler Birliğine karşı yapılmış ve Rusya sahadan yenik çıkmıştı. Hem de tek kurşun dahi atılmadan, Soğuk Savaş’ta SSCB yenilmişti. Soğuk Savaş mağlubu Kremlin çok çekmişti, aşağılanmadan, kendi kutsallarının ayaklar altına alınmasından. Vladimir Putin kültünün parlamasının sebebi işte bu idi. Vladimir Putin kültü, son 20 yıldır sadece Rusya içerisinde değil, Rusya dışında da pek çok farklı ve siyasi odaklara ihraç edilmeyi bir plan dahilinde benimsemişti. Ve bu "güçlü adam" kimliğinin altında, Rusya'nın yenilmezliği, Sovyetler Birliği devrinden gelen doktrinlerin ve stratejilerin sarsılmazlığı ve bunun yanı sıra, elbette Putin'in KGB geçmişine atıfta bulunulması yatmaktadır. 

Buna karşılık, batının özendirilmesinde cazibe noktası ise “Açık Toplum Enstitüsü” ve Milyarder finansçı “George Soros kültü”ydü. George Soros’un renkli devrimlerin hedefi, el attığı hemen her ülkede yapılan eylem birbirinin benzeriydi, adeta her bir şey birbirinin aynıydı. Muhaliflerin, karşıcıların vüsatının ve karşı koyma refleksinin ölçülmesi, buna karşı alınacak önlemlerin geliştirilmesi olarak benimsenmişti. Sovyetler Birliğinin eski üyelerinde kendilerini batıya yakın görüp iktidara gelenler, iktidara gelir gelmez bir şekilde kendilerini güven altına alabilmek için bu acil eylem planını birinci öncelikle sisteme enjekte ediyorlardı. Bu acil eylem planının aracı da hazırdı, doğrudan kutsallara saldırı düzenlemek. Danimarka’daki karikatür krizi, Fransa’da Charlie Hebdo hep bu bakış açısının, bu açılımın ürünleriydiler. Aslında yapılan şey Huntington’un “Medeniyetler Çatışması” kuramının alana yansıtılmasıydı. Anladığımız anlamda pozitif bir anlayış yoktu, benimsenen, benimsettirilen ön yargının keskinleştirilmesiydi. Yapılan eylem, İslam’ın fundamentalist, kökten dinci olarak ötekileştirilmesi işlemiydi.  Ötekileştirilmenin parametresi de belliydi, Müslüman halkın kutsallarını hedefe koymak ve alabildiğince sulandırmak. Şimdi soracak olursanız, bu olacak iş midir diye? Ama kısa vadede sonuç alınması amacıyla bu eylem planı açık ara benimsenmişti. Nedir o?  Müslüman halkın kutsalları üzerinden karşı koyma refleksinin ölçülmesi. Fransız haftalık karikatür dergisi Charlie Hebdo, Danimarka'da aşı sağ parti Nye Borgerlige'nin (Yeni Sağ Partisi) gazete reklamlarında kullanmak istediği Hz. Muhammed karikatürleri. Hatırladınız değil mi? Danimarka parlamentosunda 179 sandalyenin 4'üne sahip olan Nye Borgerlige Partisi, Paris'te kafası kesilerek öldürülen tarih öğretmeni Samuel Pay'nin öğrencilerine gösterdiği karikatürleri kullanarak bir reklam kampanyası üzerinde çalışıyordu. (1) İran da karşı koyma refleksinin ölçülmesi parametresi, İran Yönetimi tarafından Türklere karşı kullanmıştı. 12 Mayıs 2006 tarihinde İran’ın resmi yayın organı olan İran Gazetesi’nin çocuk özel sayısında “Hamam Böceklerinin Bizi Böcekleştirmemesi İçin Ne Yapmalıyız!” başlıklı bir makale ve karikatür yayınlanmıştı.  Karikatürün birinde çocuğun biri hamam böceği ile konuşmakta, yalnız çocuğun dilini anlamayan hamam böceği Türkçe “NEMENE?”  Yani “NE” diye sormaktadır. (2) 1995 yılında daha derin bir başka ötekileştirilme bir olay yaşanmıştır. Tahran Devlet Radyo Televizyonu tarafından “bir Türk’le evlenmek ister misiniz?”, “iş yerinizde bir Türk’le oda arkadaşı olmak ister misiniz?”, “sakinlerinin çoğu Türk olan bir mahallede oturmak ister misiniz?”, “bir Türk’le aile arkadaşı olup onu evinize davet etmek ister misiniz?” gibi Türklere hakaret edici sorular içeren bir anketin dağıtılmasıydı ve Farisi toplumun keskinliğinin kamuoyuna gösterilmesiydi. Bundan da öte tüm Fars ortamlarında anlatılan Türkleri aşağılayıcı fıkralar ve hatta artık deyim haline gelmiş “Türk-i her” [eşek Türk] ibaresi herkesçe malumdur. (2)

 Kısaca karşı koyma eylemi yer, bölge ve nokta hedeflerinin açığa çıkarılmasında önemli bir teknik olarak benimsenmiştir. 

Harekât başladıktan sonra tam bir ay sonra Kiev siyasal hedefini terk eden Kremlin, savaşı Ukrayna’nın doğusuna kaydırmaya karar vermesi bir anlamda harekatın ilk günkü Putin hedeflerini de simgelemektedir. Şimdi soru şu bu bir zorunluluktan mı kaynaklandı? Yoksa Rus Güvenlik Konseyinin Putin üzerinde etkisi mi olmuştu. Yoksa bu harekata odaklanmışken yapılacak iş değildi? Ama gerçek olan Sovyetler Birliği’nin 1945’te Nazileri yenilgiye uğrattığı gün olan 9 Mayıs’ta Rusya lideri Putin’in harekâtın başladığı gün 24 Şubat 2022 konuşmasındaki "Denazifikasyon" (Nazizm’den Arındırma) hedefiyle örtüşmesiydi. Çünkü Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski Ukrayna’da ülkenin dörtte biri 10 milyonu aşkın Rus ve Rus yaşam tarzını benimsemişlerin denetlenebilmesi için Nazizm’i hortlatmasıydı. Zelenski’nin Ukrayna’ya davet ettiği yabancı savaşçıların Azov ve Aydar Taburlarının ülke içinde estirdiği terör ve on binlerce insan hakları ihlalleri idi. İkincisi de Rus ordusunun Herzon, Mariupol ve Donbas’ta bir ‘zafer’ baskısı altında bulunabileceği olgusuydu. Pompalanan batıya meyl eden Ukrayna halkının İskandinav kökenli olduğu Gezi benzeri Meydan olaylarını düzenledikleri, bununla da yetinmeyip suikastlarla, kışkırtıcılığı bir vaka-yı adiye haline getirmeleriydi. Putin'in Kiev'deki Zelenski yönetimine yönelttiği suçlamanın temelinde, Meydan protestolarından ve Rusya'nın 2014'te Kırım'ı ilhak etmesinden beri Donbas bölgesindeki Donetsk ve Luhansk çevresini kasıp kavuran çatışmalarda Azov Taburu olarak nam salan Nazi eylemlerini benimseyen radikal sağcı militan grubun rolü yatıyor gibi görünmektedir. (3) Azov ve Aydar Taburları Devlet Başkanı Yanukoviç’i devirmemişler miydi? Öte yandan  Azov Taburu, Rusya'ya karşı savaşan cesur Ukrayna savunma kuvvetlerinin yalnızca küçük bir kısmını temsil etse de bölgedeki kötü namları Putin'in özgür ve demokratik bir ülkeyi istilasını "meşrulaştırmak" için faydalı bir yalanı kabul ettirmesine olanak tanıdığını da kabul etmek gerekmektedir. 

Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Nazi Almanyası’nın kayıtsız şartsız teslimiyetini imzaladığı Berlin’deki Alman Parlamentosu’na (Reichstag) Sovyet bayrağı çekildiği tarih olan 9 Mayıs, Sovyetler Birliği tarafından Zafer Günü adıyla askeri resmi geçidiyle batıya gözdağı veren görkemli bir bayram olarak kutlanmaktadır. Bu kutlama, Rusya Federasyonu tarafından aynen devralınmış, adeta Putin’in güç gösterisine dönüşmüştür. Bir başka deyişle kutlamalara, Moskova’daki Kızıl Meydan’da batıya gözdağı verir tarzda askeri gücün sergilendiği geçit töreni ve Putin’in artık geleneksel hale gelen konuşması büyük ölçüde damga vurmaktadır. Bu arada gelin görün ki, günümüzdeki Z Kuşağı tarafından Putin, Karanlıklar Efendisi Sauron ve Ukrayna harekâtına katılanlar da onun hizmetkarları “Orklar” olarak tanınmaya başlamıştır. Diğer bir deyişle nefret ve nifak tohumları bu raddelere kadar ulaşmıştır. Putin’in Nazilere karşı Sovyet zaferi ile Ukrayna’nın Nazizimden arındırılması arasında paralellikler kurmak suretiyle Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşın Ukrayna topraklarının Nazilerden arındırılması, Ukrayna’nın silahsızlandırılması ve Donbass bölgesinde 2014’ten beri yaşanan süreç ve Donetsk ve Luhansk bölgelerinin statüleri    Eski Rusya Devlet Başkanı ve Rusya Güvenlik Konseyi Başkanı Dmitry Medvedev’in dillendirdiği ‘Vladivostok'tan Lizbon'a Açık Avrasya’da düğümlenmektedir(4), sevgili okurlar. 

Dipnotlar

(1) Kerem Congar, Hz. Muhammed karikatürlerini yayınlamak isteyen Danimarka aşırı sağına Charlie Hebdo'dan ret, 03/11/2020; https://tr.euronews.com/2020/11/03/hz-muhammed-karikaturlerini-yay-nlamak-isteyen-danimarka-as-r-sag-na-charlie-hebdo-dan-ret/Erişim Tarihi 10.04.2022/

(2) Selçuk Düzgün, “Haray Haray Men Türk`Em!”, Siyaset Cafe, 07 Ocak 2015;   https://www.siyasetcafe.com/haray-haray-men-turkem-1921yy.htm/ Erişim Tarihi 10.04.2022/

(3) Joe Sommerlad, Ukrayna'daki Neo-Nazi Azov Taburu hakkında bütün bilinenler, Independent Gazetesi, 30 Mart 2022; https://www.indyturk.com/node/490756/yazarlar/ukraynadaki-neo-nazi-azov-taburu-hakk%C4%B1nda-b%C3%BCt%C3%BCn-bilinenler/ Erişim Tarihi 10.04.2022/

(4) Internethaber, En yakınındaki isim Rus lider Putin'in hedefini açıkladı! Vladivostok'tan Lizbon'a..., 06.04.2022;https://www.internethaber.com/en-yakinindaki-isim-rus-lider-putinin-hedefini-acikladi-vladivostoktan-lizbona-2245649h.htm/ Erişim Tarihi 10.04.2022/

Yazar Hakkında:

Esat ARSLAN

Esat Arslan, İstanbul’da 15 Nisan 1947 tarihinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da; yükseköğrenimini Ankara’da tamamlayan Esat Arslan, Savunma Bilimleri, Kamu Yönetimi dallarında yüksek lisans; Türkiye Cumhuriyeti Tarihi dalında doktorasını ise Ankara Üniversitesinde yaptı. Şam Büyükelçiliği nezdinde askerî ataşelik görevinde de bulunan Esat Arslan, Türkiye’ye döndükten sonra doçent oldu.

1997-2005 yılları arasında Bilkent Üniversitesinde, Türkiye Cumhuriyet Tarihi Koordinatörlüğü görevini yürüten Prof. Dr. Esat Arslan; 29 Mart 2000 tarihinde “Türkiye Cumhuriyeti Devlet Övünç Madalyası” ile ödüllendirildi. Ayrıca kendisine, Türkiye–Ermenistan ilişkilerine yapmış olduğu katkılardan dolayı, Avrasya Araştırmalar Merkezi (ASAM) nin bünyesindeki Ermeni Araştırmalar Enstitüsü tarafından «2002 Yılı Özel Ödülü» verildi. 2005 yılında Çağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde göreve başlayan Esat Arslan, 2012 yılına kadar Bölüm Başkanlığı yaptı. 2010-2015 yılları arasında BM nezdinde Uluslararası Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu üyeliği de yapan Esat Arslan, halen Türk Askeri Tarih Komisyonu Genel Kurulu Üyeliğini yapmaktadır. Bu komisyonun üyesi olarak ülkemizi, Güney Afrika, Brezilya, İspanya, İtalya, Portekiz, Bulgaristan ve Çin’de temsil etmiştir. Sekiz kitabı bulunan Esat Arslan 2002-2012 yılları arasında, TBMM Tarih Araştırma Grubu üyeliği sırasında yazmış olduğu 1852 sayfalık üç cilt halindeki «XVI. Dönem Parlamento Tarihi» adlı eseri 2013 Aralık ayında TBMM Meclis Başkanlığı tarafından yayınlanmıştır.

Suriye Devlet Arşivleri, İran Dışişleri Bakanlığı Belgeler Arşivi, Washington Ulusal Arşiv Dairesi ve Amerikan Kongre Kütüphanesinde araştırmalar yapan, Prof. Dr. Esat Arslan, SKYTURK televizyonunda dış politika yorumculuğu ATA Tv. de, ART televizyonlarında her hafta yayınlanan “Bakış Açısı” ve “Vizyoner” programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlenmiştir.

Prof. Dr. Esat Arslan iyi derecede İngilizce, Arapça, orta derecede Farsça, İspanyolca, Makedonca ve uzmanlık seviyesinde Osmanlıca bilmektedir.”

 

Yazarın diğer makalelerinden: