3 Temmuz 2022

Eskişehir’in Sarıcakaya ilçesi Beyyayla köyünde çocukluk dönemimde benim görevim kuzu çobanlığıydı.

Henüz şehre göç başlamamıştı.

Köyde her evde 100-150 koyun ve keçi vardı.

Ailede her bireyin bir görevi vardı.

Zaman zaman ben de, babaannemle, dönemi geldiğinde üzüm bağlarını beklemeye giderdik, hem de yatılı olarak.

Çok güzel bağlarımız vardı.

At, eşek, katır gibi her evde lojistik görev yapan hayvanlarımız vardı.

Peki, sonra ne oldu?

20 yıl öncesine kadar köyde yaşam, nüfusun yüzde 60'ı kadardı.

Bugün gelinen nokta: maalesef yüzde 25.

Yani göç başladı…

Şehre akın akın insanlar göç etti. Hayvanlarını sattı, tarlasını bıraktı... Evler harabeye döndü. Şimdilerde, o dönem şehre gidip işçi, amele, kapıcı gibi işlerde çalışanlar emekli oldular. Ve sanki fil mezarlığı gibi köye dönüp ölmeyi bekler oldular.

Eskiden 100 hane olan, şimdi ise hane sayısı 15-20'ye düşen köylerine dönen insanlarımız, hiçbir iş yapamayan ihtiyarlar haline geldi.

Köyde birlikte yaşama kültürü de bitti.

Okullar kapandı.

Çocuk, genç kalmadı.

Camiler bile imamsız oldu.

Uzun lafın kısası, köyden şehre göç başladı ve hayvancılık, tarım bitti.

1974 yılında kişi başı kırmızı et tüketimi 14 kilogramdı.

2021 yılında kişi başına kırmızı et tüketimi 12 kilograma düştü.

Artmadı, bilakis düştü. Amerikalının tüketimi ise kişi başına 60 kilogram.

Artık kırmızı et yemek çok pahalı hale geldi.

Çünkü göç ve terör, koyun-keçi varlığını yok etti.

Süt işletmeleri de yok oldu.

Ev yapımı peynir, yoğurt, tereyağı gibi ürünler yapılamaz hale geldi.

Çünkü koyun, keçi ve inek kesildi.

1996 yılında koyun ve et ithalatı başladı.

Ama Mersin limanında görülen veba nedeniyle hayvan ithalatı tekrar yasaklandı.

Aslında küçük işletmeler kendi kendine yetmeye başlamıştı.

Süt geliri iyiydi.

Destek verilmemesi, damızlık kesiminin tekrar başlamasına sebep oldu.

Saçma bir yasa ile özellikle karakeçi yasaklandı.

Sebep: Güya ormana zarar veriyormuş!

Aslında tam tersi, keçi budama yapıyor, orman daha da gürleşiyordu.

2011 yılında et ve hayvan ithalatı tekrar başladı.

Fakat bu sefer de fiyat baskısı yapılmaya başlandı.

İşletmeler bu baskı nedeni ile üretime sıcak bakamadılar.

Ölçek ekonomisine geçildi.

Büyük işletmelere daha çok destek verildi.

Ama bir şey unutuldu.

Almanya’da yüzde 2 oranında büyük işletmelere, yüzde 98 oranında ise aile işletmelerine destek veriliyordu.

Yani asıl desteklenmesi gereken, aile işletmesidir.

Çünkü bu iş, ailelerin kendi işletmeleriyle ekonomik hale geliyor.

Yemini de kendisi üretince, daha da ekonomik hale geliyor.

Anayasa'da, tarıma verilmesi gereken destek bütçesi yüzde 1 olarak tanımlanıyor. Ama bugüne kadar hiçbir zaman verilmedi.

Gelinen nokta: 1 milyon 700 bin inek ve düve, yani dişi hayvan kesildi.

Damızlık kesilir ise üretim olmaz.

Niye kesiyorlar, çünkü zarar ediyorlar.

Peki, ne yapılmalı?

Anayasa maddesindeki bütçeden ayrılan yüzde 1 aile işletmelerine dağıtılmalı, hatta bu oran yüzde 2'ye çıkartılmalıdır.

Aile işletmeleri teşvik edilir ise tersine göç başlar.

Boş duran evler, ahırlar, meralar tekrar şenlenir.

Vatandaş uygun fiyata et yer.

Bir başka problem ise çobanlık.

Şu an bu işi Afganlar yapıyor ama onlar da bilinçsiz, hayvancılıktan anlamıyorlar.

Sabırsızlar ve çok çabuk iş yeri değiştiriyorlar.

Çünkü talep var.

Yerli halk kendi işletmesini kurup, kendisi ekip, kendi yemiyle, kendi hayvanını besler ise düzlüğe çıkarız.

Günümüzde gıda, bir numaradadır.

Bütün sistemi bunun üzerine kurmak gerekir.

İhmal edilerek ve işin uzmanı olmayan kişilerin yönetimiyle başarı elde edilemez.    

 

Harun ADIGÜZEL

Yazar Hakkında:

Harun ADIGÜZEL