3 Temmuz 2022

 

İlkokul son sınıftayım. Öğretmenimiz Ali Bey yakışıklı, güler yüzlü, İstanbul beyefendisi bir genç. Yedek subay öğretmen.[i]  Sanırım “Hayat Bilgisi” dersindeydik. Ali Öğretmen; “Kendini mutlu hissedenler elini kaldırsın.” dedi. Sınıfın yarıya yakını eline kaldırdı. Daha sonra “Kendini mutsuz hissedenler elini kaldırsın.” dedi. Bu kez de geri kalanlar elini kaldırdı... Mutsuzum diyen birkaç kişiye neden mutsuz olduklarını sordu. Farklı cevaplar:  “Dedem öldü.”, “Annem hasta.”, “Tuttuğum takım yenildi”, “Babamı işten çıkardılar”... Bu kez mutluyum diyenlere sordu; “Neden mutlusunuz?”. “Bir kardeşim doğdu.”, “Babam bana top aldı.”, “Abim evlendi”...  Hoca bu cevaplardan sonra tahtaya düz bir çizgi çizdi. “Bakın çocuklar mutluluk bu çizgi gibi  ____________ dümdüz, kesintisiz olmaz. Hayatına imrendiğiniz insanların; zenginlerin, ünlülerin, politikacıların, sanatçıların da mutlu oldukları anlar gibi mutsuz oldukları anlar vardır.” Dedikten sonra eline yeniden tebeşiri alarak mors alfabesi çizgilerini andırır kesintili çizgiler çizdi ve devam etti “Mutluluk ve mutsuzluk bu çizgide olduğu gibi _ __ _ __  _ kesintilidir. Bize düşen, mutluluk çizgisini olabildiğince uzatmak, elimizde olmayan nedenlerle mutsuz olduğumuz anlarda da mutsuzluğun sürekli olmayacağını, unutmayarak yıkılmamaktır.” dedi.   Yine devam etti “Arkadaşlarınızı mutlu veya mutsuz eden olaylarda bir şey dikkatinizi çekti mi? Hepsi kendi istek ve iradelerinin dışında gelişen olaylar. İrademiz dışında gelişen olaylara müdahale imkânımız yok. Onlara üzülürüz veya seviniriz. Zamanla da üzüntüler de sevinçler de azalır. Bizim asıl dikkat etmemiz gereken şey; bizden kaynaklı mutlulukları artırmak, mutsuzlukları azaltmak.” dedikten sonra sınıfa dönerek “Sınıfınız geçmek sizi mutlu mu eder, mutsuz mu?” diye sordu. Birlikte bağırdık “mutlu”. Bunun üzerine Ali Öğretmen “Demek ki neymiş mutlu olmak için dersimize çok çalışırsak, mutluluk çizgimizi uzatabilirmişiz. Eğer çalışmazsak da sınıfta kalırız dolayısıyla mutsuzluğumuz artar.”

Aradan elli yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen ne zaman mutluluk üzerine bir kelam edilse ilkokuldan sonra izini kaybettiğim, soyadını bile hatırlamadığım öğretmenimin söyledikleri gelir aklıma.  

Yıllar geçtikçe deneyimlerim, okuduklarım, yaşadıklarım mutluluk üzerindeki düşüncelerimi geliştirdi. Ama mutluluk ile ilgili yargılarımın temelini Ali öğretmenimden duyduklarım oluşturdu…

Mutluluk, kısmen dış koşullara, kısmen de kişinin kendisine bağlıdır. İnsanı mutluluğunu veya mutsuzluğunu etkileyen dış koşullar o kadar çeşitlidir ki; aile, çevre, inanç, gelir düzeyi, iş yeri… Say say bitmez.  Dış koşulları çoğu zaman değiştiremezsiniz. Ama kişinin kendini değiştirerek zorluklarla baş etmesi ve mutlu olması mümkündür.

Bizim insanımızın mutsuzluğun temel nedenlerinden birisi çevre baskısıdır. Çevre yalnızca kişinin ve eşinin ebeveynleri akrabaları ve yakın arkadaşlardan oluşmaz, “elalem” dediğimiz bazılarını çok az tanıdığınız, bazılarını hiç tanımadığını dış çevreden de oluşur. Genç çiftleri en fazla mutsuz eden, ailelerin yönlendirme çabasıdır. Hiçbir yeni evlilik yoktur ki “sizinkiler-bizimkiler” tartışmaları yaşanmasın. Evliliklerinden sonra uzun yıllar bir çocuk veya bir erkek çocuk sahibi olamadıkları için hayatları işkenceye dönüşen pek çok kişinin mutsuzluğuna tanık oldum. 

Çevre kadınları mutsuz etmekte daha acımasız... Bir erkeğin kadına empati yapması çok zor ama bazen üzerine kuma getirilen kadınların neler hissettiğini düşünmeye çalışıyorum, o anda düşünme yetim kayboluyor. Çok sevdiğim bir uzak yengem vardı, çalışkan, sevecen, herkesin yardımına koşan insan iyisi bir melek. Çocuğu olmayınca üzerine kuma geldi. O gün gözlerinde gördüğüm buğulu hüzün hayatının sonuna kadar kaybolmadı... Onu her gördüğümde “Ali Hocanın teorisi her kişi için geçerli değil galiba” diye düşünürdüm...  

Bırakın geleneklerin kadını dışlayan yanını, yalnızca atasözlerimize baksak, kadınlarımıza mutluluğun haram olduğunu görürüz: “Kızını dövmeyen, dizini döver.”, “Oğlan doğuran övünsün, kız doğuran dövünsün.”, “Oğlan olsun deli olsun, ekmek olsun kuru olsun.”, “Oğlanı her karı doğurmaz, er karı doğurur.”, “On beşinde kız, ya erde gerek ya yerde.”, “Ana gezer, kız gezer, bu çeyizi kim düzer.”, “Al atın iyisini yiyeceği bir yem, al avradın iyisini giyeceği bir don.”, “Gelin eşikte, oğlan beşikte.”  “Elinin hamuruyla erkek işine karışma.”, “Kızı gönlüne bırakırsan ya davulcuya kaçar ya zurnacıya.”... Ve toplumsal müdahaleler. Saçının renginden kıyafetine, eteğinin boyundan başörtüsüne, okumasından gezmesine sürekli baskı altındaki kızların-kadınların bir erkek kadar mutlu olması mümkün mü? 

“El âlem ne der ?" düşüncesi hem erkekler, hem kadınlar için hayatı bir hapishaneye çevirir... Bir dizide annesine “Anne ben el âlemin olmadığı bir dünyada yaşamak istiyorum” diye haykıran genç kız, aslında toplumsal baskılardan kurtulup mutlu olmak isteyen tüm gençlerin arzularını dile getirmektedir...

 Mutlu olmak için olumlu düşünceyi hayatımızın merkezine koymak zorundayız. Olumsuz düşünce olumsuz düşünceyi çağrıştırır. Ve mutsuz olursunuz. Felaket habercisi tipler vardır. Onlara bakarsanız yarın kıyamet kopacaktır. O tipte birkaç arkadaşım oldu. Kendileri mutsuz oldukları gibi uzun süre birlikte olursanız mutsuzluklarını size de yansıtırlar. Bu insanlar kolay kolay değişemedikleri için en iyisi bu insanlardan uzak durmak...

Zaman içinde hayat felsefem de şu şekilde oluştu; değiştirebileceğin, düzeltebileceğin konularda elinden geleni yap çabala, ama iş istediğin gibi sonuçlanmazsa dert etme. Ve hiç bir zaman keşke deme… Görevlerimi, işlerimi eksiksiz yapmaya çalıştım. Hatta gereğinden fazla ciddiye aldım işimi. Keşke dememek için mükemmeliyetçi oldum. Hatta strese bile girdim.  Ama görevim bittikten sonra geri dönüşü olmayan hataları, yanlışları dert edinmedim. Olanla ölene çare yok dedim. Geçmişten, geçmişteki hatalardan ders aldım şüphesiz. Ama geçmişe, geçmişte kalan ve değiştiremeyeceğim şeylere hiç takılmadım. Bu da benim mutluluk çizgimi uzattı… Hiçbir zararını da görmedim bu hayat felsefemin... Tek problem, eşimin zaman zaman dile getirdiği “Ne kaygısız, ne vurdumduymaz insansın?” serzenişleri oldu...

Uzmanların mutluluk çizgimizi uzatmak için açıkladıkları önerilerden benim de katıldıklarımı sıralayarak yazımı noktalayayım: Spor yapın. Amaçlarınızın peşinde gidin. Geçmişe takılıp kalmayın. Sevdiklerinizle birlikte olun. Bardağın dolu tarafını görün. Sevdiğiniz/seveceğiniz hobiler edinin. Kitap okuyun. Yalandan uzak durun. Doğayla iç içe olun. Evcil hayvan edinin. Öfke kontrolünü öğrenin. Hayatınızı etkileyecek kararlar alırken iyi düşünün, başkalarından etkilenmeyin.  Strese girmekten kaçının. Nefreti sözlüğünüzden çıkarın. Sevin, sevin, sevin...

 

[i] Altmışlı yıllarda öğretmen açığını kapatmak için lise ve üniversite mezunları askerliklerini yedek subay öğretmen olarak yaparlardı. Tahminimce Lise mezunları köy ve kasaba okullarında, üniversite mezunları da kent okullarında öğretmen olurdu.  

Yazar Hakkında:

Fazlı KÖKSAL

Yazarın diğer makalelerinden: